28 Ekim 2009 Çarşamba

VENI.. VIDI ... VICI DİYEMEDİK :)

Dubai yolcuları döndü :) Ama başlıkta da yazdığım gibi ünlü söz "geldik, gördük, yendik" üçlemesini gerçekleştiremeden... LG'nin düzenlediği yemek yarışmasının Türkiye etabında ilk dörde giren grup olarak Dubai'ye giderken hakikaten umutluydum.Ama herşey umduğunuz gibi gitmiyor her zaman değil mi?
Dubai'den döndüğümde aklımda şu üç şey vardı..
1-Daha çok soru sor, iyice öğren !
2-Hayatta her zaman kurallar başrolde değildir !
3-Eğlenceli bir tecrübeydi!

Yemek yarışmasından bahsetmeyeceğim sizlere.. Çünkü yarışma , kuralları olan, bir düzeni olan, eşit şartların ve ve adil kararların geçerli olması gerektiği, oyun oynamanın resmi tabiridir bana göre. İyi ya da kötü bir şartı şurtu vardır. Sonunda öğrenmezsin ne yapman gerektiğini, başında bilirsin.

Size yemek yapma kaosundan bahsedeyim :)

Kaos'tan öncesine bakalım biraz..

Türkiye'de gerçekleşen kusursuz organizasyon sonrasında kafandaki sorular, aldığın cevaplarla örtüşür. Aldığın yanıtlardan tatmin olmuşsundur.Senin için söylenen kurallar geçerlidir.
İyi bir organizatörle (Gönenç, bu sensin) işlerin tıkır tıkır ilerler. Alanda sözleştiğin saatte buluşursun. Uçağına binersin, güle oynaya, seyrettiğin film bitmeden, kahkahaların kursağında kalarak Dubai'ye inersin. Kocaaammaannn odanda yatar uyursun, sözleştiğin saatte aşağıya inersin, grubunla buluşursun.

Hahhh işte kaos geliyor.. Geldi bile :)

Kaos gelir, seni programın 3. belki bilemedin 4. dilimini öne almış bir şekilde önce markete götürür. Ne pişirecekseniz malzemenizi alın der. Hmmmm sorular, sorular, sorular .. Neden soruyorum bu kadar soruyu? Programda yazmıyor muydu ?? Gönençççç ?? Bunu neden? Şunu neden? Bunu da? O olmazsa yoksa ?... gibi sorularla şişirirsin zavallı Gönenç'in kafasını.. Sen Gönenç'e sorarsın.. Gönenç kaos'a :=) Kaos'un cevabı.. Ne pişirecekseniz malzemesini alın...

Pişirilecek belli, pişirecekler de belli. Türkiye'den gelen nadide malzemeler cepte. Eksikleri tamamlayalım. 45 dk vaktiniz var.. Haydaaa alın verin ekonomiye can verin modu..

Aldınız mı ? Aldık.. Kaos der ki binin minibüse.. Mini mini minibüs..Bir ultra minibüse kaç kişi biner yarışmasıysa evet kazandık :)

Otele varınca kaos inin der, yol gösterir..Kocamaaann bir balo salonu. Ucunda 5 bayrak..Türkiye, İran, Suudi Arabistan, Güney Afrika, Birleşik Arap Emirlikleri. Altında 10 masa.Her masada bir LG SOLAR DOM Fırın..

Kurallarda vardı, ocak kullanmak yok diye.Neyse fırında pişecek herşey. Peki biz nerede yıkayacağız, paklayacağız aldıklarımızı.. Kural 2 derki Hijyenik olun, yoksa puan kırılır :)

Merak ettik sorduk Gönenç'e, nerde yıkayacağız ? Gönenç, kaos'a sordu.. Mutfakta yıkayın getirin dediler.Girdik mutfağa.Kocaamaann otel mutfağı.. Ahaaa o ne? Diğer gruplar bir sürü çanta ile gelmiş.. Onlar ne yaaa??? Hani burada bulamayacağınız bir şeyler varsa, ülkeden getirmek istediğiniz , getirin demişlerdi ya, onlar herhalde diyor içses.. Ama yine de şüpheli diğer yandan da... O çantalar açılınca , gözler de açıldı bizim faltaşı gibi.. Tabak çıkıyor, bıçak çıkıyor, o çıkıyor , bu çıkıyor.. Gönenççç ??? Bu neeeee???

Kaos'a gidip soruyor Gönenç? İstemişler getirmişler canım, önemi yok diyor kaos .. Sakinleşiyoruz..Mutfağa gidiyoruz masumca aldığımız domatesi biberi yıkamaya. O ne? Biri hamur yoğurmaya başlıyor, bir diğeri doğramaya..Ne oldu, yarışma başladı mı? Kaos'a gidip sorayım bakayım ne oluyor? Doğramak serbest mi ? Serbest :) Eeee hamur yoğurmak, hayır canım yemeğe dair hiçbir ön hazırlık mübah değil.. Herşey 45 dk da yapılacak. E hadi biz de doğrayalım diyoruz ve geri dönüyoruz mutfağa. Mutfağın şeflerinden biri Arapça konuşuyor, İran grubu ile..Elinde İran'ın pişireceği et, marine ediyor onlar için..Sinirleniyoruz..Ama Kaos'a gidip sorunca marinasyon da serbestmiş cevabı alıyoruz.E biz de marine edelim o zaman diyoruz bari :) İyi ki meraklıyız da zar zor şartları eşlemeye çalışıyoruz. Gönenç'in kafası davul oldu bile.
Dur bakayım programa..Daha yarışmaya 4 saat var, biz napıyoruz burada Gönenç? Bir tek biz Türkiye grubu olarak masamızda oturuyoruz, herkes nerede? Mutfakta..Napıyor? Muamma :)
4 saat geçiyor.. Ama sinirler laçka :) Geyik almış yürümüş :) Yaso ile sanatsal fotolar çekiyoruz Dubai semalarına doğru.Bir burç muhabbeti sarıyor Ebru ile..Takım arkadaşım Gül ile son stratejilerimizi paylaşıyoruz. Gönenç de kızların arasında çıldırdı çıldıracak :)

Bireysel yarışacaklar hazırlansın diyor Kaos.. Yasemin ve Ebru bireysel yarışacaklar. Kuruluyorlar masalarına.. 3..2..1 başla :) 45 dk süreniz var.. Hızlı olun, hijyenik olun, lezzetli pişirin, güzel tabak çıkarın.. Sağlıklı, hafif, fırında pişmiş 2 porsiyon tabak hazırlanacak... Bu bizim buradan gitmeden evvel öğrendiğimiz kural :) Kaos diyor ki "Bireyselde yarışan ilk 3'e giren Tayland'a gidiyor" .. Neeee?? Hani her ülkeden en iyi performans gösteren Tayland'a gidiyordu? Gönençççç !!! Zavallı Gönenç ha çıldırdı, ha çıldıracak.. Bize söylediği hiç bir şey tutmuyor..Her ülkeden iki kişi gitmiyor Tayland'a, sadece dereceye girenler gidiyor.. Hadi neyse , bu da kabul.. Biz nasılsa gireriz, çalışın kızlar !!!

Bizimkiler daha eldivenlerini ellerine geçirmeden yan masa fırına bir şey attı.. O ne ?? Orada bir tepsi mayalanmış pide var..Ne oluyor? Birlikte getirdikleri çantalardan bir şeyler çıkıyor.. Son 20 dk.. Hadi kızlar, hızlı olun , hızlı..
Yan masalar jüri masasına doğru koşturmaya başladılar.. Tüh bitirdiler bile..O ne masalarına dönüp bir şeyler daha pişiriyorlar..Demin koydukları neydi.. O ne ? O kocaman bütün tavuğu ne ara nar gibi kızarttınız? Tavuk da gitti masaya..Dur dur ...O ne yaaa..? Koca bir ıstakoz çıktı bir yerlerden, o da mı şimdi pişti.Bizim iki dilim fileto levrekle, avuç içi kadar somon pişmedi, nasıl oluyor bu? Istakoz da kondu masaya..Sonra da balinaya benzer kocaman bir balık ..E hani bir yemek yapılacaktı? Ne oluyor buradaaa?? Süre doldu.. Bizimkiler hala fırının başında pişti mi diye bakıyorlar.Millet okyanusu pişirdi sözüm ona, bizim balıkçılar inatçı..Zaten bizim tabakları koymaya yer de yok. Her ülke 5 çeşit tabak kondurmuş.Orada gördüğüm makarna mı yoksa? Evet makarna..Eeee.ocak kullanmak yasak değil miydi? Tiramisu mu? Hani sağlıklı yemekler konsepti vardı, hem ne zaman soğudu o tiramisu?Nereye düştük biz? Dubai'li bir şef tadıyor yemekleri, ucundan ucundan..elinde ne bir kağıt, ne bir kalem? Belli medyatik, sürekli şarkılar türküler..
Sıra bizde..Grup yarışması..Keyifler kaçık.Artık belli ortada bir doğrusuzluğun hakim olduğu.Biz şaşkınız, öfkeliyiz.. Geçiyoruz masanın başına..Masa bir öncekilerden kalma, pis..Hijyenik değil yani :)
Süreye karşı yarış, gerisini boşver diyor içsesim..Eğlenmene bak.Başlıyoruz yemeğimize..
Portakal sulu, kremalı karışık baharatlı tavuk, yanında sebze kulesi ve kaymaklı kayısı dolması ikram edeceğiz. Doğra, sık, ez...Fırına ver... Fırın nasıl çalışıyordu? Ona bas, buna bas...Eeee pişmiyor?? Kaos geçiyor önümüzden.. Excuse me diyoruz :) Nasıl çalışıyordu bu fırın ? Bilmiyor musunuz ? Yarışmadınız mı ülkenizde bu fırınla? Yarıştık da kaos abla, unuttuk haliyle bir sefer kullandığımız aleti.Neden? diyor kaos, vermediler mi size bu fırından?..Derin bir sessizlik...

Oooo yan taraf yine gazı aldı, götürüyor da götürüyor... İki dal sebzeyi pişiremedik daha yaww.. Yaso diyor ki ..Ya kızım tuz döker gibi yapıyorlar, tuzun ağzı kapalı.. Olacak iş değil :)
Iyhhh o ne.. İran çökmüş yere.. Masanın altına doğru girmiş, çantasından çıkarıp çıkarıp tabağa koyuyor.. Kaos geçiyor o an yanımdan. Bu nasıl hijyen diyorum, üzerine alınmıyor. İngilizcem yetmiyor sanırım , fazla doğru gramerle konuştum diyorum :) Jüri masasına yığıyorlar, sufleler, yıldız şeklinde bilmemneler, onlar bunlar şunlar.. Bizim sebzeler kıtır kıtır, tavuk pişmedi daha yaa... Son 5 dk diyor kaos..Kurallar var ya zaman tutuyorlar :) Onu da keselim, bunu da koyalım.. Hadi yallah diyoruz, masaya konduruyoruz bizim bir dal yemeği.. Yan taraflar Halil İbrahim Sofrası kurmuş yine faili meçhul şekilde. Değerli (?!?) jürimiz geliyor, ucundan accık tadıyor tavuktan.Eee kayısı, sebzeler ?
Sonuçlar az sonra...
Ve kazananlar... tüm ülkeler öyle böyle dereceye giriyor..Bilin bakalım kim havasını alıyor :) Tabii ki biz :) Kaos'a iyi akşamlar diliyoruz.. Bilseydik içköftemizi, mantımızı, gömlek ciğerimizi, perde pilavımızı,burma tatlımızı alır gelirdik diyoruz ama o anlamıyor tabi :)
İşte böyle...

Enteresan bir tecrübe ile döndük cebimizde. Ama şunu söylemem lazım. Yarışma dışında herşey kusursuzdu. Kafasını şişirdiğimiz Excel İletişim Danışmanlığı firmasının bizi bir saniye bile yanlız bırakmayan organizasyon müdürü Gönenç Bey'e ve bu şansı bize tanıyan LG Türkiye yetkililerine buradan teşekkür etmek istiyorum.

Elimde olan bir kaç kare fotoğraf ile bitiriyorum bu uzzunnn yazımı :)
Afiyetle kalın,







20 Ekim 2009 Salı

İKİ KATLI BİR YAŞ PASTASI


Verdiğim arayı geçtiğimiz ay yaptığım bir pasta ile kapatmak istedim. Bu boşluk fazlasıyla yoğun olmamdan kaynaklandı, kusuruma bakmayın lütfen.


Dubai'ye gitme vakti geldi.. Bakalım nasıl bir sonuçla döneceğiz?

Umutluyuz :)
Afiyetle,

12 Ekim 2009 Pazartesi

SODALI BÖREK - ISPANAKLI

Öncelikle tebrik eden herkese buradan teşekkür etmek istiyorum. Son derece eğlenceli geçen bu yarışmanın hakkında yazacaklarım bitmedi ancak hala elimde yeterli fotoğraf olmadığı için detayları paylaşamadım sizlerle.

Kış mevsimini yaza kıyasladığım zaman beni memnun ve mutlu eden yanı neredeyse hiç yoktur diyebilirim. Ben bir yaz insanıyım, kesinlikle öyle :) 40 derece sıcak hava bile beni boğmaz , güneşi tüm enerjisi ile içimde hissetmeyi hep bir nimet bilirim. Ama kışı temsil eden sebzelerden ıspanak çıkınca mutlu oluyorum. En sevdiğim börek çeşnisini hiç vakit kaybetmeden yine uyguladım.

Malzemeler:
  • 5 adet yufka
  • 2 adet yumurta
  • 2 yemek kaşığı yoğurt
  • 1/2 çay bardağı sıvıyağ
  • su
  • tuz
  • 1 şişe soda

İç malzemesi için:

  • 1 adet kuru soğan (orta boydan biraz iri olabilir)
  • 1 kg ıspanak
  • tuz
  • 150 gr beyaz peynir
  • sıvıyağ

Böreğimizin hazırlığına geçmeden evvel iç malzemesini hazırlıyoruz.

Ispanakları doğrayıp bir müddet sirkeli suda bekletiyoruz ve sonrasında bol suda iyice temizlenene kadar yıkıyoruz. Artık büyük marketlerde doğranmış ve yıkanmış ıspanak da satıyorlar, görüyorum dondurulmuş gıda reyonlarında. Eğer acil bir uygulama gerekiyorsa ya da bu temizleme süreci gözünüzde büyüyorsa kullanılabilir elbette; ama mevsiminde taze sebze - meyve tercih etmekte daima fayda var diye düşünüyorum.

Bu kadar öneri yeter sanırım, tarife dönelim :)

Soğanı yemeklik doğrayıp, bir tencereye 2-3 yemek kaşığı sıvıyağ katıp soğanları kavurmaya başlıyoruz. Soğanlar yumuşayınca ıspanağı ilave edip tencerenin kapağını kapatmadan karıştırarak pişiriyoruz. Ispanaklar önce suyunu salacak sonra iyice çekecek. Bu aşamada kapağı açık tutmak önemli. Son olarak tuzunu ilave edip soğumaya bırakıyoruz. Soğuyan ıspanağa peyniri ilave edip karıştırıyoruz. Bu şekilde ıspanaklı harcımız hazır oluyor.

Bu böreği kıymalı, patatesli ya da arzu ettiğiniz farklı bir iç malzeme ile de hazırlayabilirsiniz.

2 yumurta, 1/2 çay bardağı sıvıyağ ve 2yemek kaşığı yoğurdu derin kasede çırpıyoruz. Su ilave ederek kıvamını sulandırıyoruz. Arzuya göre tuz ekliyoruz. (İç malzeme de tuzlu olacağı için dikkat edilmeli) Bu sıvı harcı böreğin üzerine de kullanacağımız için tamamını böreğin içinde kullanmamamız gerekiyor.

Böreği pişireceğimiz tepsiyi (büyük fırın tepsisi olmalı-mini fırın için bu yufka adedi fazla gelecektir) iyice yağlıyoruz. Birinci kat yufkayı tepsiye kenarları dışarıda kalacak şekilde serip hazırladığımız sıvı karışımla üzerini ıslatıyoruz. İkinci yufkayı ikiye bölüp yarısını tekrar üzerine döşeyip tekrar sıvı karışımdan döküyoruz. Yufkanın diğer yarısını döşeyip , yine sıvı karışımdan tatbik ediyoruz. 3. yufkanın yarısını döşeyip , bu katın üzerine ıspanaklı harcın tamamını döküyoruz. Bu katın üzerine tekrar yufka ve sıvı karışım uyguluyoruz. 4. yufkayı da iki sefer de döşeyip son katı bir bütün olarak tüm tepsiye seriyoruz. Kenarları dışarıda olan birinci katın yufkalarını da üzerine doğru toplayıp böreği enine ve boyuna dilimliyoruz.

Kalan sıvı harcın üzerine 1 şişe sodayı açıp ilave ediyoruz. Sodalı bu karışımı dilimlediğimiz böreğin her yerine gelecek şekilde döküyoruz.

Önceden ısıtılmış fırında yaklaşık 190-200 derecede üzeri kızarana kadar pişiriyoruz.

Afiyetle,

5 Ekim 2009 Pazartesi

DOMATES SOSLU SEBZELİ TAVUK RULO, FIRINLANMIŞ BAHARATLI PATATES İLE



Ayol bu ne ? Bu yazının başlığı nedir böyle demeyin :) Ne lüks bir otelin düğün menüsünden alınma ne de "Yemekteyiz" programından çıkma...

Bu yemek ile 3 Ekim cumartesi günü Marriott Otel'de LG Electronics tarafından düzenlenen "Life’s Tastes Good" yemek yarışması etkinliğinde 4. olarak Dubai etabına katılmaya hak kazandım.

Detaylar daha sonra...

1 Ekim 2009 Perşembe

KARNIYARIK


Karnıkyarık, evlerimizin vazgeçilmezlerinden biri. Hatta menüsü dahi belli değil mi? Karnıyarık varsa pilav da vardır. Hatta çoğu evde yanında cacık da bizzat hazır ve nazırdır. Sağlıklı beslenme fikri hayatımızın tam ortasına çöktüğünden beri zavallı karnıyarık "kalorili" , "sağlıksız" gibi sıfatlar aldı. Karnıyarık yemekten vazgeçmeyen bizler ne yaptık? Patlıcanı közledik, belki de çiğden yaptık ... Ama ne yaparsak yapalım Türk mutfağının neferlerinden karnıyarık yemeğinden patlıcanı kızartınca aldığımız tadı alamadık. Yani ben alamadım :)
Az yerim ama öz yerim ideolojisi ile yapıyorum karnıyarık yemeğini. Patlıcanı yemeğin hak ettiğini vererek kızartıyorum valla. Ne yapalım, diğeri bunun gibi tat vermiyor :)
Malzemeler: (4 adet karnıyarık için)
  • 4 adet patlıcan (aşağı yukarı aynı boylarda seçmeye gayret ediyorum)
  • 200 gr kıyma (yağsız dana kıyma kullanıyorum)
  • 2 adet orta boy domates
  • 3-4 adet sivri ya da çarliston biber
  • 1 adet orta boy soğan
  • 2-3 diş sarımsak
  • 1 yemek kaşığı domates salçası
  • süslemek için biber ya da domates
  • sıvıyağ
  • tuz-karabiber

Patlıcanları yıkayıp bir müddet tuzlu suda bekletiyoruz. Sonrasında iyice kurulayıp kızgın yağda kızartıp soğumaya bırakıyoruz.

Soğanı, ufak ufak yemeklik doğrayıp , 2 kaşık sıvıyağ koyduğumuz tencerede soteliyoruz. Sarımsakları da ufak ufak doğrayıp soğanlara ilave ediyoruz.

Ne güzel.. Kıymayı yazmayı unutmuşum :) Kıymasız karnıyarık yazacaktık :) Sevgili Nesrin hatırlattı da ekledim :) Kusuruma bakmayın lütfen !

Kıymayı de ekleyip, kavurmaya devam ediyoruz.

Biberleri ince halka şeklinde doğrayıp hazırlıyoruz. Domateslerin kabuklarını soyup küp küp kesiyoruz.

Biberleri sotelenmekte olan kıyma, soğan ve sarımsaklara ilave ediyoruz.

Bir müddet sonra domatesleri katıyoruz. 1 yemek kaşığı salçayı da katıp bir çay bardağının yarısı kadar su ilave ediyoruz. Tuz ve karabiberini de katıp 4-5 dk kadar pişmeye bırakıyoruz.

İç malzememiz hazır olunca patlıcanların karın kısımlarını açıp içlerini dolduruyoruz. Üzerlerine biber ya da domates dilimi koyup isteğe göre tencere ya da fırın tepsisine diziyoruz. Bir miktar su koyup pişiriyoruz. (Arzuya göre ocakta ya da fırında pişirilebilir)

Afiyetle,

29 Eylül 2009 Salı

PATATESLİ RULO BÖREK & FOTOĞRAFA İLK ADIMLAR



Fotoğraf kursum hala devam ediyor. Pazar günü dönem katılımcıları hepbirlikte İznik'teydik. Daha önce de gitmiş olmama rağmen, İznik'e kadrajın ardından başka bir bilinçle bakmak cidden daha keyifliydi. Fotoğraf çekmenin bana bakmayı öğreteceğini hiç düşünmemiştim. Görmenin ötesine geçip, bakmak hakikaten çok daha değişik bir his. Artık neye baksam bana bir kare fotoğraf hissi veriyor :) İlk heves midir bilmiyorum ama gerçekten çok keyif aldığım bir dönem oldu. Fotoğrafçılık kursu konusunda öneri isterseniz, özellikle İstanbul Anadolu yakasında oluşu ve samimi ortamı nedeniyle Fotoğraf Atölyesini sizlere tavsiye edebilirim.


Daha dün tarif yazdım biliyorum, bu hızımı neye borçlu olduğumu soracaksınız belki de. Haklısınız ancak kendimi birden günün ortasında burada buluverdim. İşe güce bir kaç dakika ara verip bir soluklanmak istedim sanırım. O yüzden ramazan denemelerinden birini daha bekletmeden yazacağım.


Kete sever misiniz? Orta Anadolu'da sıkça yapılır, bilenleriniz muhakkak vardır. Arasındaki unlu doku nedeniyle ben keteyi çok severim. Bu böreğin de yufkalarının arasındaki un bana keteyi anımsattı tat olarak benzer yanı olmasa dahi. Malzemeleri kolay, yapımı pratik ama tat olarak değişik bu tarifi beğeneceğinizi düşünüyorum. Tarif bir televizyon programından alıntı.

Malzemeler: (12 adet börek için)
  • 2 adet yufka
  • 4-5 adet orta boy haşlanmış patates
  • 1 çay bardağı sıvıyağ (arzuya göre mısırözü-ayçiçek ya da zeytinyağ kullanılabilir)
  • 1 su bardağı un
  • 1 avuç kadar ince kıyılmış maydanoz
  • 1 avuç kadar ince kıyılmış dereotu
  • 100 gr beyaz peynir
  • tuz
  • üzerine sürmek için yumurta sarısı

Bir kasede patatesleri ezip, maydanoz, dereotu ve peynir ile karıştırıyoruz. Arzuya göre tuz ilave edip iç malzememizin hazırlığını tamamlıyoruz.

İlk yufkayı tezgaha açıyoruz. Üzerine fırça yardımı ile sıvıyağ sürüyoruz. Bir elek yardımı ile yufkanın üzerine eşit miktarda gelecek şekilde un eliyoruz. (Fazla gelmemesine, topaklanmamasına dikkat edelim)

Yufkayı ortadan ikiye katlıyoruz. (yarım ay şekli alacak) Üzerine yine sıvıyağ sürüp tekrar un eliyoruz.

Yarım ay şeklinde duran yufkamızın geniş kısmına hazırladığımız iç malzemeyi boylu boyunca bir sıra halinde koyarak orta kalınlıkta bir rulo elde edecek şekilde sarıyoruz. Bu uzun ruloyu 3-4 parmak kalınlığında dilimliyoruz. (6 parçaya denk geliyor aşağı yukarı)

Aynı işlemi diğer yufkamıza da uyguluyoruz.

Dilimlediğimiz börekleri yağlanmış ya da yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine diziyoruz.

Yumurta sarısı ve bir miktar sıvıyağı bir kasede karıştırıp böreklerin üzerine sürüyoruz.

Önceden ısıtılmış fırında 180 derecede üzerleri kızarana kadar pişiriyoruz.

Afiyetle,

25 Eylül 2009 Cuma

NANELİ SÜZME MERCİMEK ÇORBASI

İşte döndüm.. Kısa bir tatil ve yaza veda edişin ardından yine buradayım. Ramazan ayının sonrasında kaldığımız yerden devam ediyoruz...



Ramazan sonrasında vereceğim tariflerin bir çoğu aslında ramazan sofralarından olacak. Yine birikimlerimizi kullanacağız yani :)

Neredeyse 3 seneyi bitireceğim Yemekbahane'de. Arşivi kontrol ettiğimde bir çok farklı şey yazmış ve yayınlamışım ama çorba konusunda zayıf olduğumu gözlemledim. Aslında hepimize olan bir şey bu, benim aklıma gelen gerekçe o.."Bu yayınlanır mı?" gözüyle bakınca , insan evinde normalde pişen şeyleri koyma konusunda tereddüte düşebiliyor zaman zaman. Sanırım çorba konusu da böyle bir gerekçede kaynayıp gitmiş bende.

Süzme mercimek çorbası, herkesin evinin en temel taşlarından biridir. Kimisi un kavurur, kimisi havuç koyar ama her evde muhakkak süzme mercimek çorbası kaynar diyebiliriz. Naneli süzme mercimek çorbası ise benim ramazanda üst üste mercimek çorbası içmekten sıkıldığım (Neden üst üste demeyin, evde Engin var, ondan) bir günde yaptığım bir çorba oldu.

Malzemeler:

  • 1,5 su bardağı kırmızı mercimek
  • 1 adet orta boy kuru soğan
  • 1 adet orta boy patates
  • 2 adet maggi tavuk bulyon
  • 2 yemek kaşığı tereyağ
  • 1 tatlı kaşığı kuru nane
  • tuz
  • su

Mercimeklerimizi ayıklayıp bol su ile yıkıyoruz. Düdüklü tencerece mercimeği ve soyularak iri doğranmış soğan ve patatesi koyup üzerini 1-2 parmak aşacak şekilde su ilave edip yaklaşık 10 dk kadar (düdüğü öttükten sonra) haşlıyoruz. Düdüklü tenceremizi sürenin sonunda açıp el blendırı ile ya da tel süzgeçten geçirerek çorbamızı krema kıvamına getiriyoruz. Bu aşamadan sonra koyuluk durumuna göre su ilave edilmesi gerekiyorsa sıcak su katıp kıvam ayarı yapıyoruz.

Not : Ben el blendırı ile yapsamda muhakkak tel süzgeçten geçirerek başka bir tencereye almayı tercih ediyorum.

Tereyağ, bulyonlar, tuz ve nanesini ilave ederek kısık ateşte yaklaşık 5-10 dk kadar kaynatıyoruz.

Servis önerisi : Arzu ederseniz servis ederken tereyağ ve kırmızı biberi ocakta kızdırıp üzerine gezdirebilirsiniz.

Afiyetle,

18 Eylül 2009 Cuma

BABY SHOWER PASTASI & SADE PANDİSPANYA

Ramazan ayı içerisinde yazacağım son yazıda yaptığım bir pastaya yer vermek istedim. İlkokula gittiğini günleri dün gibi hatırladığım Sevgili Duygu'nun baby shower partisi için hazırladığım bu pasta, klasik bebek pastalarına dair her ne kadar benzer unsurlar taşıyor olsa da yukarıdaki resimde gözüken o "karpuz dilimi" nedir diye belki içinizden soranlar olmuştur :)

Duygu ve eşi Brandon bebeklerinin adını Summer (Yaz) Damla koyacakları için , yaz mevsimini temsil eden espirili bir detay olarak karpuz dilimi iliştirmemi istediler pastanın bir köşesine. Ben de tam "Summer" ın altına konduruverdim ama inanın şeker pembesi, üzerinde emzikler , kelebekler olan bir pastaya yeşil-kırmızı tonlarda bir karpuz dilimi koyacağım aklımın ucuna dahi gelmezdi :)


26 ve 18 cm'lik iki çemberde hazırladığım pastanın pandispanyasını sade şekilde hazırladım. Duygu'nun talebi ile bu aslında hep ganaj uygulamama rağmen bu sefer krema kullandım.

Bu pasta için 2,5 ölçü pandispanya hazırlığı yaptım.

SADE PANDİSPANYA (20 cm kalıp için)
  • 6 yumurta
  • 170 gr toz şeker
  • 110 gr un
  • 1/2 çay bardağı portakal suyu
  • 50 gr mısır nişastası

Yumurta sarısı ve beyazlarını ayırıp, yumurta aklarını şekerin yarısı ile kar gibi oluncaya ve bıçakla kesilebilecek kıvama gelinceye kadar çırpıyoruz.

Şekerin geri kalanı ile yumurta sarılarını krema gibi oluncaya kadar çırpıp, portakal suyunu ilave edip kaşıkla karıştırıyoruz.

Nişasta ve unu elekten geçirip, tüm malzemeleri biraraya getirip yumurta aklarını söndürmeden tahta bir kaşık ile hafifçe karıştırıyoruz.

Altına yağlı kağıt koyduğumuz çemberimizi fırın tepsisine oturtup hazırladığımız pandispanya karışımını döküyoruz.

Önceden ısıtılmış 180 derece fırında pandispanyamızı yaklaşık 25-30 dk kadar pişiriyoruz.

Pandispanyayı rahat kullanabilmek adına bir gece önceden hazırlamak gerekir.

Krema olarak Çilekli Yaz Tatlısı'nda kullandığım kremayı yaptım. Son olarak eklediğim margarini 50 gr'a düşürdüm ve 1 yumurta ilave edip öyle çırpma işlemi yaptım. Bunu da pastayı hazırlamadan 2-3 saat evvel hazırlamamız soğuması ve kıvam alması için gerekiyor.

2 paket krem şantiyi üzerindeki pastalar için kullanılması gereken tarifine göre çırptım ve buzdolabında 30 dk kadar beklettim. Krem şanti hazır olunca yaklaşık 8-10 kaşık kadar hazırladığım kremaya ilave ettim, kaşıkla karıştırdım.

Pandispanyalarımı 3 kata böldükten sonra ilk kata krema ve böğürtlen koydum, ikinci kata da aynı uygulamayı yapıp son katı kapatıp kalan sade krem şanti ile iyice sıvadım. Bu şekilde hazırladığım pastayı buzdolabında 1 saat kadar bekletip sonrasında şeker hamuru kaplama ve süsleme aşamasına geçtim.

Yukarıdaki tarif şeker hamuru ile kaplamadan da misafirler için uygulanabilecek bir pasta tarifi. Buzdolabında bekletme aşamasından sonra bir kat daha krem şanti ile sıvanıp meyve ya da farklı uygulamalarla süslenebilir.


Buradan hepinize güzel bir bayram diliyorum. Ramazan ayının bereketi, bolluğu evlerinizden hiç eksik olmasın.

Afiyetle kalın,


16 Eylül 2009 Çarşamba

MAYALI KATMER BÖREĞİ


Bu sene de Ramazan ayını neredeyse bitirdik. Sanırım cok az acıkarak oruç tuttuğum nadir bir Ramazan süreci geçirdim. Sürenin uzun olmasından sanırım vücut açlığa dayanıp, sonrasında yemek yemek ihtiyacını belirli bir zaman sonunda "stand-by" moduna alıyor :)
İşte bunun gibi bir gündü, bir pazar günü, canım hiç yemek çekmezken, karnım hiç ama hiç aç değilken , Engin börek açmamı istedi benden :) Şimdi bu nasıl bir talep ? Yerli mi yersiz mi , bilemedim.. Eee beyimize boynumuz kıldan ince. Yeni bir tarif denemek üzere kalktık mutfağa girdik.
Yapımı çok zor değil.. Biraz el oyalıyor ama lezzetli ve güzel bir börek oldu.
Malzemeler:
Hamuru için:
  • 1/2 kg un
  • 1/2 su bardağı yoğurt
  • 2/3 su bardağı sıvıyağ
  • 20 gr yaş maya
  • tuz

  • arasına sürmek için 100-125 gr kadar tereyağ ya da margarin-tereyağ karışımı (arzuya göre tercih edilebilir)
  • içine ufalanmış beyaz peynir ve ince kıyılmış maydanoz
  • Üzerine sürmek için yumurta

Öncelikle maya el yakmayacak sıcaklıkta olan bir miktar su ile eritilir. Derin bir kaba un, yoğurt, sıvıyağ, maya ve tuz konur ve yoğurulur. Yağlı ve yumuşak bir hamur elde edilir.

Hamur hiç bekletilmeden 6 eşit parçaya ayrılır.

Arasına sürülecek yağ bir tavada eritilerek hazırlanır.

Eşit parçalara ayırdığımız hamurları ince bir şekilde yaklaşık bir yemek tabağı büyüklüğünde açalım. Yağlı bir hamur olduğu için açımı da kolay oluyor.

Açtığımız hamurun her yerine erittiğimiz yağdan sürelim ve köşeleri içeri doğru alarak, bohça biçiminde katlayalım.

Elde ettiğimiz kare şeklini enne ve boyuna iki eşit parçaya bölerek 4 adet üçgen elde edelim. Üçgenlerin ortasına peynirli harcımızı koyup kapatalım ve yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine dizelim.

Tüm parçalar bitene kadar aynı işlemi tekrarlayalım.

Üzerlerine yumurta sarısı sürüp arzuya göre susam ve/veya çörekotu ile süsleyelim. 170 derece fırında üzerleri kızarana kadar pişirelim.

Afiyetle,

14 Eylül 2009 Pazartesi

İFTAR SOFRASI 2 - VESİLESİ DOĞUMGÜNÜ

Geçtiğimiz hafta doğumgünüm nedeniyle iftarda ailecek bizim evde toplandık. 20 yaş dişlerimin bana verdiği azap nedeniyle bu sofranın hazırlığını malesef ben yapamadım. Canım annecim güzel elleri ile harika bir menü oluşturdu.


İftar soframızda:

Pastayı da canım annem elleri ile hazırlamıştı. Artık o da kendi klasiklerini farklı yöntemlerle sergilemeye başladı.

Bu pastayı da çilekli yaz tatlısını farklı şekilde uygulayarak yapmış. Kedidilerini kelepçeli kalıbın içerisine dizip kremayı orada uygulamış, servis etmeden az önce de kelepçeyi açtı. Kreması daha sıkı olsun diye pişirdikten sonra çırpma işleminde 1 yumurta ilave etmiş. Her zaman söylediğim gibi annem göz kararı tarif uygular, tıpkı tüm anneler gibi :) O nedenle burada verdiğim kremanın daha sıkı olması için unu çoğaltıp, sütü azaltmış da olabilir. Herhangi bir mutfak kazası oluşmaması adına uyarmak istedim. Ben de denediğimde size tam tarifi bildiririm.

Yaş 20'yi aşalı bir hayyyliii :) olmasına rağmen doğumgünüme 1 gün kala yirmilik dişim kendisinin de benimle büyümekte olduğunu acı bir şekilde gösterdi bana. 5 gündür bu acıyı çekiyorum. Malesef apse olduğu için de müdahale edilemiyor henüz :( Dün gece yine sağlığımızın ne değerli olduğu geldi aklıma, Allah'ım kimseyi ufacık ağrı ile bile karşılaştırmasın.

Geçtiğimiz haftaya dair yazacak daha çok şeyim var ama bugünlük bu kadar yeter.

Afiyetle kalın,

7 Eylül 2009 Pazartesi

CEVİZLİ & NOHUTLU BÖREK VE DOMATESLİ SOS



Cevizli börek duymuştum. Hani peynire ilave edilir, belki kıymaya. Ama nohutlu börek ne duymuştum ne de yemiştim doğrusu. Konuklarımdan anne ve kız alerjik olunca ne'li börek yapabilirim diye başladım düşünmeye.

Arşivi karıştırdım, sebzeli böreklere bir göz attım.


Ya içinde yine süt ve süt ürünleri var.. Ya canım çekmedi ya da sevmeyenler var ...

Tüm olasılıksızlıklar neticesinde başladım orada burada gezinmeye, dergi karıştırmaya..

Sonunda bir internet sitesinde, blog olmadığı için adını malesef sonrasında hatırlayamadım, nohutla yapılmış bir börek örneği gördüm. Ama hem şekli hem de sunumu itibari ile benim az sonra vereceğimden biraz farklıydı. Ben sadece nohut ve ceviz uyumunu keşfetmiş oldum:)

Misafirlerimin damak tadına dair yine de risk yaratmamak adına konuklarım gelmeden bir gece evvel bir deneme yaptım. Aslında sitede belirtileni birebir deneyerek yaptığım bu demoda karar verdim bazı değişiklikler yapmaya diyebilirim.

Yanında sunulan sos ile son derece lezzetli bir ikram haline dönüştü. Lezzetini henüz 2 yaşını yeni dolduran Naz dahi sanırım 3 tane yiyerek tescillemiş oldu :)


Malzemeler:
  • 3 yufka (24 adet börek elde ediliyor)
  • 1-1,5 su bardağı haşlanmış nohut (Ben Tamek'in son gönderdiği hediye kutusundan çıkan nohutu kullandım.
  • 1 su bardağı ceviz (iri çekilmiş olacak)
  • tuz - karabiber
  • kızartmak için sıvıyağ

Domates Sosu için:


  • 1 adet orta boy domates(kabukları soyulmuş)
  • 1 tatlı kaşığı domates salçası
  • 1 yemek kaşığı ketçap
  • tuz-karabiber-kimyon-kırmızı biber-kekik
  • 1-2 yemek kaşığı zeytinyağ
  • 1 diş sarımsak

Yufkalarımızı yatay ve dikey olarak öncelikle ortadan bölerek 4 adet geniş üçgen elde ediyoruz. Sonra çapraz keserek her bir üçgeni iki parçaya ayırmış oluyoruz. Sonuçta her bir yufkamız eşit 8 parçaya ayrılmış olacak.

Haşlanan ya da konserve olarak kullandığımız nohutlarımızı rondodan geçirip iyice eziyoruz. Sonrasında ceviz ve tuz, karabiber ilave edip iyice karıştırıyoruz.

Üçgen kestiğimiz yufkaların geniş kısmına iç harcımızdan koyup minik sigara böreği şeklinde sarıyoruz.

Tüm yufkalarımız için aynı işlemi tekrarlıyoruz.

Tavaya sıvıyağ koyup kızmasını bekliyoruz. Kızan yağda sardığımız börekleri pişiriyoruz. Renkleri dönüp kızarınca kağıt peçete koyduğumuz bir tabağa çıkartıyoruz.

Sosunu hazırlamaya başlıyoruz.

Sos için belirtilen tüm malzemeleri rondoya koyup 3-4 sn makinayı çalıştırıyoruz. Eğer rondo kullanmayacaksanız, domatesi rendelemeniz ve sonrasında tüm malzemeleri kendiniz karıştırmanız yeterli olacaktır.

Bir sos tabağına hazırladığımız sosu koyup servis edeceğimiz büyük tabağın ortasına koyuyoruz. Böreklerimizi de sosun çevresine dizip servis ediyoruz.

Porsiyon servis edilecekse, sos böreklerin üzerine ya da yanına da konabilir.

Servis önerisi:

Naneli Limonata



Afiyetle,

3 Eylül 2009 Perşembe

FIRINDA DOMATES SOSLU KUZU



İftar davet menümün baş kahramanının tarifini vermek istiyorum bugün sizlere. Yumuşacık, tam kıvamında pişmiş, tabiri caizse "lokum" gibi bir et yemek isterseniz bu tarifi denemenizi şiddetle tavsiye ederim.
Tabii tarifde marifet var ancak bu işin sırrı doğru kasaptan doğru eti alabilmek aynı zamanda. Kasap alışverişinde işi bilir kişiye muhakkak danışırım. Kasap eğer bu et olmaz, öyle pişmez derse üzerine laf söylemem. Bu yemeğin sosu da muhakkak lezzetinde önemli pay sahibi ancak ben sezarın hakkını sezara vermek taraftarıyım.
O yüzden malzemelerin başındaki ilk şey:
  • Doğru kasaptan alınmış doğru et :)

Eti açalım biraz isterseniz.. Ne eti?

Ben bu sosu daha önce muhtelif kereler dana bonfile ile de uyguladım, kesinlikle tarif şaşmıyor.

Ama bu sefer yazımda da belirttiğim gibi alerjik bir durum söz konusu olduğu için kuzu eti ile yapmaya karar verdim. Kasaba gidip, yapmak istediğimi anlatınca bana kuzu koldan 7 parça et verdi. Kemikli kısımları da var tabii.

Etleri güzelce yıkadıktan sonra bu sefer de anne sözü çalındı kulağıma :) "Kuzu etini çelik tencerede margarin ya da tereyağ ile hafifçe dış yüzeyi kızaracak şekilde bir müddet kızart, sonra sosla. Suyu içinde kalır, yumuşacık olur" demişti..Normalde bu işlemi bonfile için uygulamıyorum. Bonfilede eti yıkadıktan sonra direk tepsiye dizip üzerine birazdan malzemelerini vereceğim sosu döküyorum.

2-3 yemek kaşığı margarin ya da tereyağını çelik tencerede ya da tavada eritip etlerin yüzlerinin rengi değişene kadar hafifçe kızartıyoruz.

Fırın tepsisine yada servis etmek istediğimiz bir borcama kızaran etlerimizi dizip , kızarttığımız yağı da etlerin üzerine gezdiriyoruz.

Sos Malzemeleri:

  • 1 adet büyük domates - kabukları soyulacak
  • 1 adet orta boy soğan
  • 4-5 diş sarımsak
  • 3-4 adet sivri ya da çarliston biber
  • 1 yemek kaşığı domates salçası
  • varsa 1 tatlı kaşığı biber salçası
  • tuz, karabiber, kırmızı biber, kekik
  • 1 yemek kaşığı margarin ya da tereyağ
  • su

Domates, soğan, sarımsak ve biberi mutfak robotunda iyice ufalana kadar çekiyoruz. Tüm bu malzemelere salça, baharat ve yapı da ilave edip bir kez daha mutfak robotunu çalıştırıyoruz. Yaklaşık 1/2 su bardağı su ile sosumuzu sulandırıyoruz. Koyuluk durumuna göre su ilave edebilirsiniz. Boza kıvamında olması yeterli.

Tepside dizili olan etlerin üzerlerine sosu döküp, alüminyum folyo ile tepsiyi sıkıca kapatıyoruz.

200 derece fırında yaklaşık 2,5 saat pişiriyoruz.

Not: 1,5 saat sonrasında kontrol etmeye başlayabilirsiniz. Etin ip ip ayrılıyor olması gerekiyor.

Servis Önerisi:

Mantarlı & Mısırlı Pilav


Dereotlu Bulgur Pilavı


Afiyetle,

1 Eylül 2009 Salı

İFTAR SOFRASI

Cuma akşamı iftara misafirlerim olduğundan bahsetmiştim. Çarşamba akşamı yapılan alışveriş ve perşembe günü hazırlanan yemekler ile cumaya vardık çok şükür. İşyerim evimden birrrrr haayyyyliii uzak :) olduğu için , kendimi riske atmadan soframı bile perşembe akşamından kurup hazırladım. Ne zamandır kullanmayı dört gözle beklediğim yeni aldığım suplalarımı (büyük dekoratif tabak) kullanmak sonunda nasip oldu. Anneciğimin bir zamanlar vitrin örtüsü olarak kullandığı benim kumaş peçeteye çevirdiğim nadidelerim de bir güzel ütülenmişti. Evdeki peçeteliklerden seçemeyince tabaklara uygun dore rafyaları kurdele şeklinde bağladım. Ve sofram cuma gecesine hazır duruma geldi. İyi ki de hazırlamışım, eve vardığımda sadece 30 dk kalmıştı iftar vaktine. Tabii beni bir hayal edin :) Engin'in dediği gibi vızır vızır :)

Tüm menüyü bir fire ve bir ilave ile hazırladım. O ne ? demeyin :) Mücver yapacaktım, yetişmedi. Ama güveçte arpacık soğan ile konuyu dengeledim sanırım :)
Gelen konuklarımın özel bir durumu söz konusuydu. Baş misafir dayısının kuzusu süt ve süt ürünlerine, dana etine alerjik olduğu için menüyü bu yönde şekillendirmek durumundaydım.Yani bu menüde süt-yoğurt-peynir-tereyağ-dana eti yok :)
İftar Menümüzde:
  • Süzme Mercimek Çorbası
  • Zeytinyağlı Taze Fasulye
  • Patlıcan Salatası
  • Közlenmiş Sarımsaklı Kırmızı Biber
  • Fırında Domates Soslu Kuzu
  • Pirinç Pilavı
  • Güveçte Arpacık Soğan
  • Cevizli & Nohutlu Börek - Domates Sos ile
  • İftariyelik
  • Tatlı olarak Baklava

O telaş ile herşeyin fotoğrafını malesef çekememişim. Buna bile güldüler:) Ezan okunmuş ben, "durun ! yemeyin!" diye etrafta kamera ile dolanıyorum :)
Birçok şeyin fotoğrafını o akşam çekemeyince kalanların fotoğrafını bir ertesi gün çekebildim. Tabii kalanların :)


Bu arada bilmem farkediliyor mu ama fotoğrafçılık kursuna başladım cumartesi günü. Et, çorba ve böreğin fotoğrafları kurs sonrasında çekildi:)

Bakalm bu önümüzdeki 5 hafta neler değiştirecek?
Ama cidden önemli bir konu şu ki, üşenmemek lazım.. Tabağa at, çek olmuyor :)
Bir sonraki yazımda seveceğinizi umduğum cevizli&nohutlu böreğin tarifini paylaşacağım.
Afiyetle,

31 Ağustos 2009 Pazartesi

ADA MEZE


Ada Meze, tamamen annemin verdiği bir isim. Aslında bildiğiniz patlıcan, biber kızarması. Üzerindeki sosu nedeniyle şakşukayı çağrıştırıyor. Öyle ya da böyle bizim evin misafir ikramı kalemlerinin başında geliyor. Kim gelecek olsa, Sevda Abla "Ada Meze" var mı diye muhakkak soruyor :) Tabii sağlıklı yaşam nedeniyle kızartmaya hasret vatandaşın bu tepkiyi vermesi son derece olağan.
Ramazanda da sofralarımızda Ada Meze.
Kayıtlarda bulunması adına buyrun malzemeler:

Adetleri kişi sayısına göre ayarlayabilirsiniz.


  • Patlıcan

  • SivriBiber

  • Kırmızı(Kombo) Biber

  • Çarliston Biber

  • Kızartmak için sıvıyağ

Sosu için



  • 3-4 adet domates

  • 1 yemek kaşığı salça

  • 4-5 diş sarımsak

  • tuz

Tüm sebzeleri zar şeklinde ufak ufak doğrayıp ayrı ayrı hazırlıyoruz. Sırasıyla patlıcan ve biberleri kızartıp kağıt havlu serdiğimiz bir tabağa alıyoruz.


Domatesleri rendeliyoruz. Bir tencerede salça, ince ince doğranmış sarımsak ve tuz ilave edip bir müddet pişiriyoruz.


Kızarttığımız sebzeleri servis edeceğimiz tabağa alıp, üzerine sosunu döküyoruz. Arzuya göre süzme yoğurt ile süsleyip servis ediyoruz.


Afiyetle,

28 Ağustos 2009 Cuma

TEPSİ KÖFTESİ

Fırında pişen yemeğin tadı daima başka oluyor. Köfte esasen aynı köfte, üzerindeki de aynı patates olmasına rağmen bu yemeği çok severek tüketiyoruz. Halen güncel bir iftar sofrası menüsü yayınlayamamış ben, Tepsi Köftesi ile bir sonraki yazıma kadar sizleri baş başa bırakıyorum.

Bu ara çok uzun sürmeyecek onu da belirtmek istiyorum:) Dün akşam iftar sonrası bir mesai ile bu akşamki konuklarım için hazırlandım. Yani bir sonraki tarifim güncel bir ramazan sofrasından geliyor...

Gelelim köfteye :)
Malzemeler: (2 kişilik - ancak 4 kişi rahatça tüketti) :)


  • 250 gr yağsız dana kıyma

  • 1 adet orta boy soğan

  • 1 çorba kaşığı tereyağ

  • tuz-kimyon-kırmızı biber-karabiber

  • 2 adet orta boy patates

  • domates,biber

Soğanı rendeleyip suyunu iyice sıkıyoruz. Kıyma, soğan ve baharatları iyice yoğuruyoruz. Tereyağını da ilave edip bir harca iyice yediriyoruz. Pişireceğimiz tepsi ya da borcamın (ortalama 20-22 cm çapında olmalı, daha büyüğü köftenin çok ince olmasına neden olacaktır) dibini yağlayıp kıyma harcımızı koyuyoruz. Elimizle bastırarak tepsinin dibine iyice yerleştiriyoruz. Patatesleri soyup yuvarlak doğruyoruz ve köfte harcının üzerine diziyoruz.Domatesleri de yuvarlak doğrayıp, patateslerin üzerine yerleştiriyoruz. Biberleri de koyup önceden ısıtılmış 170 derece fırında pişmeye veriyoruz. Ara ara kontrol ederek, gerekirse tepsimizi çeviriyoruz. Patatesler pişince yemeğimizi fırından alıyoruz.


Bir spatula yardımı ile köftemizi servis edeceğimiz tabağa çıkartıyoruz.


Afiyetle,

Servis Önerisi:

Mantarlı & Mısırlı Pilav

25 Ağustos 2009 Salı

KAŞARLI MANTAR SOTE

mantar sote



Sanırım uykusuzluk vuruyor beni en çok. Yememişim, içmemişim .. bunlara alışıyor insan da cidden uyu, kalk, saati tekrar kur, yediğin için uyuyama, tam uyudun yine kalk, serviste uyu, uyan, işe başla .. çok fenayım çokkk..Sabah 6'da kalkmasam ne güzel olurdu :)
Ramazan ayının benim için en zorlayıcı yanı bu işte. Uyku konusu. Sabah çok erken uyandığım için ve gece de uykum bölündüğü için tabiri caizse perişan bir görüntü sergiliyorum :)
Ama tüm bu uyku sorununun ötesinde hakikaten büyülü bir şey.Yani vücuduna saat takılı gibi acıkacağı saati bilen ben, nasıl oluyor da akşam iftar saati geldiğinde dahi acıkmamış oluyorum, kendime şaşmıyor değilim.
Bu sene iftar sofralarımız son derece mütevazi.Mevsimsel olarak sanırım canım hiç ahım şahım bir şey çekmiyor.Annemin tabiri ile "bana bir tek çay yeter" moddayım.Eşim de aynı durumda.Zaten insan ikinci lokmasında tıkanmıyor mu? O yüzden henüz buraya taşıyabileceğim özel, daha önce yayınlanmamış bir yemeğim olmadı. Ben de eskilerden dem vurmaya devam ediyorum. Kaşarlı mantar soteyi aslında garnitür olarak etin yanına yapmıştım ancak yanına güzel bir pilavla ana yemek olarak da ikram edilebilir. Mühim olan mantar sevmek sanırım. Bu kilit soru. Çünkü 10 kişi dizsek mantar sevmeyen 7 kişi çıkartabiliriz :) Protein olarak son derece zengin olan mantarın kötü bir namı var sanırım. Ben çok severim ve bayıla bayıla da yerim. Ama dünya yemekseçme şampiyonu değerli eşim tabii ki kimseyi şaşırtmaz ve birçok kişinin yemediği mantarı o da yemez :) Bu menü bir misafir durumundan kalma.. Yani sırf ona pişmemiş bir yemek olduğu için "özgür kız mutfakta kendini rahat ifade edebilmiş" durumu söz konusu.

Malzemeler:
  • 1/2 kg mantar (ince doğranacak)
  • 2 adet domates (kabukları soyulmuş, küp küp doğranmış)
  • 3-4 adet biber (ufak ufak doğranmış)
  • 1 adet ufak boy soğan (küp doğranmış)
  • 1-2 diş sarımsak (ufak ufak kesilmiş)
  • 1 yemek kaşığı domates salçası
  • 1-2 yemek kaşığı sıvıyağ
  • tuz-karabiber-kekik
  • üzeri için kaşar peynir (dil peyniri de olabilir)
  • sıcak su

Mantarları güzelce temizleyip, kararmaması için limonlu suda bir müddet bekletiyoruz. Mantarlar da dahil olmak üzere doğranması gereken tüm malzemeleri hazırlayıp bir tencereye sıvıyağımızı koyuyoruz.

Önce soğan ve sarımsakları kısık ateşte soteliyoruz. Sonrasında biberleri ekleyip , yumuşayana kadar pişiriyoruz. Biberler kıvama gelince mantarları ekliyoruz. Suyunu salıp tekrar çekene kadar kavuruyoruz. Domates ve salçayı ilave edip , yaklaşık 1 -1,5 çay bardağı kadar sıcak su ekliyoruz.Baharatını da ekleyip, tencerenin kapağını kapatıp, kısık ateşte yaklaşık 5 dk kadar tüm tatların birleşmesi için pişmeye bırakıyoruz. Pişen sotemizi ısıya dayanıklı bir başka kaba (servis etmek istediğiniz) alıp üzerlerine dilim ya da rende, nasıl arzu ederseniz, kaşar peyniri serpiyoruz. Sıcak fırına verip kaşarların erimesini ve hafifçe üzerlerinin kızarmasını sağlıyoruz.

Not: Soteyi misafirleriniz gelmeden pişirebilir, fırına verme işlemi sofraya geçme aşamasında yapabilirsiniz. Bu sayede sıcak servis etmiş olursunuz.

Servis önerisi: Hafif bir tereyağı ile güzelce pişirilmiş, dana bonfilenin üzerine konarak yanına pilav ile servis edilebilir.

Afiyetle,

21 Ağustos 2009 Cuma

PAZARLAMADA KİTLELERE ULAŞMAK

Oooo... Başlığa bakılırsa derin bir mevzu geliyor demeyin. Tez ödevi niteliğindeki bu başlığın sebebi son dönemde yaşadığım örneklerin artması.

Önce Uno yaşattı aslında çoğumuza bu tecrübeyi. Bir gün eve döndüğümde apartman görevlimiz ben yokken kendisine bırakılan kutuyu teslim edince, o heyecanı ilk kez yaşamıştım. İçinden çıkan adıma yazılmış mektup ve harikulade tasarlanmış bir pazarlama stratejisi ile tanıtılan ürünler, markanın kafamdaki algısını daha da güçlendirmişti. Uno , bunu ürün gruplarının tamamını tanıtana kadar devam etti , eee tabii ben de anlatmaya. Kitle tespiti noktasında son derece başarılı bulduğum bu aktiviteler dizisini Uno, harika bir organizasyonla sürdürdü.

Sonra Tefal, yeni piyasaya sürdüğü ürünü Actifry tanıtmak amacıyla bizleri biraraya getirdi.Yine hedef kitle belliydi.. Sesini blog mecrasından duyuranlar.

Bir sonraki seferde Tamek, içecek grubunu bizlerle buluşturdu. Tamekids ile bu kutu vasıtasıyla daha yakından tanışmış olduk.

Tam mevsiminde, Algida'nın yaptığı bir diğer pazarlama faaliyeti ise ürünün ve markanın gücünü yerinde görme fırsatı tanıdı bizlere. Carte d'or lezzetlerini fabrika bantından tatmanın keyfini günlerce dilimize doladık.

Hem bir blog yazarı hem de pazarlama konusunda kariyerine devam eden bendeniz bu faaliyetlerin her birini bir örneklem, bir trend analizi şeklinde de değerlendirdim aslında. Tümü kendi alanında çok güçlü bu markaların faaliyetlerinin temelinde yatan şeyin özünün, marka bilinirliliği güçlendirmek ve kitlelere aracı kullanmadan ürünü birinci elden, direk temasla tanıtmak olması , günümüz pazarlama alışkanlıklarının ne derece boyut değiştirdiğini bizzat gösteriyor.

İşte bunların son örnekleri...

Geçen hafta yine Tamek'ten aldığım bir kutu oldu. Bu sefer içerisinde konserve, salça vb bir grup ürün yer alıyordu. Kutuların anlamını daha da arttıran isme gelen mektup ile birlikte. Açılan yeni websitesi ve yapılacak yemek yarışmasının tanıtımını içeren kutu yine bahis konusu olacak şekilde son derece etkin hazırlanmıştı.


Bir blog yazarı olduğum için değil, bu sefer şirkete direk tüm personele yönelik yapılan bir pazarlama faaliyetinden bahsedecek olursak, Amerika'nın meşhur Doughnut markası Krispy Kreme , Türkiye pazarına müthiş bir tanıtım ile girdi diye düşünüyorum.

Eğer bu faaliyet için ayırdığı bütçeyi iki ya da üç gün prime time zamanında televizyonda iki sefer reklam döndürerek kullansaydı, aynı etkiyi bırakır mıydı? Ben sanmıyorum.
Çünkü bütün haftasonu Bağdat Caddesi'nde kutu kutu ürün dağıtarak, sonrasında bizim şirket gibi personel sayısı yüksek firmaları hedef alıp onlara da dağıtım yaparak bir iki reklamla yapamayacağı tanıtımı yapmıştır diye düşünüyorum. Haaa bu arada Krispy Kreme'e ben bayıldım , hamuru müthiş.. Yumuşacık ve insanın yedikçe yiyesi geliyor:) Bu iyi bir şey mi tabii tartışabiliriz :)

Pazarlamacı damarım tuttu bu sabah, fazla tuşladım kusura bakmayın artık:) Ama hakedene bir iki kelam etmemek olmaz.

Tüm bu sözlerin ardından herkese iyi ramazanlar diliyorum. Sofralarınız bereketli, ağzınızın tadı yerinde olsun.

Afiyetle,



19 Ağustos 2009 Çarşamba

YENİ BİR BAŞLANGIÇ DAHA ...

Biliyorum iyice ihmal ediyorum artık.. Ama son bir kaç aydır, yoğun bir koşuşturmaca içerisindeydim. Çikomu :) evlendirdim. Yarı kaynana sayılırım :)
Bir çok blogda ramazan hazırlıklarını gördüm imrendim doğrusu.
Benim de mutfağa dönme vaktim artık geldi. Hadi bakalım atalım üzerimizdeki yaz rehavetini. Coşku ile karşılayalım mübarek ramazan ayını.
Afiyetle,

14 Ağustos 2009 Cuma

TAHİN HELVALI KEK

Hakikaten bazen eşimin dediği kadar varım. Ne zaman kek yapsam içine muhakkak bir şeyler karıştırma, sade yapmama eğilimim olmasına kızan eşim haklı. Bunu son yaptığımda da kendisine ispatlamış oldum sanırım. Ama vallahi elimden gelmiyor. Hadi dümdüz , içinde hiç bir ilave malzeme olmadan bir kek yapayım diyorum ama olmuyor. İçimdeki o ses hayat buluyor ve kulağıma fısıldıyor :)"Buzdolabına bir daha göz at, muhakkak katacak bir şey bulacaksın" :)

Cuma akşamı çok spot bir şekilde karar verip, yemeğe davet ettiğim arkadaşlarım için hızlısından bir menü oluştururken aklımda tatlı yapmak hiç yoktu. O yüzden iş dönüşü markete gittiğimde de herhangi bir malzeme almadım bunun için.

Ama eve gelince Sevgim'ciğimin doğumgününü beraber kutlamadığımız ve kendisine aldığım hediyeyi henüz vereceğim aklıma gelince , şu meşhur ses yine bir soru sordu bana :) Eeeee pastasız hediye olur mu hiççç?? Tabii olmaz :( Hazır da almak istemiyorum. Kimse gücenmesin ama hazır pasta hiç sevmem.Pasta yapmaya vaktim yok. Hem soğumaz , bir şeye de benzemez.. Keşke biraz malzemem olsaydı derken..... O ne bir paket kekun :) Tamam dedim, bir kek yaparım hem de hamiş arkadaşımın midesi de yoldaki bebişi de bayram eder :)

Hmmm neli kek yapsam? "İşte klasik soru" Sanki bir kek bir şeyli olmalı ? :)
Kakao ... Yok :( Bitmiş :(
Üzüm ... Engin yemez :(
Havuç ... Engin yemez :(
Limon ... Ben yemem :)

Ceviz ... hahh o var ... Eee ama azıcık kalmış :(

Dur bakayım o ne ? Kekun paketinin üzerinde bir tarif ... Tahin Helvalı Kek :)
Şimdi diyeceksiniz ki , kakao yok helvayı nerden bulacaksın.. Demeyin demeyin ... O var :)
İşte kekin içinde bir şeyler olma konusu böylece halloldu.. Hem de sonuç harika. Kimse içindekinin ilk tadışta ne olduğunu doğru tahmin edemedi. Tanıdık bir şey ama bu ne dediler hep :)


Gelelim kekin tarifine.. Keki tariftekine uygun şekilde yaptım ama bence şeker miktarı biraz azaltılabilir, bana fazla tatlı geldi. Bir de hani yukarıda yazdığım azıcık ceviz vardı ya o da bu kekin içine girdi ve bence sonuç daha da güzelleşti :)

Malzemeler:
  • 1 paket sade kekun
  • 4 adet yumurta
  • 180 gr eritilmiş margarin
  • 1 su bardağı süt
  • 1,5 su bardağı toz şeker *** bu azaltılabilir
  • 1 avuç ceviz (hiç dövmeden kattım)
  • 200 gr tahin helva (ben kakaolu kullandım)

Fırını 180 derecede ısıtıyoruz. Kalıbımızı iyice yağlayıp hazırlıyoruz. Yumurta ve şekeri krema kıvamına gelinceye kadar çırpıyoruz. Erittiğimiz margarini yumurta şeker karışımına ilave edip çırpmaya devam ediyoruz. Sütü de katıp kekunu ekliyoruz. Çırpma işlemine devam edip son aşamada helva ve cevizi ilave ediyoruz. Hazırladığımız kalıba karışımımızı döküp fırına veriyoruz. Yaklaşık 50 dk kadar pişiriyoruz. Fırından çıkartmadan evvel kürdanla pişip pişmediğini kontrol ediyoruz.

Bu hafif mayhoş tadı beğeneceğinizi düşünüyorum.

Afiyetle,

11 Ağustos 2009 Salı

KELEBEK PASTA

Dayısının kuzusu artık kocaman kız oldu. Tam 2 yaşında. İlk yaş pastasını burada olmadığım için ben yapamamıştım ama bu sefer onun deyimi ile MO.. pasta yapma şansım oldu.

Kelebek pastayı Naz kaç sefer üfledi saymadım ama sözlerini tam olarak söyleyemese de melodisinden kaçak vermedi. "İyi ki doğdun nazzz !!!" şarkısı dilinden eksik olmadı tabii onun dilinde. udududuuu naaaaa :)



Nice mutlu yıllara dayıcım :)

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails