6 Temmuz 2009 Pazartesi

"DENİZCİ TOLGA BİR YAŞINDA" PASTASI


Kimi çocuklar adrenalinle doğarlar. Onlar doğuştan ya bir tekne üzerindedir ya da bir bakmışsınız annelerinin, babalarının sırtında bisiklet tepesindedir. Diğer ebeveynlerin yaptığı gibi değil, onların anne-babalarının yaklaşımları farklıdır. Üşüyecek, aman hasta olur gibi endişeler olmadan hayatlara bizzat entegre edilirler.Daha bebekken sporcu nedir tanırlar. İşte Tolga bebek böyle bir anne-babanın çocuğu. Akranları kırkı çıkmadan evden çıkartmak değil kapıdan baktırılmazken, o yelkenli tepesinde, bisiklet sırtında, kah orada kah burada geçiriyor doğduğundan beri günlerini.
Eeee.. Buna bağlı olarak 1. yaş partisinin temasında da deniz ve yelken konsepti vardı.Annesi benden pasta siparişi istediğinde keyifle yapacağım bir pasta olacağına hiç şüphem yoktu ve hakikaten öyle de oldu.

Tekrar Tolga'ya nice mutlu yıllar diliyorum.

Afiyetle kalın,

2 Temmuz 2009 Perşembe

SOĞUK ÇORBA

Tekrar merhaba.


Bir önceki yazım üzerine gönderdiğiniz yorumlarınız için çok teşekkür ediyorum. Biraz edebi bir yazı olduğuna, tam algılanamadığına dair yorumlar aldım. Burada, küçükken tuttuğum günlüğe yazdığım gibi içimi dökmekten hoşladığım için yazı biraz edebi kaçmış olabilir. O an ne hissediyorsam yazdıklarım ondan ibaretti.Evet anneannemi kaybettik. Ama bu kaybediş, içimdeki kocaman boşluğun büyüklüğünü birkez daha gösterdi bana. Hiçbirşey değişmeseydi ne olurdu diye düşündüm ve bunu dile getirdim.


Hayat kaldığı yerden devam ediyor elbette. Boşluklarla yaşamaya alışıyor insanoğlu. Bu yetiye sahip olmasaydık zaten çok daha zor olmazmıydı herşey. İçimizdeki büyük inançla herşeye dayanma gücüne de sahip oluyoruz.Gidenlerin, bırakanların ardından da bakıyoruz önümüze, geleceğimize.Daha fazla yine edebileşmeden sözü burada kesiyorum.


soğuk çorba



Bugün benim olmasa da benim gibi sevdiğim başka bir anneannenin tarifini vereceğim size.

Sıcak yaz günlerinde ağır yememek için bunu sıkça yapıyormuş. Bir keresinde ben de denk geldim ve Neriman'cığımın soğuk çorbasından içme fırsatım oldu. Bu çorbaya benzer içinde farklı farklı malzemelerin olduğu çeşitlerini daha önce de denemiştim. Bunu farklı kılan şey hiç bir şey yemez, lakabı "yemekseçer" eşimin de ağzının tadına uygun oluşu oldu. Yaz başından beri dolabımızdan artık hiç eksik olmuyor. Bunun sayesinde evdeki pilav-makarna egemenliği yok oldu, yemekler daha hafif ve sağlıklı bir hal aldı. İster tek başına bir öğünü geçiştirmek üzere, isterseniz zeytinyağlıların ya da ızgara etlerin yanına garnitür gibi de ikram edebilirsiniz.

Malzemeler: (8 kişilik)

  • 1 çay bardağı buğday
  • 1,5 çay bardağı nohut
  • 1 kilo yoğurt
  • soğuk su
  • 2 tatlı kaşığı kuru nane
  • arzuya göre tuz
  • haşlamak için su

Buğday ve nohutu bir gece önceden ıslatıyoruz. Ertesi gün ikisini birden düdüklüye koyup üzerini 2-3 parmak geçecek şekilde su koyup pişiriyoruz. (Benim düdüklümde 25 dk kadar sürdü) Piştikten sonra soğutup yoğurt ilave ediyoruz. Soğuk su ilave edip sulandırıyoruz. Nane ve tuz ekleyip kasede servis ediyoruz.

Afiyetle,

29 Haziran 2009 Pazartesi

DÖNÜŞÜM HİÇ DE MUHTEŞEM OLMADI

Bir film seyretmiştim birgün. Kızın biri bir trene biniyor ve hayatı o trende şekilleniyor.. Ya o trene binmeseydi ne olacaktı? Film o iki senaryoyu da gösteriyordu.. Birbirinden farklı o iki hikayeyi.

Acaba başka olsaydı benim senaryom nasıl bir hayatım olurdu diye düşündünüz mü hiç? Ben bunu sıkça yaparım. Anlamsızca olsa da yaparım.

Benim trenim neydi acaba diye düşünürüm hep.. Ya "O" hiç çıkmasaydı karşımıza ... Ya "O" olmadığı için hayatımızda daha mi normal olurdu herşey? Ben de bilir miydim herkesin hayatının içinde olan normal şeyleri, hisleri ? "O" olmasaydı , herkes olduğu gibi kalır, sevilmeye değer olmaya devam eder miydi? "O" olmasaydı ben daha mı az güçlü olurdum yoksa daha da mı güçlü ?
"O" olmasaydı gitmem dediğim yerler , bakmam dediğim yüzler olur muydu?

"O" olmasaydı burada da dökemediğim gözyaşını dökermiydim yine aynı gün aynı saatte sen gittiğinde?

Ben çocukken adımı bilen çocukluğumun anneannesi de gitti uzaklara..

İçimde hep o soru olacak, sonuna kadar ?

Ya "O" olmasaydı daha çok mu acı çekerdim, daha az mı ?

18 Haziran 2009 Perşembe

ZEYTİNYAĞLI KABAK YEMEĞİ


Kısa bir süre burada olmayacağım. Biraz gidip dinlenme zamanı geldi çok şükür. Dönmenin stresi gitmeden basıyor ya çok kızıyorum kendime aslında ama engel de olamıyorum. Olsun, yine de gitmek güzel.. Dönecek yer olması da güzel diyorum kendime , teselli ediyorum :)

Ben yokken kendinize bahane yaratmayı ihmal etmeyin sakın.Kendiniz için , sevdikleriniz için , iyi hissetmek için, mutlu olmak ve etmek için bahaneleriniz hep cebinizde olsun.

Bugün yazacağım yemek tam bir yaz mutfağı ürünü. Kabak seviyorsanız, yapması pratik, tadı lezzetli bu yemeği de seveceğinize şüphem yok.

Malzemeler:


  • 3-4 adet kabak

  • 1 adet orta boy kuru soğan

  • 2 adet orta boy domates

  • 2 yemek kaşığı pirinç

  • 1/2 çay bardağı zeytinyağ

  • 1 su bardağı su

  • 3-4 adet kesme şeker

  • tuz

  • üzeri için dereotu

Kabaklarımızı yıkadıktan sonra soyucunun tırtıklı kısmı ile kazıyoruz. (Eğer soyucu aleti yoksa çatalla da yapılabilir) Bu şekilde bence çok şık duruyorlar :) Kabaklarımızı halka halka kesiyoruz. Soğanları ufak ufak doğruyoruz. Domatesleri de minik küpler halinde kesip hazırlıyoruz. Pirinci yıkıyoruz.


Tenceremizin önce soğanları koyuyoruz, üzerine kabakları ve domatesleri ilave ediyoruz. Yağını, suyunu, tuzunu, pirinçleri ve şekerini ekleyip, kısık ateşte yaklaşık 30 dk kabaklar yumuşayıncaya kadar pişiriyoruz.


Pişen yemeğimizi soğumaya bırakıyoruz. Servis ederken üzerine ince kıyılmış dereotu serpiyoruz.


Afiyetle kalın, kendinize iyi bakın.


Kısa süre sonra görüşmek üzere !

12 Haziran 2009 Cuma

BALKONDA ÇAY KEYFİ & PATLICANLI BÖREK

Yazıya şöyle başlamak lazım: Efendim balkon var , balkon var.. Bizim naçizane balkon bu hanımları pek kesmez ama maksat muhabbet dedik tıkışıverdik bizim ufacık tefecik mini minicik balkoncuğumuza.

Adaş Şekerim , Yasom bizim eve buyurmuş, güzel bir meni oluşturmak lazımdı tabii. İşin erbapları gelince özen daha da bir artıyor haliyle.


Bu çay davetine de şunlar seçildi:






Yedik, içtik... Sohbetin tüm demlerine vurduk...

Sıra geldi tarif vermeye:

Patlıcanlı Börek yapmak aklıma düşünce, her zamanki gibi blogları şöyle bir dolaştım. Sevgili Burçin'in bloğunda okuduğum yöntem hoşuma gitti ve bunu uygulamaya karar verdim.

Tadı son derece lezzetli oldu. Ancak bir sonraki sefere sanırım aralarına yağ-süt-yumurta karışımı değil, sadece yağ süreceğim. Ben tercih olarak çıtır çıtır böreği sevenlerdenim. Eğer yumuşak börek seviyorsanız yağ-süt-yumurta karışımı tam size göre demektir.


PATLICANLI BÖREK
Malzemeler: (1 yufkadan 4 adet börek elde ediliyor)
  • 3 adet yufka
  • 3 adet patlıcan
  • 1 adet ortaboy kuru soğan
  • 2 adet çarliston biber
  • 2 adet domates
  • sıvıyağ
  • 2 adet yumurta (bir tanesinin sarısı üzerine)
  • süt (arasına sürmek için)
  • çörekotu & susam
  • tuz-karabiber

Patlıcanları küp küp doğrayıp tuzlu suda bir müddet bekletiyoruz. Tencereye 2-3 yemek sıvıyağ koyup yemeklik doğradığımız soğanları soteliyoruz. Biberleri ve domatesileri ufak ufak doğruyoruz.Sotelenen soğanlara önce biberleri ekliyoruz. Renkleri değişince suyunu süzdüğümüz patlıcanları ilave ediyoruz.Son olarak domatesleri ekleyip, tuz ve karabiberini arzuya göre koyuyoruz.1 çay bardağı su katıp, suyunu çekene kadar pişiriyoruz.

Süt-yumurta ve sıvıyağı bir kasede çırpıyoruz.

Yufkayı tezgaha serip her yerine bu harçtan sürüyoruz. Önce karşılıklı iki kenarını katlayıp sonra diğer kenarları katlayıp bir kare elde ediyoruz.Üzerine tekrar harçtan sürüp oluşan kareyi 4 eşit parçaya kesiyoruz. Oluşan herbir karenin ortasına patlıcanlı harcımızdan koyup bohça şeklinde katlıyoruz. Katladığımız kısmı altta kalacak şekilde yağlanmış ya da yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine diziyoruz. Tüm yufkalara aynı işlemi uygulayıp, son olarak üzerlerine yumurta sarısı sürerek susam ve çörek otu serpiyoruz.

Önceden 180 derecede ısıttığımız fırında üzerleri kızarana kadar pişiriyoruz.

Aman lafa dalıp fazla kızartmayın, benimkiler gibi oluyor :)

Afiyetle,

10 Haziran 2009 Çarşamba

BEBEK GELİYOR PASTASI

Rara Avis - Latince'de "Ender Kuş" demektir. Fakültedeyken profesörümüz bize "Sizler birer RARA AVISsiniz , bunun kıymetini bilin!" der , bize Latince'nin ve antik toplum kültürünün değerini bu şekilde anlatırdı.
Biz nasıl kuşlarız, nadir miyiz, göçebe mi bilemiyorum ama bu söylem bizim aramızda bir kurgu olarak baki kaldı. Üniversiteden beri hiç kopmayan dostluğumuzun jargonu, aramızda neredeyse bir parola olmaya devam ediyor.
Görüşmeye devam eden bu 4 rara avisten birinin hamile oluşu bana bu söylemi elinde diploması ve başında kepi ile pastaya yansıtma fikri verdi.
Son derece keyifle yaptığım bu pastanın benim için anlamı çok büyük. Müthiş bir telaş ve keyifle onu bekliyor olacağız.

Seni bekliyoruz MİNİK RARA AVİS :)

Afiyetle,

4 Haziran 2009 Perşembe

ÇİLEKLİ YAZ TATLISI & DONDURMA ETKİNLİĞİ



2009 yazı bizimle saklanbaç oynuyor sanırım. Karanlık bir hava var dışarıda. O kadar karanlık ki ofis bile daha aydınlık kaldı. Güneş bir gülüyor bir kaçıyor. Nedense tam olarak kucaklayamadık bu sene henüz yaz mevsimini.Umarım nimetini bizden esirgemez, doya doya tadını çıkartabiliriz.

Cumartesi günü eli üzerimizdeydi. Mis gibi bir hava vardı ve bu mis gibi havaya da balkonda güzel dostluklar, hoş sohbet, tavşankanı çay ve naçizane el emeğim ikramlarım pek güzel gitti doğrusu.

Bu balkon keyfinin detaylarını daha sonra vereceğim. Bugüne yetiştirmem gereken başka bir başlık var, yoksa Yaso beni mutfağında pişirip, sıvayıp, katlandırıp, kaplayacak.

YE #45 Dondurma


Bu ay etkinlik sahibemiz Yaso olunca boyunumuz kıldan ince etkinliğe yakışır bir tatlı yapmak borcumuz oldu haliyle.
Algida fabrikası gezimizin sonrasında aslında dondurmayı az yiyen ben çok eksikmiş gibi bir de Kurabiye Güzeli sevdalısı oldum.
Bugün buradan sizlere tarifini vereceğim tatlı annemin malum demirbaşlarından biri hatta en meşhuru diyebilirim. Annem bu tatlıyı yaz, kış formata göre değişkenlik göstererek yapar. Bazen az sonra göreceğiniz gibi kedidili kullanır, bazen altında karamelize edilmiş etimek bulursunuz. Kışın muzlu, yazın çilek, şeftali çıkar önünüze. Bakarsınız bir borcamda çıkagelir bazen de tek tek kaselerde. Değişmeyen bir şey olur ki genellikle üzerine bolca hindistancevizi serper, kuzenim her seferinde bir daha serpmesen olur mu dese bile. Zaaf ne yapacaksın :)
Cumartesi günü konuklarıma balkon sefamız esnasında bir borcamda ikram etmeyi tercih ettim tatlıyı. Çilekleri en göz alıcı rengiyle sergilemek böyle daha hoşuma gitti. Ama etkinliğe ise aynı tatlıyı kuplarda uygulayarak katılıyorum. Tabii üzerine sevdiğiniz bir çeşit dondurma ikramı ile.
Lafı çok uzattım, artık tarife geçiyorum ve sizlere güzel ve keyifli günler diliyorum.
Malzemeler:
  • 1 kg süt
  • 5 tepeleme yemek kaşığı un
  • 5 tepeleme yemek kaşığı toz şeker
  • 1 paket vanilya
  • 125 gr margarin (sana tereyağ lezzetinde kullandım)
  • yaklaşık 25-30 adet kadar (yapacağınız sunuma ve tabağa göre değişir) kedidili (savuyer) bisküvisi
  • ıslatmak için süt
  • 1 kg çilek - başka meyve de tercihen kullanılabilir
Derin bir kapta süt, un, şeker ve vanilyayı koyalım ve karıştıralım. Sonra bu karışımı bir tel süzgeçten geçirerek bir tencereye alıp koyu muhallebi kıvamına gelinceye kadar karıştırarak pişirelim. (Kıvamını dha rahat ayarlamak için sütün ilk etapta hepsini dökmemenizi tavsiye ederim, unun markasına, kaşığın büyüklüğüne göre farklılık gösterebilir)
Koyu muhallebi kıvamına gelince margarini sıcakken ekleyelim ve yaklaşık 10 dk kadar (ne kadar uzun olursa o kadar iyi) mikserle çırpalım.
Borcamın tabanına soğuk ve şekersiz sütle ıslatılmış kedidili bisküvilerini bir sıra dizelim. Üzerine hazırladığımız kremadan dökelim. Bir sıra çilek dizip bisküvi dizme işlemini tekrarlayalım. (Kaba göre değişkenlik gösterecektir, benim işlemim iki kat bisküvide sona erdi. ) Kalan kremayı bisküvilerin üzerine dökelim ve ortadan ikiye kesilmiş çilekleri tatlımızın üzerine dizelim. Buzdolabında minimum 2-3 saat bekletip servis yapalım. (Kaşıkla servis edilir)
Kuplar için de ıslatılmış bisküviyi kup bardağımızın tabanına koyup kremadan üzerine dökelim. Çilekle süsleyelim. Arzuya göre hindistancevizi serpelim ve en sevdiğimiz dondurma ile şenlendirelim.
Afiyetle,

29 Mayıs 2009 Cuma

DONDURMA DOLU BİR YOLCULUK & MAKYAJ ÇANTASI PASTASI 2 & ŞAMPİYONUZ ŞAMPİYON

Başlığa bakıp "Bu yazanların birbiri ile alakası nedir?" diyorsunuz sanırım. Doğru, haklısınız. Kendime yaptığım özeleştiri neticesinde bunu bir borç bildim ve bugün uzun bir yazı yazmaya karar verdim.Peki ne yazsam diye düşününce de ilk aklıma bir önceki hafta geçirdiğim harika cumartesi ile başlamak geldi. Aslında bu hafta da çok güzel bir cumartesi geçirdim ama onu bir sonraki yazıya saklayacağım.


Bu fotoğraf sadece günün bir parçasından alıntı aslında. Elimizdeki tabaklarda süzüm süzüm süzülerek yenmesi beklenen şey nedir? Cevap : Dondurma. Ama dondurma diyip geçmemek lazım. O tabaktakiler dondurmanın anlamını farklılaştıran, bize sadece yazın yenmez kışın da doya doya yiyin konseptini kazandıran, bununla da yetinmeyip dondurmaya farklı farklı konbinasyonlarla boyut atlatan Algida'nın Carte d'or lezzetlerinden sadece bir örnek.




Meyveyi dalından yemişsinizdir ama eminim çoğunuzun dondurmayı fabrikanın bantından alıp yeme gibi bir deneyiminiz olmamıştır. Benim de haliyle böyle bir tecrübem yoktu ta ki Algida'nın
Çorlu'daki muhteşem (bu sadece dondurma fabrikası olduğu için kullandığım bir sıfat değil, lütfen yanlış anlaşılmasın) :) fabrikasını gezene kadar.


Hijyenin temel unsur olduğu fabrikayı gezintimiz ömrümün sonuna kadar hep kahkaha atarak bakacağım bu ve bunun muadili fotoğraflarda da gözüken o süper kılığa bürünmemizle başladı. Az yuvarlak olan bendeniz bu beyaz tulumların içine girince çamaşır suyu reklam kahramanları gibi oldum :) Beyaz ve yuvarlak :)


Ama olsun.. Magnum'un titizlikle nasıl üretildiğini, Selection serisinin lezzetinin nereden geldiğini, Cornetto'nun aşk dolu çikolatasının külaha doluşunu bu yuvarlak ve beyaz halimle büyük bir ilgiyle seyrettim. Seyretmekle kalmadım, dalından da yedim üstelik :)


Fabrika gezimizin sonrasında bizler için özenle hazırlanmış muazzam bir piknik organizasyonu ile de keyfimiz duble oldu. Anlayacağınız yedik, içtik keyfilendik yine :) Sonunda da bu keyiflere objektiflere günün hatıra pozunu verdik.

Bu muhteşem deneyim için Carte D'or ailesine çok teşekkür ediyorum.
Bu da başlığımızın ikinci yarısı.. Sanırım yapalı 1,5 ay kadar oldu. Ancak fotoğraf aktarmadaki yetilerim kısıtlandığı için ancak kısmet oluyor yayınlamak.


Pasta da tamam...


Sıra da ne var.. Valla kimse alınmasın ama sırada ŞAMPİYONA EDİLECEK İKİ SATIR LAFIM VAR :)
Kendimi bildim bileli Beşiktaşlıyım. Futboldan anlamam ama şimdi buradan şampiyonluk kutlaması yapmazsam olmaz !!!!
Tebrikler Kara Kartal !!! Tebrikler Şampiyon :)



Afiyetle,

25 Mayıs 2009 Pazartesi

ZEYTİNYAĞLI BAKLA

Yoğun bir haftasonuydu gerçekten benim için. Detaylarını daha sonra ince ince anlatacağım güzel bir cumartesi gezisinden sonra bu haftasonu kaç km yol yaptığımı Marmara'nın bir ucundan diğer bir ucuna nasıl gidip geldiğimi bir düşündüm de maşallahım varmış doğrusu.
Bakıyorum da hamurişlerine uzak duruşum bu ara blogda da yazıların ağırlıklı sebze yemeklerine kaymasına neden oldu. Bugün yine bir sebze yemeği tecrübemi paylaşacağım sizlerle.Tecrübe diyorum zira bakla benim için deneysel bir durumda. Yemekseçer değerli eşimin bu konuda da varolan bazı kriterleri baklada beklentiyi yakalama anlamında uzun labaratuvar çalışmaları yapmama neden oldu diyebilirim.
Aslında bu vereceğim tarif herkese hitap etmeyebilir. Ben zeytinyağlı yemekleri özellikle de acımtırak bir tadı olan baklayı tatlı hatta bal gibi sevenlerdenim. Ancak eşim yemeğe şeker konmasına karşı. Kafası karışıyormuş :) Ne yiyoruz dolma mı tatlı mı diyor :) Bana anlamsız gelen bu yaklaşımı kendisinin seçiciliğine verip çaktırmadan katıyorum valla isterse yemesin :)
Bir ağız tadıyla bakla yiyelim katma şuna şeker diyince bir sefer katmadım , yiyemedi :) Ben de arasını buldum kendi kattığımın yarısını ekliyorum. Evliliklerde ortayol bulmak esastır değil mi ama :)
Tam da mevsiminde bol sarımsaklı, dereotlu bu besleyici yemeğin tarifi ile başbaşa bırakıyorum sizleri.
Malzemeler:
  • 1/2 kg bakla
  • 1 adet orta boy kurusoğan
  • 3 yemekkaşığı zeytinyağ
  • 5 adet kesme şeker (isteğe bağlı değişebilir)
  • 1 çay kaşığı tuz (isteğe bağlı değişebilir)
  • 1 tepeleme yemek kaşığı un
  • 2 su bardağı su
  • üzeri için sarımsaklı yoğurt ve incekıyılmış dereotu

Not :Ben baklayı düdüklü tencerede pişiriyorum, dolayısıyla pişirme süresi düdüklü tencere için geçerli.

Soğanı ufak ufak yemeklik doğruyoruz , düdüklü tencereye alıp zeytinyağında soteliyoruz. Ayıkladığımız baklaları soğanlara ilave ediyoruz. Tuz ve şekerini katıyoruz. 1 yemekkaşığı unu 2 su bardağı suya karıştırıp baklaların üzerine döküyoruz. (Bu aşamada su yetersiz gözüküyorsa ilave edebilirsiniz) Düdüklünün kapağını kapatıp , düdüğü öttükten sonra 25 dk kadar pişiriyoruz.

Pişen yemeği soğutup üzerine sarımsaklı yoğurt ve dereotu koyup servis ediyoruz.

Afiyetle,

15 Mayıs 2009 Cuma

SİRTAKİ YAPAN AİLE PASTASI

Valla yapabildiler mi bilmiyorum sirtakiyi ama ben onlar sirtaki yapacak diye göstericem derken kendimden geçtim:) Siparişi aldığımda çok mutlu oldum ve bu pastayı yapmak için heyecanlandım cidden. Bembeyaz pastada mavi ve pembe kullanarak yunan adası esintisi sağlayınca sirtakinin çalan namelerini gerçekten hissettim. Üzerine de rumca "doğum günün kutlu olsun / aslında uzun yıllar"ı da yazınca konsept tam oldu .

Haydeeee pame !!! (haydi gidiyoruz, genelde sirtaki oynarken söylenir)

Mutlu yıllar !!!

Afiyetle,

12 Mayıs 2009 Salı

TATİL SONRASI SENDROM & DÜĞÜN İÇİN SÜSLENMİŞ CUPCAKELER



Bizim için artık vazgeçilmez bir gelenek evlilik yıldönümümüzde kendimize bir tatil fırsatı yaratmak. İşte yine bir sene daha hızla geçti ve gitti. Geçtiğimiz seneki Alaçatı seyahatinden sonra bu sene her ikimiz de daha dingin ve rahat bir tatil planlama konusunda hemfikir olduk ve birkaç günlüğüne Antalya'ya kaçmaya karar verdik.
Planlaması, beklemesi ve gitmesi güzeldi de ya dönmesi.. Kalabalıkların henüz doluşmadığı kumsalı, sıcacık havayı, tatilin keyfini bırakıp yine masabaşı yapmak cidden çok zorlayıcı.
Tatilin kötüsü olmaz kısası olur diyenler haklılar vallahi..İşte yine klavyenin başındayım:)
Tatilde fotoğraf makinam elimden düşmedi. Çiçek, böcek ne varsa çektim:) Hala kursa gidemediğim için bir elimde makinam bir elimde satınaldığım kitaplarım ne nedir onu öğrenmeye çalışıyorum:)

Tatile gitmeden evvel yaptığım cupcakeleri de yayınlamak istedim bu vesile ile. Şeker hamuru ile süslenmiş cupcakeleri bir düğün hazırlığı için demo olarak hazırlamıştım.

Cupcakeleri buradaki tarifle hazırladım. Bu tarif cidden çok yoğun çikolata tadını sevenler için muazzam sonuç veriyor ayrıca süslemeye de son derece elverişli.Tatil dönüşü apartman görevlimiz bana bir paket geldiğini söyledi ve elinde bu harika sepet ile geldi. Tamek tarafından gönderilen bu şık sepetin içerisinde yok yok diyebilirim.


Çok uzun yıllardır sağlıklı ve güvenli içecek deyince aklımıza gelen Tamek, yeni bir websitesi haırlamış ve yeni projeleri Tamekid'yi geliştirmiş. İnteraktif ve eğlenceli bu websitelerini gezmenizi tavsiye ediyorum. Bizim evde sağlıklı hayata destek son sürat devam ediyor anlayacağınız. Uno, Actifry ve Tamek ile sağlıklı ve lezzetli beslenmeye devam :)
Afiyetle,

4 Mayıs 2009 Pazartesi

SON DÖNEM TRENDİMİZ, ACTIFRY

Actifry ile tanıştığımız ilk günden beri patates kızartması yemenin gönül rahatlığını yaşıyorum gerçekten de. Kahvaltı-akşam-öğlen hiç farketmiyor, sürekli patates kızartıyorum:) Eee ama sadece 1 kaşık yağla. Bu mucizeye inanamayan herkese ispat mahiyetinde hemen yapalım isterseniz diyip teoriyle sınırlı kalmıyor işi pratiğe de döküyorum.

Actifry ile bugüne kadar patates kızartmasının dışında neler yaptım? Aslında henüz istediğim gibi çok yaratıcı olamadım.Bunun sebebi hem mutfaktaki malum telaşlarım hem de evdeki bildiğiniz yeme - içme konusundaki muhafazakar kocam.Aslında hemen hemen her gün kullandığım Actifry ile fotoğrafını çekemediğim, soya soslu tavuk, domatesli brüksel lahanası sotesi gibi denemelerim de oldu. Ancak bunları tabii ki sadece ben yediğim için hem porsiyonları azdı hem de yeme telaşım nedeniyle fotoğraf sürecine sokamadım:)

Ama geçtiğimiz cumartesi günü sevgili eşimin de severek ve ballandıra ballandıra yiyeceğini düşündüğüm iki uygulamam oldu. Başta da söylediğim gibi bunlar muhafazakar kocacığımın yiyebileceği şeyler olduğu için ütopik tarifler değil malesef. Bu tarifler aslında adaş şekerimin yürüttüğü Actifry etkinliğine pek yakışmayacak ama olsun, o Engin'i de tanıdığı için beni affedecektir.
Engin'in hayır diyemeyeceği şeylerin başında börek gelir. Özellikle kıymalı börek denince derin bir nefes alır ve kaç adet yiyeceği noktasında şöyle bir düşünür :) O yüzden kendisine hafif ve lezzetli bir börek yapmakla başladım işe.
Kıymalı Muska Böreği, bu tarifi daha önce de paylaşmıştım aslında. Bizim evin demirbaşlarından olduğu için sık sık yaptığım bir tarif. Tarifi Actifry için uyguladım, tabii sağlıklı bir kaç değişiklikle.

Malzemeler:
* 3 adet yufka
* 200- 250 gr kadar yağsız dana kıyma
* 1 adet kuru soğan
* 1 yemek kaşığı sıvıyağ (kıymayı kavurmak için)
* 1 yemek kaşığı salça
* tuz-karabiber-kırmızı biber
* 1 avuç kadar ince kıyılmış maydanoz
* yufkaları kapatmak için su
* Kızartmak için sadece 1 Actifry kaşığı sıvıyağ
Bir tencerede bir yemek kaşığı sıvıyağ ile minik minik doğradığımız kuru soğanı kavuruyoruz. Soğanın rengi döndüğünde kıymayı ilave edip kavurma işlemine devam ediyoruz.Salçayı ekliyoruz.Pişmesine yakın baharatlarını ve maydanozu ilave ediyoruz.
İç harcımız hazır olunca yufkaları yaklaşık 3 parmak kalınlığında uzun şeritler halinde kesiyoruz. Her şeridin başına bir tatlı kaşığı iç malzeme koyup üçgen şeklinde katlamaya başlıyoruz. Şeridin sonuna kadar bir sola bir sağa olacak şekilde üçgen katlayarak son kısmında suyla ıslatıp açılmasın diye yapıştırıyoruz. Tüm yufkalar bitene kadar bu işlemi gerçekleştiriyoruz.
Hazırladığımız börekleri yaklaşık 30 dk - 1 saat kadar buzdolabında bekletmemiz böreklerin açılmadan pişmesi için daha iyi bir sonuç verecektir.

Actifry'ı 20 dk'ya kurup böreklerimizi iç haznesine diziyoruz ve 1 kaşık sıvıyağı üzerlerine gezdiriyoruz. (aparatı duruyor, çıkartmıyoruz, buzdolabında bekletme sebebimiz ondan)


Engin'in yiyebileceği ikinci uygulamam ise, Kabak & Havuç Kızartması oldu. Gerçekten tadı hala damağımda diyebilirim. Soyup, yıkadıktan sonra halka halka doğradığım kabak ve havuçları iyice kuruladım ve ayrı ayrı 20'şer dakika sadece 1 kaşık sıvıyağ ile kızarttım. Üzerine bol sarımsaklı yoğurt ve pulbiber eşlemesi ile muazzam bir tadı oldu. İnanın önümüzdeki yazın yemeği budur. Sağlıklı ve lezzetli kızartma yemenin dayanılmaz hafifliğini yaşayacağız :)

Teşekkürler Tefal !

28 Nisan 2009 Salı

CEVİZLİ & TARÇINLI KURABİYE

Babyshower partisi

Hava bir türlü rayına oturamadı. Bir sıcak bir soğuk derken kafam karışıyor iyiden iyiye. Bahar adıyla geldi ancak henüz tadını tam gösteremedi bence. Adıyla gelen baharın temizliği sizde başladı mı bilmem ancak bizim evde hummalı bir derlenme toparlanma söz konusu.Uzun zamandır mutfağa takıntılıydım, birkaç sefer de burada dile getirmiştim.Ne canım bir şey yapmak istiyordu ne de yaptığımdan keyif alıyordum.Siparişten siparişe işte.. Heryer daha da battığı için pasta yapmak bile keyif vermemeye başlamıştı. Adıyla gelen baharın tetiği ile kendimi bir mutfakçıda buldum. Ölçtüler, biçtiler, en uygun şekilde nasıl eli yüzü düzelir baktılar. Uzlaştık dolap konusunda ama benim kafamı kurcalayan en fena şey bizden önceki kiracıların boyadığı mutfak ve banyo seramikleriydi.Onlar boyayınca biz de boyamak zorunda kaldığımız için hiç de hoşuma gitmiyordu görsel olarak. Dolap fiyatı araştırırken bu seramikler için ne yapılabilirimin peşine de düştüm. Fiyatlar aldım, inanılmaz fiyatlar :( Ama yılmadım, kafaya koydum ya adıyla gelen bahara layık evimi güzelleştiricem diye:) Soluğu Koçtaş'ta aldım. Bu işi kendim halledemez miyim diye başladım reyonlarda dolaşmaya. Duvar kağıtlarının olduğu reyonda suya dayanıklı, tıpkı granit taşa benzeyen bir model buldum.Reyondaki bayana kendim yapıp yapamayacağımı danıştım. Neden olmasın diyince gerekli tüm malzemeleri de tedarik ettikten sonra evin yolunu tuttum. Çikom ile girdik banyoya, ölçülerimizi aldık. Başladık kağıtları döşemeye.Bordürü de koyduk.Cillop :) Sonra mutfakta uyguladık aynı şeyleri. Dolaplar yeni, duvarlar yeni.Koçtaş'tan aldığım biriki dekoratif unsur da eklenince ev yepyeni bir ruha kavuştu.Yani sözün özü bayanlar, bir iki ufak dokunuşla yaşadığınız mekanlarda değişiklik yapmak aslında elinizde.Hem de çok küçük bütçelerle.Sanki kendim yenilendim evdeki bu değişimle :)
Evdeki bu işlemler esnasında mutfakta pek vakit geçiremedim. Çok şükür ki elimde hala tarif verilmeyi bekleyen mamacıklar var. Bunlardan biri de bu kurabiye.
Bu kurabiyeyi ilk şirkette her çarşamba yaptığımız sosyal yardım fonu için tatlı satışında yemiştim. Sanırım bitene kadar satın alıp hepsini yedim çünkü bu tüm kalbimle söylüyorum benim hayatımda yediğim en lezzetli kurabiye. Evet o kadar güzel :) Hemen tarifini aldım ve misafirlerime uyguladım. Yapınca benim kadar beğeneceğinize eminim. Ceviz seviyorsanız bu kurabiye sizin demirbaşınız olacak.
Malzemeler:
  • 1 paket margarin (Sana Hamurişi kullandım)
  • 3 yemek kaşığı pudra şekeri
  • 1 kase rondoda çekilmiş ceviziçi
  • 1 paket kabartma tozu
  • 3,5 su bardağı kadar un (fazlası ya da azı olabilir, yavaş yavaş ilave etmekte fayda var)
  • 1 yemek kaşığı sıvıyağ
Üzerine : tarçın-pudra şekeri (yaklaşık dörder yemek kaşığı)
Tüm malzemeyi derin bir kapta yoğuruyoruz. Kulak memesi kıvamına gelene kadar un ilave ediyoruz.
Yağlı kağıt serdiğimiz fırın tepsisine yuvarlayarak aralıklı şekilde diziyoruz.
Önceden 180 derecede ısıtılmış fırında üzerleri pembeleşinceye kadar pişiriyoruz.
Pudra şekeri ve tarçını bir kasede karıştırıyoruz. Pişen kurabiyeleri ılıkken bu karışıma buluyoruz.
Afiyetle,

24 Nisan 2009 Cuma

NAR EKŞİLİ BEZELYE SALATASI


Misafirlerimin övgüyle yediği Bezelye Salatasının tarifini vermek istiyorum bugün sizlere. Yapımı basit ve tadı çok lezzetli bu salatayı isterseniz, garnitür ya da meze olarak da yemekli misafirlerinize ikram edebilirsiniz.

Arzu ederseniz konserve bezelye kullanabilirsiniz. Ben kışlık hazırlıkları yaparken dondurduğum taze bezelyelerim ile yaptım. Şimdi tam da zamanı, gelin sağlıklı olanı seçin ve taze bezelyeyi tercih edin derim.

Malzemeler:

  • 1 kg bezelye
  • 5-6 sap taze soğan (ince kıyılmış)
  • 1 demet dereotu (ince kıyılmış)
  • 3-4 yemek kaşığı nar ekşisi (Miktarını değiştirebilirsiniz, zevkinize kalmış)
  • Zeytinyağı
  • tuz

Bezelyeleri eğer taze kullanıyorsanız, önce haşlamanız gerekiyor. Ancak konserve kullanıyorsanız direk salatanın yapımına geçebilirsiniz.

Haşlanan bezelyeleri bir kaseye alıyoruz. Soğan, dereotu, tuz, nar ekşisi ve zeytinyağ ilave edip iyice harmanlıyoruz. Servis edeceğimiz tabağa aktarıyoruz.

İşte bu kadar, bitti :)

Bundan sonrasına da hem sağlıklı hem pratik hem de lezzetli bu salatayı yemek kalıyor.

Afiyetle kalın,

20 Nisan 2009 Pazartesi

BAHAR ÇARPMASI VE İLK BALKON KEYFİMİZ



Diyeceğim şudur ki, geleneksel Müge'yi bahar çarptı günleri başlamıştır. Elim kolum yine tutmaz oldu. Aslında tüm yükü mevsimsel geçişe de vermek istemiyorum, bu çarpılma sürecinde malum akılalmaz iş yoğunluğum da başrolü kapmış durumda. Bir tane banka reklamı var , muhakkak görüşsünüzdür.. Bir seyahat kartı tanıtımı yapıyor. İnsancığın biri , ki o zavallıcık nasıl da bana benziyor, sabah kalkıyor, aynı; giyiniyor aynı; içtiği çay aynı; yaptığı şey aynı... Sonra ertesi gün oluyor aynı... ve reklamın özetini şöyle veriyorlar A ----------> B arası yaşanan bir hayat. A noktasından B noktasına geçen bir ömür. Vallahi her sabah 06:15'de başlayan hayatımı o kadar güzel özetlemiş ki :) Neyse ki A noktasından B noktasına gitmekten ibaret olan günlerimi haftasonları ile renklendirmeye çalışıyorum ben de.

Yukarıdaki masa renkli haftasonlarımdan birinden. Baharı sırtımda sıcacık selamı ile hissettiğim bir masadan.O ne demeyin..Terasta güneşi gören koltuğu kapınca hem yedim hem de ısındım :)

Malum gün yapıyoruz Yasocum ve Adaş Şekerim ile :) İlkini bizim evde yapmıştık, sonra da Adaş'ta toplanmıştık. Sıra Yaso'ya gelince araya bir sürü aktivite girdi ancak iyi ki girmiş, güzel bir bahar gününe denk geldi ve biz de terasın tadını çıkarttık.

Masa yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz gibi muhteşemdi. Sizleri Müge ve Yasemin'in bloglarındaki iki anlatıma yönlendirmek istiyorum, mamaları burada görmeniz daha güzel olacak çünkü benim ufaklık makinam pek işbilir değilmiş o gün :)

Herbirinden bilmem ne kaç tur yediğim masadaki enfes lezzetlerden Dalyan Ekmek'i özellikle deneyeceğimi belirtmeden geçemeyeceğim, zira zaten kendisi benim özel talebimle yapılmıştı:) Pırasalı Börek'e zaten cümle kurmama bile gerek yok..En son saydığımda 3. dilimi yiyordum :) Salatalar, Cheesecake... Hepsi müthişti. Eline sağlık Yasom !

Bahar çarptı ama diyorum ya gezmeden geri kalmıyorum:) Cuma akşamı bi yerde yemek yedim ve bunu anlatmadan geçemeyeceğim.

Cercis Murat Konağı ... Mardin mutfağının özenle işletildiği mekanda yok yok inanın.. Sunum şekilleri, farklı lezzetleri ile denemenizi özellikle tavsiye ediyorum. İsimlerini hatırlayamadığım envai çeşit meze, özel narlı salata, mardin kebabı... say say bitmez.. Ama herşey bittikten sonra masanıza gelen süprizler ise harika.. Süpriz olsun belki gidersiniz diye saymayayım ama iyi ağırlanacağınıza şüpheniz olmasın. Suadiye'den yolunuz geçerse , burada yemek yemenizi tavsiye ederim. Ancak sanırım rezervasyon şart olacaktır, çünkü cuma akşamı adım atacak yer yoktu.

Ben A noktasından B noktasına olan yolculuğumu süreyim artık. Hepinize iyi haftalar diliyorum.

Afiyetle kalın,

14 Nisan 2009 Salı

NEMO'LU BİR YAŞ PASTASI

Kayıp balık Nemo'yu sonunda ben de buldum :)
Bir şeklinde pasta yapmaya artık elim çok alıştı. Siparişte bu pasta söylendiğinde umarım üzerinde farklı bir şeyler isterler diye de düşünmüyor değilim hani.
Bu sefer Nemo ve deniz olgusunun hakim olduğu bir pasta istenince nasıl sevindiğimi görmeniz lazımdı.Pastayı teslim ederken aynı sevinci karşı tarafta da görmek var ya o her türlü yorgunluğa değiyor.Toplantıdan gece 22:00'da eve gelmişim, saat 02:30'a kadar pasta yapmışım, hepsi birden gidiverdi hem aklımdan hem bedenimden :)

Uzun sözün kısası bugünlük benden bu kadar.
Afiyetle kalın,

9 Nisan 2009 Perşembe

SON DAVET SOFRAM

Mart ayında 19 kişilik bir misafir grubunu ağırladım. Akraba günümüzde sıra bendeydi ve kalabalık bir grup olmaları nedeniyle hem çeşidi bol tutmayı hem de açık büfe servis etmeyi tercih ettim.

Sağolsunlar soframa teyzem ve kayınvalidem de katkıda bulununca çeşidimiz bol, bereketli bir sofra oldu.

Menüde yer alanlardan tarifini vereceklerim olacak.
Örneğin bu salata gibi;

Nar Ekşili Bezelye Salatası
Emine Teyzeciğim çok sık yapar ve ben de ne zaman denk gelsem zevkle yerim. Menümü oluştururken bir alo dedim kendisine ve uygulamayı öğrendim.Sizlere de anlatacağım sonraki yazımda, son derece pratik , lezzetli ve kalorisiz :)

Ispanak Borani
Bizim evin demirbaşlarındandır. Hele de teyzemlerde hiç eksik olmaz. Teyzem gelirken getirmiş biz de afiyetle yedik.


Annemin peynirli poğaçası

Daha önce tarifini vermiştim zaten, bu sefer Dr. Oetker'in mahlepli susamlı kabartma tozunu kulandım ve bir miktar da tereyağ ekledim. Güzel tepkiler aldı:)


Ada Meze (Annemin tabiriyle)

Yeni keşfim, Cevizli & Tarçınlı Kurabiye
Tarifini paylaşıyor olacağım

Kayınvalidemin spesiyali - Fındıklı Kurabiye

Daha önce sadesini denediğim tarifin ortasına vişne koyup pişirdim. Favori oldu :)

Kayınvalidem=Zeytinyağlı Dolma
İşin uzmanı diyebilirim..
Daha önce verdiğim bu tarifi buradaki gibi ganaj ile sıvayıp servis yaptım. Gerçekten hafif lezzeti ile bu pasta benim en sevdiğim pasta diyebilirim.

Son dakika fırından çıkartıp sıcak servis ettiğim için o kalabalıkta fotoğrafını çekmeyi unuttuğum
ve..
Salatalarla belki tercih edilir diye bulunsun fikriyle yaptığım CEVİZLİ EKMEK.. İyi ki yapmışım, bitiverdi :)
Görüşmek üzere, afiyetle kalın...

5 Nisan 2009 Pazar

SLOT MAKİNASI PASTASI

Galiba bu durumda dönmüş oluyorum.
Aslında tam olarak yani kendi şartlarım dahilinde değil henüz malesef. Destek ekipler vasıtasıyla çok aşamalı bir fotoğraf aktarım sürecinden geçerek birkaç kareyi aktarabildim.
Umarım bir çözüm bulurum, aksi taktirde pek dolambaçlı bir süreç olacak bundan sonra benim için fotoğraf aktarımı. (Şirket bilgisayarı kullanmanın dezavantajı diyelim)
Her neyse ne zaman yaptığımı bile unuttuğum bir pasta ile başlamak istedim.
Slot makinası, yani kollu kumar makinası Sinem'in kayınvalidesi için tasarladığı bir doğumgünü süpriziydi. Kıbrıs'ta bu makinalarla birkaç sefer oynamış, çok eğlenmiş :)
Fazlası zarar ama esprili olması adına bu pastayı beğendik.
Sinem özellikle belirtti.. "Öyle bir yap ki, kazanmış olsun" :)


Olur ! dedim ve yan yana üç elmayı denk getirdim... Aaa bir baktım paralar paralar :)
Bol Şans :)
Bu arada bir önceki yazıma yorum bırakan herkese buradan kocaman teşekkürler gönderiyorum.
Beni bırakmayacağınızı bilmek bile beni o kadar mutlu etti ki anlatamam.
SIRADA ....
Pastadan sonra 19 kişilik misafir grubuma hazırlıklarım ve açık büfem gelecek.


Afiyetle,

3 Nisan 2009 Cuma

BURADAYIM AMA DEĞİLİM



Bu bloğu yazmaya başladığımdan beri bu kadar uzun süre ara verdiğimi hatırlamıyorum :(

Şu fotoğraf makinası problemimi malesef gideremediğim için hiçbirşey yayınlayamıyorum.

Eminim gelip gelip aynı şeyi görmekten sıkıldınız ..

Off teknoloji yaktın beni :(

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails