31 Ağustos 2009 Pazartesi

ADA MEZE


Ada Meze, tamamen annemin verdiği bir isim. Aslında bildiğiniz patlıcan, biber kızarması. Üzerindeki sosu nedeniyle şakşukayı çağrıştırıyor. Öyle ya da böyle bizim evin misafir ikramı kalemlerinin başında geliyor. Kim gelecek olsa, Sevda Abla "Ada Meze" var mı diye muhakkak soruyor :) Tabii sağlıklı yaşam nedeniyle kızartmaya hasret vatandaşın bu tepkiyi vermesi son derece olağan.
Ramazanda da sofralarımızda Ada Meze.
Kayıtlarda bulunması adına buyrun malzemeler:

Adetleri kişi sayısına göre ayarlayabilirsiniz.


  • Patlıcan

  • SivriBiber

  • Kırmızı(Kombo) Biber

  • Çarliston Biber

  • Kızartmak için sıvıyağ

Sosu için



  • 3-4 adet domates

  • 1 yemek kaşığı salça

  • 4-5 diş sarımsak

  • tuz

Tüm sebzeleri zar şeklinde ufak ufak doğrayıp ayrı ayrı hazırlıyoruz. Sırasıyla patlıcan ve biberleri kızartıp kağıt havlu serdiğimiz bir tabağa alıyoruz.


Domatesleri rendeliyoruz. Bir tencerede salça, ince ince doğranmış sarımsak ve tuz ilave edip bir müddet pişiriyoruz.


Kızarttığımız sebzeleri servis edeceğimiz tabağa alıp, üzerine sosunu döküyoruz. Arzuya göre süzme yoğurt ile süsleyip servis ediyoruz.


Afiyetle,

28 Ağustos 2009 Cuma

TEPSİ KÖFTESİ

Fırında pişen yemeğin tadı daima başka oluyor. Köfte esasen aynı köfte, üzerindeki de aynı patates olmasına rağmen bu yemeği çok severek tüketiyoruz. Halen güncel bir iftar sofrası menüsü yayınlayamamış ben, Tepsi Köftesi ile bir sonraki yazıma kadar sizleri baş başa bırakıyorum.

Bu ara çok uzun sürmeyecek onu da belirtmek istiyorum:) Dün akşam iftar sonrası bir mesai ile bu akşamki konuklarım için hazırlandım. Yani bir sonraki tarifim güncel bir ramazan sofrasından geliyor...

Gelelim köfteye :)
Malzemeler: (2 kişilik - ancak 4 kişi rahatça tüketti) :)


  • 250 gr yağsız dana kıyma

  • 1 adet orta boy soğan

  • 1 çorba kaşığı tereyağ

  • tuz-kimyon-kırmızı biber-karabiber

  • 2 adet orta boy patates

  • domates,biber

Soğanı rendeleyip suyunu iyice sıkıyoruz. Kıyma, soğan ve baharatları iyice yoğuruyoruz. Tereyağını da ilave edip bir harca iyice yediriyoruz. Pişireceğimiz tepsi ya da borcamın (ortalama 20-22 cm çapında olmalı, daha büyüğü köftenin çok ince olmasına neden olacaktır) dibini yağlayıp kıyma harcımızı koyuyoruz. Elimizle bastırarak tepsinin dibine iyice yerleştiriyoruz. Patatesleri soyup yuvarlak doğruyoruz ve köfte harcının üzerine diziyoruz.Domatesleri de yuvarlak doğrayıp, patateslerin üzerine yerleştiriyoruz. Biberleri de koyup önceden ısıtılmış 170 derece fırında pişmeye veriyoruz. Ara ara kontrol ederek, gerekirse tepsimizi çeviriyoruz. Patatesler pişince yemeğimizi fırından alıyoruz.


Bir spatula yardımı ile köftemizi servis edeceğimiz tabağa çıkartıyoruz.


Afiyetle,

Servis Önerisi:

Mantarlı & Mısırlı Pilav

25 Ağustos 2009 Salı

KAŞARLI MANTAR SOTE

mantar sote



Sanırım uykusuzluk vuruyor beni en çok. Yememişim, içmemişim .. bunlara alışıyor insan da cidden uyu, kalk, saati tekrar kur, yediğin için uyuyama, tam uyudun yine kalk, serviste uyu, uyan, işe başla .. çok fenayım çokkk..Sabah 6'da kalkmasam ne güzel olurdu :)
Ramazan ayının benim için en zorlayıcı yanı bu işte. Uyku konusu. Sabah çok erken uyandığım için ve gece de uykum bölündüğü için tabiri caizse perişan bir görüntü sergiliyorum :)
Ama tüm bu uyku sorununun ötesinde hakikaten büyülü bir şey.Yani vücuduna saat takılı gibi acıkacağı saati bilen ben, nasıl oluyor da akşam iftar saati geldiğinde dahi acıkmamış oluyorum, kendime şaşmıyor değilim.
Bu sene iftar sofralarımız son derece mütevazi.Mevsimsel olarak sanırım canım hiç ahım şahım bir şey çekmiyor.Annemin tabiri ile "bana bir tek çay yeter" moddayım.Eşim de aynı durumda.Zaten insan ikinci lokmasında tıkanmıyor mu? O yüzden henüz buraya taşıyabileceğim özel, daha önce yayınlanmamış bir yemeğim olmadı. Ben de eskilerden dem vurmaya devam ediyorum. Kaşarlı mantar soteyi aslında garnitür olarak etin yanına yapmıştım ancak yanına güzel bir pilavla ana yemek olarak da ikram edilebilir. Mühim olan mantar sevmek sanırım. Bu kilit soru. Çünkü 10 kişi dizsek mantar sevmeyen 7 kişi çıkartabiliriz :) Protein olarak son derece zengin olan mantarın kötü bir namı var sanırım. Ben çok severim ve bayıla bayıla da yerim. Ama dünya yemekseçme şampiyonu değerli eşim tabii ki kimseyi şaşırtmaz ve birçok kişinin yemediği mantarı o da yemez :) Bu menü bir misafir durumundan kalma.. Yani sırf ona pişmemiş bir yemek olduğu için "özgür kız mutfakta kendini rahat ifade edebilmiş" durumu söz konusu.

Malzemeler:
  • 1/2 kg mantar (ince doğranacak)
  • 2 adet domates (kabukları soyulmuş, küp küp doğranmış)
  • 3-4 adet biber (ufak ufak doğranmış)
  • 1 adet ufak boy soğan (küp doğranmış)
  • 1-2 diş sarımsak (ufak ufak kesilmiş)
  • 1 yemek kaşığı domates salçası
  • 1-2 yemek kaşığı sıvıyağ
  • tuz-karabiber-kekik
  • üzeri için kaşar peynir (dil peyniri de olabilir)
  • sıcak su

Mantarları güzelce temizleyip, kararmaması için limonlu suda bir müddet bekletiyoruz. Mantarlar da dahil olmak üzere doğranması gereken tüm malzemeleri hazırlayıp bir tencereye sıvıyağımızı koyuyoruz.

Önce soğan ve sarımsakları kısık ateşte soteliyoruz. Sonrasında biberleri ekleyip , yumuşayana kadar pişiriyoruz. Biberler kıvama gelince mantarları ekliyoruz. Suyunu salıp tekrar çekene kadar kavuruyoruz. Domates ve salçayı ilave edip , yaklaşık 1 -1,5 çay bardağı kadar sıcak su ekliyoruz.Baharatını da ekleyip, tencerenin kapağını kapatıp, kısık ateşte yaklaşık 5 dk kadar tüm tatların birleşmesi için pişmeye bırakıyoruz. Pişen sotemizi ısıya dayanıklı bir başka kaba (servis etmek istediğiniz) alıp üzerlerine dilim ya da rende, nasıl arzu ederseniz, kaşar peyniri serpiyoruz. Sıcak fırına verip kaşarların erimesini ve hafifçe üzerlerinin kızarmasını sağlıyoruz.

Not: Soteyi misafirleriniz gelmeden pişirebilir, fırına verme işlemi sofraya geçme aşamasında yapabilirsiniz. Bu sayede sıcak servis etmiş olursunuz.

Servis önerisi: Hafif bir tereyağı ile güzelce pişirilmiş, dana bonfilenin üzerine konarak yanına pilav ile servis edilebilir.

Afiyetle,

21 Ağustos 2009 Cuma

PAZARLAMADA KİTLELERE ULAŞMAK

Oooo... Başlığa bakılırsa derin bir mevzu geliyor demeyin. Tez ödevi niteliğindeki bu başlığın sebebi son dönemde yaşadığım örneklerin artması.

Önce Uno yaşattı aslında çoğumuza bu tecrübeyi. Bir gün eve döndüğümde apartman görevlimiz ben yokken kendisine bırakılan kutuyu teslim edince, o heyecanı ilk kez yaşamıştım. İçinden çıkan adıma yazılmış mektup ve harikulade tasarlanmış bir pazarlama stratejisi ile tanıtılan ürünler, markanın kafamdaki algısını daha da güçlendirmişti. Uno , bunu ürün gruplarının tamamını tanıtana kadar devam etti , eee tabii ben de anlatmaya. Kitle tespiti noktasında son derece başarılı bulduğum bu aktiviteler dizisini Uno, harika bir organizasyonla sürdürdü.

Sonra Tefal, yeni piyasaya sürdüğü ürünü Actifry'ı tanıtmak amacıyla bizleri biraraya getirdi.Yine hedef kitle belliydi.. Sesini blog mecrasından duyuranlar.

Bir sonraki seferde Tamek, içecek grubunu bizlerle buluşturdu. Tamekids ile bu kutu vasıtasıyla daha yakından tanışmış olduk.

Tam mevsiminde, Algida'nın yaptığı bir diğer pazarlama faaliyeti ise ürünün ve markanın gücünü yerinde görme fırsatı tanıdı bizlere. Carte d'or lezzetlerini fabrika bantından tatmanın keyfini günlerce dilimize doladık.

Hem bir blog yazarı hem de pazarlama konusunda kariyerine devam eden bendeniz bu faaliyetlerin her birini bir örneklem, bir trend analizi şeklinde de değerlendirdim aslında. Tümü kendi alanında çok güçlü bu markaların faaliyetlerinin temelinde yatan şeyin özünün, marka bilinirliliği güçlendirmek ve kitlelere aracı kullanmadan ürünü birinci elden, direk temasla tanıtmak olması , günümüz pazarlama alışkanlıklarının ne derece boyut değiştirdiğini bizzat gösteriyor.

İşte bunların son örnekleri...

Geçen hafta yine Tamek'ten aldığım bir kutu oldu. Bu sefer içerisinde konserve, salça vb bir grup ürün yer alıyordu. Kutuların anlamını daha da arttıran isme gelen mektup ile birlikte. Açılan yeni websitesi ve yapılacak yemek yarışmasının tanıtımını içeren kutu yine bahis konusu olacak şekilde son derece etkin hazırlanmıştı.


Bir blog yazarı olduğum için değil, bu sefer şirkete direk tüm personele yönelik yapılan bir pazarlama faaliyetinden bahsedecek olursak, Amerika'nın meşhur Doughnut markası Krispy Kreme , Türkiye pazarına müthiş bir tanıtım ile girdi diye düşünüyorum.

Eğer bu faaliyet için ayırdığı bütçeyi iki ya da üç gün prime time zamanında televizyonda iki sefer reklam döndürerek kullansaydı, aynı etkiyi bırakır mıydı? Ben sanmıyorum.
Çünkü bütün haftasonu Bağdat Caddesi'nde kutu kutu ürün dağıtarak, sonrasında bizim şirket gibi personel sayısı yüksek firmaları hedef alıp onlara da dağıtım yaparak bir iki reklamla yapamayacağı tanıtımı yapmıştır diye düşünüyorum. Haaa bu arada Krispy Kreme'e ben bayıldım , hamuru müthiş.. Yumuşacık ve insanın yedikçe yiyesi geliyor:) Bu iyi bir şey mi tabii tartışabiliriz :)

Pazarlamacı damarım tuttu bu sabah, fazla tuşladım kusura bakmayın artık:) Ama hakedene bir iki kelam etmemek olmaz.

Tüm bu sözlerin ardından herkese iyi ramazanlar diliyorum. Sofralarınız bereketli, ağzınızın tadı yerinde olsun.

Afiyetle,



19 Ağustos 2009 Çarşamba

YENİ BİR BAŞLANGIÇ DAHA ...

Biliyorum iyice ihmal ediyorum artık.. Ama son bir kaç aydır, yoğun bir koşuşturmaca içerisindeydim. Çikomu :) evlendirdim. Yarı kaynana sayılırım :)
Bir çok blogda ramazan hazırlıklarını gördüm imrendim doğrusu.
Benim de mutfağa dönme vaktim artık geldi. Hadi bakalım atalım üzerimizdeki yaz rehavetini. Coşku ile karşılayalım mübarek ramazan ayını.
Afiyetle,

14 Ağustos 2009 Cuma

TAHİN HELVALI KEK

Hakikaten bazen eşimin dediği kadar varım. Ne zaman kek yapsam içine muhakkak bir şeyler karıştırma, sade yapmama eğilimim olmasına kızan eşim haklı. Bunu son yaptığımda da kendisine ispatlamış oldum sanırım. Ama vallahi elimden gelmiyor. Hadi dümdüz , içinde hiç bir ilave malzeme olmadan bir kek yapayım diyorum ama olmuyor. İçimdeki o ses hayat buluyor ve kulağıma fısıldıyor :)"Buzdolabına bir daha göz at, muhakkak katacak bir şey bulacaksın" :)

Cuma akşamı çok spot bir şekilde karar verip, yemeğe davet ettiğim arkadaşlarım için hızlısından bir menü oluştururken aklımda tatlı yapmak hiç yoktu. O yüzden iş dönüşü markete gittiğimde de herhangi bir malzeme almadım bunun için.

Ama eve gelince Sevgim'ciğimin doğumgününü beraber kutlamadığımız ve kendisine aldığım hediyeyi henüz vereceğim aklıma gelince , şu meşhur ses yine bir soru sordu bana :) Eeeee pastasız hediye olur mu hiççç?? Tabii olmaz :( Hazır da almak istemiyorum. Kimse gücenmesin ama hazır pasta hiç sevmem.Pasta yapmaya vaktim yok. Hem soğumaz , bir şeye de benzemez.. Keşke biraz malzemem olsaydı derken..... O ne bir paket kekun :) Tamam dedim, bir kek yaparım hem de hamiş arkadaşımın midesi de yoldaki bebişi de bayram eder :)

Hmmm neli kek yapsam? "İşte klasik soru" Sanki bir kek bir şeyli olmalı ? :)
Kakao ... Yok :( Bitmiş :(
Üzüm ... Engin yemez :(
Havuç ... Engin yemez :(
Limon ... Ben yemem :)

Ceviz ... hahh o var ... Eee ama azıcık kalmış :(

Dur bakayım o ne ? Kekun paketinin üzerinde bir tarif ... Tahin Helvalı Kek :)
Şimdi diyeceksiniz ki , kakao yok helvayı nerden bulacaksın.. Demeyin demeyin ... O var :)
İşte kekin içinde bir şeyler olma konusu böylece halloldu.. Hem de sonuç harika. Kimse içindekinin ilk tadışta ne olduğunu doğru tahmin edemedi. Tanıdık bir şey ama bu ne dediler hep :)


Gelelim kekin tarifine.. Keki tariftekine uygun şekilde yaptım ama bence şeker miktarı biraz azaltılabilir, bana fazla tatlı geldi. Bir de hani yukarıda yazdığım azıcık ceviz vardı ya o da bu kekin içine girdi ve bence sonuç daha da güzelleşti :)

Malzemeler:
  • 1 paket sade kekun
  • 4 adet yumurta
  • 180 gr eritilmiş margarin
  • 1 su bardağı süt
  • 1,5 su bardağı toz şeker *** bu azaltılabilir
  • 1 avuç ceviz (hiç dövmeden kattım)
  • 200 gr tahin helva (ben kakaolu kullandım)

Fırını 180 derecede ısıtıyoruz. Kalıbımızı iyice yağlayıp hazırlıyoruz. Yumurta ve şekeri krema kıvamına gelinceye kadar çırpıyoruz. Erittiğimiz margarini yumurta şeker karışımına ilave edip çırpmaya devam ediyoruz. Sütü de katıp kekunu ekliyoruz. Çırpma işlemine devam edip son aşamada helva ve cevizi ilave ediyoruz. Hazırladığımız kalıba karışımımızı döküp fırına veriyoruz. Yaklaşık 50 dk kadar pişiriyoruz. Fırından çıkartmadan evvel kürdanla pişip pişmediğini kontrol ediyoruz.

Bu hafif mayhoş tadı beğeneceğinizi düşünüyorum.

Afiyetle,

11 Ağustos 2009 Salı

KELEBEK PASTA

Dayısının kuzusu artık kocaman kız oldu. Tam 2 yaşında. İlk yaş pastasını burada olmadığım için ben yapamamıştım ama bu sefer onun deyimi ile MO.. pasta yapma şansım oldu.

Kelebek pastayı Naz kaç sefer üfledi saymadım ama sözlerini tam olarak söyleyemese de melodisinden kaçak vermedi. "İyi ki doğdun nazzz !!!" şarkısı dilinden eksik olmadı tabii onun dilinde. udududuuu naaaaa :)



Nice mutlu yıllara dayıcım :)

3 Ağustos 2009 Pazartesi

ZEYTİNYAĞLI ENGİNAR




Gelişim her daim memnuniyet verici bir unsur bence. Bir şeylerin daha iyiye, güzele doğru yol aldığını gözlemlemek ya da bunu algılıyor olabilmek. Hep çocuklarda hissettiğim bir şey bu benim aslında, onların büyümesine şahit olmak zaman denen izafi şeyi elle tutulur şekilde ispat etmiyor mu? Zamanı gözlemleyebilmek belki de sadece bu şekilde maddeleşirken bugün kendimde bir gelişime tanık oldum. Zeytinyağlı Enginar tarifi yazmış mıydım diye kendi bloğumu didiklerken bir baktım "O ne??" ayyy bir de o fotoğrafı beğendim de koydum mu ben yaa, diyiverdim. Sonra sakinleştim ve gelişimin tadını çıkarttım 2-3 sn. :) Kendine kızma Müge! Kendini sev, 2007'den bu yana algındaki, zevkindeki, gözündeki değişimi seyret ve kendini sev dedim :) Öyle de yaptım valla, ne yapayım :) İşte o bahsi geçen link .. Utanmadım bir de link verdim , hahahhaa :)



Ekim 2006'da blog yazmaya başladığım zamandan bugüne neredeyse 3 sene geçti ve sanırım Allah izin verir , yazmaya devam edersem 3 sene sonra bugüne dönüp "Aman Tanrım!!" nidaları atıyor olabilirim :) Gelişim de şart, eğitim de :)



Bu vesile ile pişirdiğim canım enginarlarımın yeni oyuncağımla çekilmiş fotolarını koymadan edemedim.O suda yüzen karanlık şeyleri unutun ve bir sonraki 3 sene için bunları hatırlayın sevgili dostlarım:) Duruma göre bakarız ve yine yapar, çeker, koyarız olmadı... Mecra bizim değil mi, ister atarız ister tutarız.. Ohhh yok keyfimize diyecek:)



Enginar, adını da tadını da sevdiğim bir sebze.. Ama en çok nesini seviyorum biliyor musunuz? Bence inanılmaz asil bir sebze. Yanlış anlamayın, altın fiyatı gibi inen çıkan pazarın en pahalı mahsülü oluşundan mütevelli değil, tabakta duruşunun zerafetini kastediyorum. Bence sofrada duruşu bile saraylı :) O yüzden tadını sevmemin yanında ikramını da şık bulduğum için mevsiminde sıkça pişiriyorum.



Tarifini vermişim daha önce.. Ama olsun, bir de burada dursun, ne zararı var? Hiççç :)



Malzemeler: (5 adet)

  • 5 adet enginar
  • 1 büyük boy kuru soğan
  • 1/2 çay bardağı zeytinyağ
  • tuz
  • 4 adet kesme şeker
  • 1 adet orta boy havuç
  • 1 adet orta boy patates
  • 1 kase bezelye
  • ince kıyılmış dereotu - ya da arzuya göre maydanoz (Ben maydanoz kullanıyorum eşim dereotu sevmediği için)
  • su


Soğanları küçük küpler halinde doğruyoruz. Havuç ve patatesleri de soyup küp küp doğrayarak hazırlıyoruz. Bezelye-havuç ve patatesleri bir kasede karıştırarak ilave etmek üzere bekletiyoruz.

Tenceremize zeytinyağını koyup, doğradığımız soğanları kısık ateşte kavuruyoruz. Soğanlar kavrulunca enginarları yerleştirip, kavrulan soğanları enginarların içine doğru alıyoruz. Hazırladığımız patates-havuç ve bezelyeleri enginarların üzerlerine paylaştırıyoruz.



Enginarların üzerine gelmeyecek şekilde su ilave edip, tuz ve şekerini katıp kapağını kapatıyoruz.Kısık ateşte pişiriyoruz. Yaklaşık 30 dk sonra bir bıçakla enginarların pişip pişmediğini kontrol ediyoruz.



Servis tabağına alıp, üzerlerine maydanoz veya dereotu ilave edip soğuk servis ediyoruz.


Bu aralar ActiFry'a takılmış durumdayım. Habire biber, havuç,kabak kızartıp duruyorum. Tabii ki sadece azıcık yağla :) Üzerine de bol sarımsaklı domatesli bir sos, tamamdır.. Var mı yaz gibisi? Yemesi de giyinmesi de kolay :)

Çenem düştü yine..

Afiyetle,

30 Temmuz 2009 Perşembe

GEZDİM, GÖRDÜM, DENEDİM, MEMNUN KALDIM, İZLEDİM, BEĞENDİM

Bugünkü bahanem mutfaktan değil. Başlığa bakıp da şaşırdıysanız eğer bugün biraz gezi, biraz alışveriş önerisi biraz da film tavsiyesinde bulunacağım. Her telden çalacağız anlayacağınız.


İZNİK'te bir gün ...


İlk olarak geçen hafta yıllık iznim esnasında ziyaret ettiğim İznik'ten bahsedeceğim sizlere. İznik'e benim bu ilk gidişim değil. Henüz 1 yaşımdayken İznik'te yaşamışız, mışız diyorum çünkü hiç hatırlamıyorum. Uzun zamandır gidip de görmek istediğim için daha da bir anlamlı oldu gidişim. İznik'e gidişimin sebebi Sevgili Dido'cuğumu ziyaret etmekti. İyi ki de yapmışız, o her zamanki misafirperverliği ile bize harika bir gün yaşattı ve bu sayede anılarımız , daha doğrusu annemin anıları canlanmış oldu.

Dido, yaz aylarını geçirdiği evini her zamanki gibi kendine has zarif zevki ile döşemiş, her köşesine beni hayran bıraktı. Elimde birbirimize alışmaya çalıştığımız yeni oyuncağım fotoğraf makinam ile oranın buranın heryerin :) fotoğrafını çektim , durdum.

Bahçesinde harika bir sofra karşıladı bizleri. Öğle vaktinde ulaştığımız için son derece becerikli olduğu İtalyan mutfağından seçmelerle güzel bir yaz masası hazırlamıştı.

Mönüde, Köy Ekmeğinden Bruschetta, Izgara Örgü Peynirli, Semizotlu Yeşil Salata, Spagetti Bolognese ve Çikolata Soslu Bisküvili Pasta vardı.
Yemeğin ardından sitede keyifli bir gezi yaptık. Heryerini yeşilin bürüdüğü cennetten bir parça olan bu harika yerleşim yerinin ne tarafında fotoğraf çekeceğimi şaşırdım gerçekten. Büyüleyici İznik Gölü'nün kenarında içtiğimiz kahveler, bakılan fallar sonrasında İznik'in içinde bir geziye çıktık.


İznik'e gidip de çini atölyelerini gezmemek olmazdı. Tarihi bir medresede yer alan dükkanlara gidip çininin şekil aldığı envai çeşidi, muazzam eserleri görmüş olduk. Aşağıdaki tabloya hayran kaldım. Fiyatı birhayli pahalıydı ancak el emeği göz nuru olduğu için kesinlikle değer diye düşünüyorum.

Son olarak İznik'te yaşadığımız evi ve eski komşularımızı da ziyaret ettikten sonra ayrılma vakti geldi. Biz yola çıkarken gün İznik'te harika bir tablo gibi batıyordu.




Yolda dönerken buraya kalmaya gelmeli, düşüncesi sardı aklımı. Çünkü yapılacak , gezilecek bir sürü şey kaldı. İznik, tarihi dokusu, doğal güzelliği, sanatı, tüm yol boyunca uzanan meyve-sebze bahçeleri, nefis yayın balığı (yemedik ama aklımızda kaldı) ile kesinlikle görülmesi gereken bir yer. Yolunuz düşerse şimdiden iyi gezmeler diyorum :)


Son dönem alışkanlığım "Easy Shop"



Ne zamandır bahsedicem, bir türlü fırsat bulamadım. İnternet üzerinden alışveriş yapmayı hem büyük kolaylık hem de geleceği günü beklemenin keyifli olduğunu düşünen bendeniz son dönemde Easy Shop'a sarmış durumdayım. DHL'in Amerika'dan alışveriş yapmayı kolaylaştıran bu hizmeti sayesinde artık heyecanla paket bekleme tecrübelerim hızla artıyor. Hazır dolar da bu kadar düşmüşken kim tutar beni değil mi? :) Özellikle pasta malzemesi, yeni kalıp temini gibi ihtiyaçlarımı Easy Shop sayesinde Türkiye'ye gönderim yapmayan tüm sitelerden karşılayabiliyorum. Easy Shop'un da mantığı bu zaten. Amerika'dan Türkiye'ye gönderim yapmayan web adreslerinden de alışveriş yapmamızı sağlıyor. Easy Shop'a kayıt olunca Amerika'da bir posta adresim oldu ve satınaldığım ürünlerin dağıtımı için bu adresi veriyorum. Sonrasında gönderilerimi isteğim zaman DHL ile Türkiye'ye gönderiyorlar. Özellikle http://www.kitchenkrafts.com/ sitesinden ayrılamıyorum :) Kullanımı kolay ve hesaplı bu hizmeti sizlere de tavsiye ederim.

Film Keyfi ve iki film önerisi

İzindeyken seyrettiğim iki filmden de keyif aldığımı söyleyebilirim. İlki Güz Sancısı, çektiği dizi ve filmleri , özellikle dönem eserleri olduğu için keyifle seyrettiğim Tomris Giritlioğlu'na ait olan bu film 50'li yıllarda geçiyor. Sağ-sol çatışmaları, azınlık grubuna bakış açısı ve tüm bu senaryonun içinde bulunan imkansız aşk.. Güzel işlenmiş bir hikaye...

Diğer bir film ise kitabını okuyanların pek beğenmediği yönünde yorum yapılan usta oyuncu Tom Hanks'in başrolünü oynadığı Melekler ve Şeytanlar.. Da Vinci Şifresi filminden sonra yine din unsurları -sırlar-çözüm bekleyen ipuçları barındıran bir film. Kitabı okumadığım için heyecanla seyrettim. Bu da benim fikrim değil mi :)



Ooooo.. Baya bir yazmışım.. Umarım sıkılmamışsınızdır...
Bir sonraki bahanemde görüşmek üzere..
Afiyetle,

27 Temmuz 2009 Pazartesi

SAĞLIKLI YAŞAM PASTASI


Sebze ye, spor yap, fit kal ... Herkesin dilinde.. Söylemek çok kolay ama yapması bana göre çok zor olmuş ve olacak şeyler :) Sebze kısmı tamam, çoookk severek yerim ama spor girişimlerim hep yarıda kalıyor. Tıpkı kışın başlayıp bitiremediğim plates dersleri gibi.
Bu pastabu süreci iyi yöneten birisi için istendi benden. Ne mutlu kendisine.
Geçen hafta yoktum, izindeydim. Kuzenim bile, Müge Abla , boşladın bloğu hiç bir şey yazıp çizmiyorsun diyor. Haklı da.. Bu aralar iyice saldım kendimi sanırım. Bakalım bu hafta eş dost doğumgünü,bebek partisi falan derken baya bir işim düşecek mutfağa.Gelişmelerden haberdar edileceksiniz elbette.
Afiyetle,

17 Temmuz 2009 Cuma

BEN10 KURABİYELERİ VE SÜNGER BOB PASTASI


Yine bir vesile oldu ve bu vesile ile bir çizgi film kahramanı hakkında daha bilgi sahibi oldum,BEN10. Çocukların son gözdelerinden BEN10 kurabiyelerini eski dostum Aylin'in oğlu Dodo için yaptık.


Pasta olarak da Sünger Bob isteyen Dodo'nun bakalım gelecek sene tercihleri ne yönde gelişecek. Merakla bekliyoruz :)
Afiyetle,

14 Temmuz 2009 Salı

MÜCVER ve BİRKAÇ FİLM ÖNERİSİ

Bu ara mutfağımda hep yazın nimeti sebze ve meyveler başrolde. Sanırım sizlerin de öyledir. Son derece sıcak olan havalar nedeniyle canımız hafif yiyecekler çekiyor sadece ve en iyisi de sanırım bu. Kabak benim en sevdiğim sebzelerden biri. Bir de kabuklarının o içimi bir hoş eden yapışkanımsı dokusu olmasa daha da iyi olacak ama ne yapalım, gülü seven dikenine katlanır değil mi:)
Daha önce bir kaç tane kabaklı tarif yayınlamıştım.
Belki bu vesile ile onları da incelemek istersiniz diye düşündüm ve hatırlatmak istedim:
Mücveri annem küçükken sıkça yapardı. Hele de kabak dolması yapıldıysa oyulan kabakların içinden muhakkak mücver çıkartılırdı sofraya. Buzdolabında öylece masum masum duran 2 minik kabakçığı görünce aklıma evlendikten sonra hiç mücver yapmadığım geldi ve hemen kendimize kadar sadece 5 dilim çıkacak şekilde hazırladım. Bu malzemeyi çoğaltarak servis edeceğiniz porsiyon adedine arttırabilirsiniz.
Malzemeler:
  • 2 adet ufak boy kabak
  • 1 adet yumurta
  • ince kıyılmış dereotu
  • ince kıyılmış maydanoz
  • 1 avuç ufalanmış beyaz peynir (arzu etmeyen koymayabilir ancak kullanılacaksa tercihen yağsız peynir kullanmakta fayda var)
  • 1 adet ufak boy kuru soğan (ufak ufak doğranmış)
  • Evde varsa ufak doğranmış 1-2 sap taze soğan (gerçekten tadı harika bir aroma katıyor ancak yoksa kullanılmayabilir)
  • 1,5 yemek kaşığı un
  • tuz, karabiber, kırmızı biber
  • Kızartmak için sıvıyağ
Kabakların kabuklarını iyice yıkayıp derin bir kabın içerisine rendeliyoruz.İyice suyunu sıkıyoruz. Soğanımızı da ufak ufak doğrayıp kabaklara ilave ediyoruz. Dereotu, maydanoz, peynir, varsa taze soğan, un,yumurta ve baharatlarını ilave edip tüm malzemeyi iyice karıştırıyoruz.
Bir tavaya sıvıyağ koyup kızdırıyoruz. Kızan yağa bir kaşık vasıtasıyla hazırladığımız harçtan koyup kaşığın tersi ile harcı yuvarlak şekle gelecek biçimde yayıyoruz. Tüm harç bitene kadar aynı işlemi uyguluyoruz.
İster soğuk, istersek de sıcak şekilde servis ediyoruz.
Servis önerisi : Yoğurt ile servis edilebilir. Ya da önceden hazırlayıp, ikram etmeden önce üzerlerine biraz kaşar peynir rendesi konup fırına verilerek daha şık bir servis elde edilebilir.
Sinema Keyfi
Ne zamandır film önerisinde bulunmadığımı farkettim. Malum ekranlara da yaz geldi ve izleyecek bir şeyler bulmak bir hayli zorlaştı. Ben de bunu vesile ederek hemen hemen her gün bir film seyrediyorum.
İşte son seyrettiğim bir kaç film, tabii ki romantik komedi ağırlıklı :)

Prens ve Ben 3 - Serinin son filmi. Artık sadece vakit geçirmek için seyrediyorum denilebilir. İlk iki film biraz daha romantikti , seyrettiriyordu ama balayı seyahatlerini konu alan son film artık bu seriye son vermeleri gerektiğinin sinyalini veriyor bence :) Ama eminim 4 çekilecek, orada da Amerika'lı halktan bir kızla, Danimarka kralının bebeklerini seyredeceğiz :)


Kehanet, güzel başlamıştı ama sonu beni hayal kırıklığına uğrattı diyebilirim. Günümüzden 50 yıl önce bir ilkokulda öğrencilere 50 yıl sonra nelerin olacağı ve değişeceği sorularak, resmedilmesi isteniyor. Çocukların yaptıkları bir kapsüle konarak okulun bahçesine gömülüyor ve 50 yıl sonra açılıyor. Kapsülden çıkanlar ve zaman zaman ürperten sahnelerle gelişen film, çocuklarla seyredilmemeli.


Angelina Jolie... Bu kadar güzel oynanmaz ..Harika bir film. Seyretmenizi muhakkak tavsiye ederim. 1928'de başlayan filmde oğluyla yaşayan bir kadının başına gelenler anlatılıyor. Uzun ama seyri muhteşem.




İşte tam benlik bir film. Kafa dağıtmaya birebir. Bayanlar, bu filmin karelerinde kendimizi görmememiz işten bile değil çünkü varız :) Alışveriş sapığı bir kızın başına gelen komik durumlar.Çok eğlenceli çokkk :)



Bu da komik bir film ama yanınızda çocuklarınız olmasın dikkat ! Bir çiftin tam çocuk sahibi olacakken yanlış anlaşılmalar nedeniyle 9 ay boyunca birbirleri ile konuşmamalarını konu alıyor. Açık denebilecek sahneler var!

İşiniz , erkekleri terk eden kadınlara , terk ettikleri erkeğin ne kadar iyi biri olduğunu hatırlatmak mı ? Hem de bunu iğrenç bir profil çizerek mi yapıyorsunuz ? En yakın arkadaşının sevdiği kıza , arkadaşının değerini göstermek isteyen genç kurduğu tuzağa kendi düşerse ne olur? My Best Friend's Girl, bunu konu alıyor. Bu film de içerik itibari ile çocuklarla seyretmeye uygun değil ancak eğlenceli.

Afiyetle,

11 Temmuz 2009 Cumartesi

TARİFLER HAKKINDA

Bugün bilgisayarımı açıp, yazıma konu edeceğim mücverin tarifini yazmak üzere internete girdiğimde mailboxumda yazdığım bir tarife gelen bir yorumu okudum ve gerçekten çok üzüldüm. Hemen yorum bırakan okuyucunun mail adresini ya da varsa bloğunu tespit etmek ve kendisine de üzüntümü belirtmek istedim ancak malesef bu bilgilere ulaşamadım.Ben de buradan, genel bir ortamdan yazmak istedim. Umarım kendisi de okur.
Bu yazıyı yazmadan önce yaptığım ilk iş, doğruca mutfağa gidip dolabımdan muhtemelen herkesin evinde varolan, o arası ufacık ufacık kağıtlarla dolu olan , kenarın köşesinde bir şeylerin modelinin, yapılışının gelişigüzel çizili olduğu yıllardır kullandığım tarif defterimi çıkarttım. Bunu yapmamdaki amacım bir şeyleri buraya yanlış yazıp yazmadığımı kontrol etmekti. İnsanız, olabilir ancak burada bir bilgiyi eksik ya da hatalı yazmayı bilinçli yapmayı bırakın kendime hiçbir blog yazarına yakıştıramam.
Değerli ziyaretçim Panda Pasta tarifimi denemiş ve bir hayal kırıklığı yaşamış. Bu tarifi daha önce de uygulayan bir başka okuyucu daha malzemeler ile ilgili yorumda bulunmuştu, kendisine de aynı yanıtı yazmıştım, buradan yinelemek , pastanın tarifinde eksik, fazla herhangi bir bilgi olmadığını belirtmek istiyorum.
Kendim dahi sıkça uygulamadığım için bu pastayı her zaman tarif defterime bakarak yapıyorum ki tarifimde boş yerler olduğu, ben yaptım ancak sizin gibi güzel olmadı gibi sözler duymak istediğim vs. konularına son derece üzüldüğümü bilmenizi isterim. Görsel olarak beğenmeyişinize yorum yapamam ancak bir şeyleri bilinçli olarak eksik yazmış olduğumun ima edilmesini kabul edemeyeceğim.
Hiç bir ticari çıkarı bulunmayan, kişisel mutfak deneyimlerini arşivleyen biz blog yazarlarının bu tip eğilimlerinin olmasına ne sebep olabilir? Kendimize saklamak istesek bu ortamları niye vesile edelim ?
Emeğinizin boşa gitmiş olmasına duyduğum üzüntüyü de bilmenizi isterim.
Bu blogdan tarif alma konusuna ise cevap vermeyi uygun bulmuyorum zira yine belirttiğim üzere tarifim, diğer tüm tariflerimde olduğu gibi benim uyguladığımın aynısıdır.
Afiyetle,

6 Temmuz 2009 Pazartesi

"DENİZCİ TOLGA BİR YAŞINDA" PASTASI


Kimi çocuklar adrenalinle doğarlar. Onlar doğuştan ya bir tekne üzerindedir ya da bir bakmışsınız annelerinin, babalarının sırtında bisiklet tepesindedir. Diğer ebeveynlerin yaptığı gibi değil, onların anne-babalarının yaklaşımları farklıdır. Üşüyecek, aman hasta olur gibi endişeler olmadan hayatlara bizzat entegre edilirler.Daha bebekken sporcu nedir tanırlar. İşte Tolga bebek böyle bir anne-babanın çocuğu. Akranları kırkı çıkmadan evden çıkartmak değil kapıdan baktırılmazken, o yelkenli tepesinde, bisiklet sırtında, kah orada kah burada geçiriyor doğduğundan beri günlerini.
Eeee.. Buna bağlı olarak 1. yaş partisinin temasında da deniz ve yelken konsepti vardı.Annesi benden pasta siparişi istediğinde keyifle yapacağım bir pasta olacağına hiç şüphem yoktu ve hakikaten öyle de oldu.

Tekrar Tolga'ya nice mutlu yıllar diliyorum.

Afiyetle kalın,

2 Temmuz 2009 Perşembe

SOĞUK ÇORBA

Tekrar merhaba.


Bir önceki yazım üzerine gönderdiğiniz yorumlarınız için çok teşekkür ediyorum. Biraz edebi bir yazı olduğuna, tam algılanamadığına dair yorumlar aldım. Burada, küçükken tuttuğum günlüğe yazdığım gibi içimi dökmekten hoşladığım için yazı biraz edebi kaçmış olabilir. O an ne hissediyorsam yazdıklarım ondan ibaretti.Evet anneannemi kaybettik. Ama bu kaybediş, içimdeki kocaman boşluğun büyüklüğünü birkez daha gösterdi bana. Hiçbirşey değişmeseydi ne olurdu diye düşündüm ve bunu dile getirdim.


Hayat kaldığı yerden devam ediyor elbette. Boşluklarla yaşamaya alışıyor insanoğlu. Bu yetiye sahip olmasaydık zaten çok daha zor olmazmıydı herşey. İçimizdeki büyük inançla herşeye dayanma gücüne de sahip oluyoruz.Gidenlerin, bırakanların ardından da bakıyoruz önümüze, geleceğimize.Daha fazla yine edebileşmeden sözü burada kesiyorum.


soğuk çorba



Bugün benim olmasa da benim gibi sevdiğim başka bir anneannenin tarifini vereceğim size.

Sıcak yaz günlerinde ağır yememek için bunu sıkça yapıyormuş. Bir keresinde ben de denk geldim ve Neriman'cığımın soğuk çorbasından içme fırsatım oldu. Bu çorbaya benzer içinde farklı farklı malzemelerin olduğu çeşitlerini daha önce de denemiştim. Bunu farklı kılan şey hiç bir şey yemez, lakabı "yemekseçer" eşimin de ağzının tadına uygun oluşu oldu. Yaz başından beri dolabımızdan artık hiç eksik olmuyor. Bunun sayesinde evdeki pilav-makarna egemenliği yok oldu, yemekler daha hafif ve sağlıklı bir hal aldı. İster tek başına bir öğünü geçiştirmek üzere, isterseniz zeytinyağlıların ya da ızgara etlerin yanına garnitür gibi de ikram edebilirsiniz.

Malzemeler: (8 kişilik)

  • 1 çay bardağı buğday
  • 1,5 çay bardağı nohut
  • 1 kilo yoğurt
  • soğuk su
  • 2 tatlı kaşığı kuru nane
  • arzuya göre tuz
  • haşlamak için su

Buğday ve nohutu bir gece önceden ıslatıyoruz. Ertesi gün ikisini birden düdüklüye koyup üzerini 2-3 parmak geçecek şekilde su koyup pişiriyoruz. (Benim düdüklümde 25 dk kadar sürdü) Piştikten sonra soğutup yoğurt ilave ediyoruz. Soğuk su ilave edip sulandırıyoruz. Nane ve tuz ekleyip kasede servis ediyoruz.

Afiyetle,

29 Haziran 2009 Pazartesi

DÖNÜŞÜM HİÇ DE MUHTEŞEM OLMADI

Bir film seyretmiştim birgün. Kızın biri bir trene biniyor ve hayatı o trende şekilleniyor.. Ya o trene binmeseydi ne olacaktı? Film o iki senaryoyu da gösteriyordu.. Birbirinden farklı o iki hikayeyi.

Acaba başka olsaydı benim senaryom nasıl bir hayatım olurdu diye düşündünüz mü hiç? Ben bunu sıkça yaparım. Anlamsızca olsa da yaparım.

Benim trenim neydi acaba diye düşünürüm hep.. Ya "O" hiç çıkmasaydı karşımıza ... Ya "O" olmadığı için hayatımızda daha mi normal olurdu herşey? Ben de bilir miydim herkesin hayatının içinde olan normal şeyleri, hisleri ? "O" olmasaydı , herkes olduğu gibi kalır, sevilmeye değer olmaya devam eder miydi? "O" olmasaydı ben daha mı az güçlü olurdum yoksa daha da mı güçlü ?
"O" olmasaydı gitmem dediğim yerler , bakmam dediğim yüzler olur muydu?

"O" olmasaydı burada da dökemediğim gözyaşını dökermiydim yine aynı gün aynı saatte sen gittiğinde?

Ben çocukken adımı bilen çocukluğumun anneannesi de gitti uzaklara..

İçimde hep o soru olacak, sonuna kadar ?

Ya "O" olmasaydı daha çok mu acı çekerdim, daha az mı ?

18 Haziran 2009 Perşembe

ZEYTİNYAĞLI KABAK YEMEĞİ


Kısa bir süre burada olmayacağım. Biraz gidip dinlenme zamanı geldi çok şükür. Dönmenin stresi gitmeden basıyor ya çok kızıyorum kendime aslında ama engel de olamıyorum. Olsun, yine de gitmek güzel.. Dönecek yer olması da güzel diyorum kendime , teselli ediyorum :)

Ben yokken kendinize bahane yaratmayı ihmal etmeyin sakın.Kendiniz için , sevdikleriniz için , iyi hissetmek için, mutlu olmak ve etmek için bahaneleriniz hep cebinizde olsun.

Bugün yazacağım yemek tam bir yaz mutfağı ürünü. Kabak seviyorsanız, yapması pratik, tadı lezzetli bu yemeği de seveceğinize şüphem yok.

Malzemeler:


  • 3-4 adet kabak

  • 1 adet orta boy kuru soğan

  • 2 adet orta boy domates

  • 2 yemek kaşığı pirinç

  • 1/2 çay bardağı zeytinyağ

  • 1 su bardağı su

  • 3-4 adet kesme şeker

  • tuz

  • üzeri için dereotu

Kabaklarımızı yıkadıktan sonra soyucunun tırtıklı kısmı ile kazıyoruz. (Eğer soyucu aleti yoksa çatalla da yapılabilir) Bu şekilde bence çok şık duruyorlar :) Kabaklarımızı halka halka kesiyoruz. Soğanları ufak ufak doğruyoruz. Domatesleri de minik küpler halinde kesip hazırlıyoruz. Pirinci yıkıyoruz.


Tenceremizin önce soğanları koyuyoruz, üzerine kabakları ve domatesleri ilave ediyoruz. Yağını, suyunu, tuzunu, pirinçleri ve şekerini ekleyip, kısık ateşte yaklaşık 30 dk kabaklar yumuşayıncaya kadar pişiriyoruz.


Pişen yemeğimizi soğumaya bırakıyoruz. Servis ederken üzerine ince kıyılmış dereotu serpiyoruz.


Afiyetle kalın, kendinize iyi bakın.


Kısa süre sonra görüşmek üzere !

12 Haziran 2009 Cuma

BALKONDA ÇAY KEYFİ & PATLICANLI BÖREK

Yazıya şöyle başlamak lazım: Efendim balkon var , balkon var.. Bizim naçizane balkon bu hanımları pek kesmez ama maksat muhabbet dedik tıkışıverdik bizim ufacık tefecik mini minicik balkoncuğumuza.

Adaş Şekerim , Yasom bizim eve buyurmuş, güzel bir meni oluşturmak lazımdı tabii. İşin erbapları gelince özen daha da bir artıyor haliyle.


Bu çay davetine de şunlar seçildi:






Yedik, içtik... Sohbetin tüm demlerine vurduk...

Sıra geldi tarif vermeye:

Patlıcanlı Börek yapmak aklıma düşünce, her zamanki gibi blogları şöyle bir dolaştım. Sevgili Burçin'in bloğunda okuduğum yöntem hoşuma gitti ve bunu uygulamaya karar verdim.

Tadı son derece lezzetli oldu. Ancak bir sonraki sefere sanırım aralarına yağ-süt-yumurta karışımı değil, sadece yağ süreceğim. Ben tercih olarak çıtır çıtır böreği sevenlerdenim. Eğer yumuşak börek seviyorsanız yağ-süt-yumurta karışımı tam size göre demektir.


PATLICANLI BÖREK
Malzemeler: (1 yufkadan 4 adet börek elde ediliyor)
  • 3 adet yufka
  • 3 adet patlıcan
  • 1 adet ortaboy kuru soğan
  • 2 adet çarliston biber
  • 2 adet domates
  • sıvıyağ
  • 2 adet yumurta (bir tanesinin sarısı üzerine)
  • süt (arasına sürmek için)
  • çörekotu & susam
  • tuz-karabiber

Patlıcanları küp küp doğrayıp tuzlu suda bir müddet bekletiyoruz. Tencereye 2-3 yemek sıvıyağ koyup yemeklik doğradığımız soğanları soteliyoruz. Biberleri ve domatesileri ufak ufak doğruyoruz.Sotelenen soğanlara önce biberleri ekliyoruz. Renkleri değişince suyunu süzdüğümüz patlıcanları ilave ediyoruz.Son olarak domatesleri ekleyip, tuz ve karabiberini arzuya göre koyuyoruz.1 çay bardağı su katıp, suyunu çekene kadar pişiriyoruz.

Süt-yumurta ve sıvıyağı bir kasede çırpıyoruz.

Yufkayı tezgaha serip her yerine bu harçtan sürüyoruz. Önce karşılıklı iki kenarını katlayıp sonra diğer kenarları katlayıp bir kare elde ediyoruz.Üzerine tekrar harçtan sürüp oluşan kareyi 4 eşit parçaya kesiyoruz. Oluşan herbir karenin ortasına patlıcanlı harcımızdan koyup bohça şeklinde katlıyoruz. Katladığımız kısmı altta kalacak şekilde yağlanmış ya da yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine diziyoruz. Tüm yufkalara aynı işlemi uygulayıp, son olarak üzerlerine yumurta sarısı sürerek susam ve çörek otu serpiyoruz.

Önceden 180 derecede ısıttığımız fırında üzerleri kızarana kadar pişiriyoruz.

Aman lafa dalıp fazla kızartmayın, benimkiler gibi oluyor :)

Afiyetle,

10 Haziran 2009 Çarşamba

BEBEK GELİYOR PASTASI

Rara Avis - Latince'de "Ender Kuş" demektir. Fakültedeyken profesörümüz bize "Sizler birer RARA AVISsiniz , bunun kıymetini bilin!" der , bize Latince'nin ve antik toplum kültürünün değerini bu şekilde anlatırdı.
Biz nasıl kuşlarız, nadir miyiz, göçebe mi bilemiyorum ama bu söylem bizim aramızda bir kurgu olarak baki kaldı. Üniversiteden beri hiç kopmayan dostluğumuzun jargonu, aramızda neredeyse bir parola olmaya devam ediyor.
Görüşmeye devam eden bu 4 rara avisten birinin hamile oluşu bana bu söylemi elinde diploması ve başında kepi ile pastaya yansıtma fikri verdi.
Son derece keyifle yaptığım bu pastanın benim için anlamı çok büyük. Müthiş bir telaş ve keyifle onu bekliyor olacağız.

Seni bekliyoruz MİNİK RARA AVİS :)

Afiyetle,

4 Haziran 2009 Perşembe

ÇİLEKLİ YAZ TATLISI & DONDURMA ETKİNLİĞİ



2009 yazı bizimle saklanbaç oynuyor sanırım. Karanlık bir hava var dışarıda. O kadar karanlık ki ofis bile daha aydınlık kaldı. Güneş bir gülüyor bir kaçıyor. Nedense tam olarak kucaklayamadık bu sene henüz yaz mevsimini.Umarım nimetini bizden esirgemez, doya doya tadını çıkartabiliriz.

Cumartesi günü eli üzerimizdeydi. Mis gibi bir hava vardı ve bu mis gibi havaya da balkonda güzel dostluklar, hoş sohbet, tavşankanı çay ve naçizane el emeğim ikramlarım pek güzel gitti doğrusu.

Bu balkon keyfinin detaylarını daha sonra vereceğim. Bugüne yetiştirmem gereken başka bir başlık var, yoksa Yaso beni mutfağında pişirip, sıvayıp, katlandırıp, kaplayacak.

YE #45 Dondurma


Bu ay etkinlik sahibemiz Yaso olunca boyunumuz kıldan ince etkinliğe yakışır bir tatlı yapmak borcumuz oldu haliyle.
Algida fabrikası gezimizin sonrasında aslında dondurmayı az yiyen ben çok eksikmiş gibi bir de Kurabiye Güzeli sevdalısı oldum.
Bugün buradan sizlere tarifini vereceğim tatlı annemin malum demirbaşlarından biri hatta en meşhuru diyebilirim. Annem bu tatlıyı yaz, kış formata göre değişkenlik göstererek yapar. Bazen az sonra göreceğiniz gibi kedidili kullanır, bazen altında karamelize edilmiş etimek bulursunuz. Kışın muzlu, yazın çilek, şeftali çıkar önünüze. Bakarsınız bir borcamda çıkagelir bazen de tek tek kaselerde. Değişmeyen bir şey olur ki genellikle üzerine bolca hindistancevizi serper, kuzenim her seferinde bir daha serpmesen olur mu dese bile. Zaaf ne yapacaksın :)
Cumartesi günü konuklarıma balkon sefamız esnasında bir borcamda ikram etmeyi tercih ettim tatlıyı. Çilekleri en göz alıcı rengiyle sergilemek böyle daha hoşuma gitti. Ama etkinliğe ise aynı tatlıyı kuplarda uygulayarak katılıyorum. Tabii üzerine sevdiğiniz bir çeşit dondurma ikramı ile.
Lafı çok uzattım, artık tarife geçiyorum ve sizlere güzel ve keyifli günler diliyorum.
Malzemeler:
  • 1 kg süt
  • 5 tepeleme yemek kaşığı un
  • 5 tepeleme yemek kaşığı toz şeker
  • 1 paket vanilya
  • 125 gr margarin (sana tereyağ lezzetinde kullandım)
  • yaklaşık 25-30 adet kadar (yapacağınız sunuma ve tabağa göre değişir) kedidili (savuyer) bisküvisi
  • ıslatmak için süt
  • 1 kg çilek - başka meyve de tercihen kullanılabilir
Derin bir kapta süt, un, şeker ve vanilyayı koyalım ve karıştıralım. Sonra bu karışımı bir tel süzgeçten geçirerek bir tencereye alıp koyu muhallebi kıvamına gelinceye kadar karıştırarak pişirelim. (Kıvamını dha rahat ayarlamak için sütün ilk etapta hepsini dökmemenizi tavsiye ederim, unun markasına, kaşığın büyüklüğüne göre farklılık gösterebilir)
Koyu muhallebi kıvamına gelince margarini sıcakken ekleyelim ve yaklaşık 10 dk kadar (ne kadar uzun olursa o kadar iyi) mikserle çırpalım.
Borcamın tabanına soğuk ve şekersiz sütle ıslatılmış kedidili bisküvilerini bir sıra dizelim. Üzerine hazırladığımız kremadan dökelim. Bir sıra çilek dizip bisküvi dizme işlemini tekrarlayalım. (Kaba göre değişkenlik gösterecektir, benim işlemim iki kat bisküvide sona erdi. ) Kalan kremayı bisküvilerin üzerine dökelim ve ortadan ikiye kesilmiş çilekleri tatlımızın üzerine dizelim. Buzdolabında minimum 2-3 saat bekletip servis yapalım. (Kaşıkla servis edilir)
Kuplar için de ıslatılmış bisküviyi kup bardağımızın tabanına koyup kremadan üzerine dökelim. Çilekle süsleyelim. Arzuya göre hindistancevizi serpelim ve en sevdiğimiz dondurma ile şenlendirelim.
Afiyetle,

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails