21 Şubat 2012 Salı

RULO PATATES SALATASI

Rulo patates salatası

Tembellikten sofrasını yayınlayamayınca bari tarifini koyayım dedim:)
Geçen hafta yine çok özel konuklarım vardı, özel konuklarımla özel bir organizasyon için toplandık. Detaylarını daha sonra, tembelliğimden sıyrılıp, güzel fotoğraf kolajları ile yayınlayacağım.
Bu özel günde ben de menüde iki tarifimle yer aldım.
Bunlardan biri de bu patates salatasıydı.
Yapımı pratik ve tadı lezzetli bu salata çay davetlerinizde, gün menülerinizde yer alabilir.

Malzemeler:
  • 2 kg patates (rulo yapıldığı için bol patates gerekiyor.
  • 1 su bardağı mısır konservesi
  • 1 su bardağı konserve bezelye (kendiniz de haşlayabilirsiniz)
  • 15 adet kornişon turşu (minik doğranmış)
  • 2 adet orta boy haşlanmış havuç (haşlandıktan sonra minik minik doğranacak)
  • 1 su bardağı mayonez
  • 1 su bardağı yoğurt
  • 1 adet limonun suyu
  • 3-4 yemek kaşığı zeytinyağı
  • tuz
  • 1 tepeleme çay kaşığı pudra şekeri (patatesin daha lezzetli olması için, püf nokta :))
  • 1 demet maydanoz (ince kıyılacak)
Süsleme için;
  • 1 su bardağı mısır konservesi
  • 2 adet haşlanmış havuç (yuvarlak dilimlenmiş)
Yapılışı:
  1. Patatesleri soyup gelişi güzel dilimleyerek bir tencereye koyup, üzerine su ilave ederek haşlıyoruz.
  2. Haşlanan patateslerin suyunu süzüp soğumaya bırakıyoruz.
  3. Soğuyan patatesleri iyice ezerek, tuz, limon suyu,zeytinyağı ve pudra şekeri ile tatlandırıyoruz.
  4. İç malzemesini derin bir kasede hazırlıyoruz. Kasede mısır, bezelye,kornişon turşu, havuç, yoğurt ve mayonez, tuzunu da dengeleyerek karıştırıyoruz.
  5. Bir tepsi ya da düz bir tabağa streç film yayıyoruz. Streç filmin üzerine eşit miktarda maydanoz serpiyoruz.
  6. Haşladığımız ve ezdiğimiz patatesi maydanoz serpilmiş bu streç filmin üzerine elimizle eşit kalınlıkta yayıyoruz.
  7. İç malzemeyi patatesin ortasına doğru uzunlamasına koyup streç film yardımı ile patatesi rulo yapıyoruz.
  8. Bu şekilde sardığımız patatesi buzdolabında minimum 2-3 saat bekletiyoruz.
  9. Servis edeceğimiz tabağa, streç filmden kurtararak patates rulosunu alarak, arzumuza göre mısır, havuç ve maydanozla süslüyoruz.
  10. Ekstradan hazırlayacağınız limon suyu ve zeytinyağı sosunu servis ederken ikram edebilirsiniz.
Afiyetle & sağlıkla,

15 Şubat 2012 Çarşamba

KISIR

Kısır


Çay daveti menülerinin vazgeçilmezi...
Hiçbir zaman eskimeyen ve eskimeyecek bir tarif...
Her şeyin değiştiği gibi aslında sofralarımızdaki lezzetler de yıllar geçtikçe değişiyor.Hatırlıyorum da annemin günü olduğunda hiç bir zaman kiş, cheesecake, cupcake,volovan pişmezdi :) Muhakkak bir poğaça,bir tepsi böreği, bir kek çeşidi, kurabiye olur.. çay servisleri tabakta ve zigon sehpaların üzerinde yapılırdı.Üzerinde dantel örtü serili tepside ikram edilen çayın yanına küçük çatalla sunulan limon dilimleri bulunurdu.Artık çay davetlerinde genellikle masada ikram oluyor. Peçeteleri, şık tabakları ile konuklar masada en gösterişli servis tabaklarında ikram edilen genellikle "sıradanlıktan uzak" yepyeni tariflerle ağırlanıyorlar.Ne kadar değişirse değişsin ikramlardan biri hep aynı, rengiyle, tadıyla bir fenomen .. Kısır..
Herkesin kısırı yapma metodu farklılık gösterebiliyor. Ancak sanırım en yaygın metod ıslatarak yapmak. Benim tarifim de ıslatarak yapılıyor. Buradaki su miktarı bulgurun çamurlaşmaması adına önemli diye düşünüyorum. Bu konuda sabit bir fikre sahip olmak isteyenler için buyrun benim tarifim:

Malzemeler:
  • 2 su bardağı ince (köftelik) bulgur
  • bulguru ıslatmak için su (her bir bardak bulgur için, 1 su bardağından bir parmak kadar az su )
  • 1 adet kuru soğan
  • 2-3 adet taze soğan
  • 4 yaprak kıvırcık
  • 1 adet limon
  • 3 yemek kaşığı nar ekşisi
  • 1 yemek kaşığı domates salçası
  • 1 tatlı kaşığı biber salçası
  • tuz - kırmızı pul biber
  • zeytinyağ
Yapılışı:
  1. Sıcak su hazırlıyoruz.2 su bardağı ince bulguru bir kaseye koyup üzerine her bir bardak bulgur için 1 su bardağından bir parmak kadar az olacak şekilde sıcak suyu dökerek bir kapakla kapatıp 10-15 dk kadar şişmesini bekliyoruz.
  2. Kuru soğanı çok ufak olacak şekilde doğruyoruz. Bir tavaya 3 yemek kaşığı zeytinyağ koyarak soğanları kavuruyoruz. Soğanların rengi değişince salçaları ilave ederek kısık ateşte bir süre pişiriyoruz.
  3. Bulgur suyunu iyice çekince elimizle bulguru ufalayarak havalandırıyoruz. (sıcak olacaktır dikkat) Bu işlem bulgurun tane tane açılması için gerekiyor.
  4. Kavurduğumuz soğan-salça karışımını bulgura ilave ediyoruz ve iyice yediriyoruz.
  5. Limon, nar ekşisi, tuz, kırmızı biber ekleyerek lezzetlendiriyoruz.
  6. Taze soğan ve kıvırcığı ince ince doğrayıp diğer malzeme ile karıştırıyoruz.
  7. Son olarak biraz daha zeytinyağ ilave ederek kıvamını dengeleyebiliriz.
Not: Taze soğan ve kıvırcığa ilave olarak yeşil biber, maydanoz, taze nane gibi taze baharatlar da konarak çeşitlendirilebilir. Ben domatesi sulandırdığı için tercih etmiyorum.

Afiyetle & sağlıkla,

14 Şubat 2012 Salı

AJANDA EKİBİ İLE NİLİ TAKI PARTİSİNE DAVETLİSİNİZ !

Nili Takı Partisine Davetlimiz Olun! Sürprizlerle Dolu Bir Gün Geçirin

Yer…………………. MODA

Tarih………………..18 Şubat Cumartesi

Saat………………….14:00 – 17:00

Nili Silver’ın sahibi Elif Barut ile yaptığmız söyleşiyi bilirsiniz. Bu ilgi çekici ve keyifli röportajı okumayanlar buraya tıklayabilir.

Elif hanım röportajında bahsettiği bu meşhur ve eğlencesi bol takı partilerinden birini de Ajanda Dergi okuyucuları için düzenliyor hem de Nili Silver’ın Moda’daki Atölyesinde.

Gelin, sürprizlerle dolu bu günde, tanışalım, hem sohbet edelim eğlenelim hem de takıların dünyasına atölyede dahil olalım.

Katılmak isteyenler arasından 10 kişi çekilişle belirlenecek ve 16 Şubat’ta mail yoluyla açıklanacaktır.

Katılmak için iletisim@ajandadergi.com a mesaj atabilirsiniz.

10 Şubat 2012 Cuma

YILBAŞI SONRASI ÇAY DAVETİ & PIRASALI TAVUKLU MİLFÖY KİŞ

After NewYear Party


Yılbaşından hemen sonraki hafta izin kullanınca, evde mini bir çay organizasyonu yaparak Sinem ve Seda'yı elbette minik prens ve prensesleriyle beraber ağırladım.
Henüz yılbaşının üzerinden sadece birkaç gün geçtiği için After Party :) dedik adına, yani Yılbaşı Sonrası Partisi :)...
O yüzden sofrayı da yeni yıl konsepti ile hazırlamak istedim.İki senedir evde yılbaşında misafir ağırlamadığım için kırmızılı cicilerimi tekrar görücüye çıkartmak istedim sanırım :)

Yılbaşı Sofra

Menüm son derece sade ve pratikti:
Özellikle kiş konusunda artı puan aldım sanırım..Tepsinin tamamı bittiği için :)



Ispanaklı Milföy Kiş

Bu pratik tarifi hem çay davetlerinizde hem de et yemeklerinin yanına garnitür olarak uygulayabilirsiniz. Beğeneceğinizi düşünüyorum. İç malzeme arzuya göre farklılaşabilir elbette her zaman olduğu gibi.

Malzemeler:
  • 1/2 kg pırasa
  • 200 gr kuşbaşı tavuk
  • 2 tepeleme yemek kaşığı un
  • 1,5 su bardağı süt
  • 1/2 çay bardağı sıvıyağ (ben mısırözü kullandım)
  • 1 yumurta sarısı
  • tuz - karabiber
  • 5 adet milföy hamuru
Yapılışı :
  1. Pırasaları ince ince doğruyoruz.
  2. Bir tavaya sıvıyağın 1/3'ünü dökerek tavukları soteliyoruz. Tavukların rengi değişince pırasaları ilave ederek iyice pişiriyoruz. Tuz ve karabiber ilave ederek pişirme işlemini tamamlıyoruz.
  3. Başka bir tencereye kalan sıvıyağı dökerek unu kavuruyoruz. Unun kokusu çıkınca sütü azar azar dökerek koyu muhallebi kıvamında beşamel sos hazırlıyoruz. Sos hazır olunca yumurta sarısını ekleyerek el blendarı ile iyice çırparak akışkan bir krema hazırlıyoruz. Tuz-Karabiber ile lezzetlendiriyoruz.
  4. Tavuk-pırasa karışımına hazırladığımız beşamel sosu karıştırıyoruz.
  5. Yuvarlak bir borcam ya da fırın tepsisini margarin ile iyice yağlıyoruz. (Yapışmaması için margarin kullanmalısınız)
  6. 5 tane milföy hamurunu iyice çözülünce yan yana koyarak ya elimizle ya da merdane ile yuvarlak bir form veriyoruz.
  7. Milföy hamurunu tepsiye yerleştiriyoruz. Kenarları dışarıya taşarsa bükerek kenarları şekillendiriyoruz.
  8. Hamurun üzerine hazırladığımız iç malzemeyi (4.maddedeki) yayıyoruz.
  9. Önceden 180 derecede ısıttığımız fırında yaklaşık 25 dk kadar pişiriyoruz.
Afiyetle & sağlıkla,

7 Şubat 2012 Salı

CARTE D'OR TATLI SERİSİ "ÇİKOLATALI FONDANT"

Carte D'or Çikolatalı Fondant


Yumurta kırmaktan basit !

Evet bu kadar iddialı...
Biliyorsunuz son dönemde Aras'a vakit ayırmak, mutfağa girmekten daha cazip geldiği için o eski şaşalı günlerin geride kaldı. O yüzden çoğu misafirimi yemeğe alarak, hazır piliç ve pilav, salata konseptinde ağırlıyorum :)
2 ay önce ben yokken eve gelen kutuda ise meğer sihirli tatlar gizliymiş, onu da cici arkadaşlarım Sinem ve Seda'yı ağırladığım gün keşfettim.
Kızlara en pratiğinden bir şey hazırlarken meğer her şeyden hatta yumurta kırmaktan bile pratik bir tatlı yapabilmek de varmış kaderde.
Kutudan çıkan tatlıların (Macaron-Limonlu Kek-Krem Karamel vb..) içinden Çikolatalı Fondantı seçtim ve kutunun arkasını okuduğumda "bu kadarcık mı?" dedim kendi kendime .. Sonra "önyargı" ile bari "sıcak" olsun, gelmelerine yakın yaparım dedim.. Kızlar geldi. Ben kutuyu açtım, hazırladım, fırına attım. Çay demlendi, fırından o nefis koku yükseldi ve çıkarıp masaya getirdiğimde "ooooo yine döktürmüşsün Müge!" iltifatı hooppp bende :)
Yok bu sefer ben değil canım dedim ve dilimledim.. Yarısı bitti :) Nefis nefis nefis...
Bu kadar söylüyorum...
Carte Dor tatlı serisini denemeye devam ...
Not : Limonlu Kek de pişirdim... Dokusu güzel ama ben çok limonsever biri değilim.. Eğer limonlu tatlar size göreyse alın deneyin.. Sonuç gayet iyi...
Afiyetle,

3 Şubat 2012 Cuma

İÇ PİLAV VE BİBERLİ TAVUK CİĞER SOTE

İç pilav


Ben küçükken Tekirdağ'a anneanneme gittiğimizde bazen Trakya'da çok sevilen bir yemek olan gömlek ciğer pişirilirdi. Ciğerin gömleği yani zarının içine doldurulan ciğerli içpilav fırına verilir, üzeri nar gibi kızarınca hazır olmuş olurdu. Son derece ağır ve yağlı olan bu yemeği, çocuk olmama rağmen tabiri caizse yumularak yerdim. Onun yerini elbette tutmaz ama ciğer=iç pilav denkliği benim için o yemekten yadigardır.
Son derece ekonomik bir protein olan tavuk ciğerini yazın sıkça tükettiğimizi söyleyebilirim. Çabucak pişiyor olması ve lezzeti nedeniyle, yanına hooppp diye hazırlanan bir marul salatası ve ayran üçlemesi yazın favori menülerimizdendi.
Geçenlerde ciğer alınca bu sefer yanına pilavı yapmak istedim. Ne zamandır da iç pilav yemediğimiz için midemiz bayram etti. Sevenler varsa buyurun tarifi ...

İç Pilav için;
Malzemeler :
  • 2 su bardağı pilavlık pirinç
  • 2 adet orta boy soğan
  • 1 çay bardağı dolmalık fıstık
  • 1 çay bardağı kuş üzümü
  • 1,5 tatlı kaşığı yenibahar (arzu ederseniz daha az koyabilirsiniz)
  • 1 çay kaşığı tarçın
  • 4 adet kesme şeker
  • tuz
  • 2 adet Maggy Tavuk Bulyon (Tercihen konmasa da olur, tavuk suyu da kullanılabilir)
  • 1/3 çay bardağı sıvıyağ (ben mısırözü yağ kullandım)
  • 3,5 su bardağı su (oda ısısında)
Hazırlanışı :
  1. Pirincin üzerine 30 dk kadar önce sıcak su ilave ederek, kapağı kapalı bir kapta bekletiyoruz.
  2. Soğanları ufak ufak doğrayıp hazırlıyoruz.
  3. Bu süre sonunda pilavı yapacağımız tencereye (tercihen teflon tencere) sıvıyağı koyup, soğanları renkleri hafifçe dönene kadar kavuruyoruz. Fıstıkları da ilave ederek bir müddet de onlarla beraber kavuruyoruz.
  4. Daha sonra suyunu iyice süzdüğümüz pirinçleri ilave ederek kavurmaya devam ediyoruz.
  5. Pirinçler birbirine iyice yapışmaya başladığında kuş üzümünü, baharatları, şekeri, tuzu (bulyon kullanılıyorsa konacak tuz miktarına dikkat edilmelidir) ekliyoruz.
  6. Pilavın suyunu ilave ederek kapağını kapatarak yüksek ateşte pişiriyoruz. (Pilavın suyu normal oda ısısında su olmalı)
  7. Pilavı ara ara açıp karıştırabilirsiniz, böylelikle birbirine yapışmayacaktır.
  8. Suyunu çekmesine yakın altını kısıp iyice suyunu çekmesini sağlıyoruz.
  9. Kapağın altına havlu kağıt koyarak demlenmeye bırakıyoruz.
Biberli Tavuk Ciğer Sote için;
Malzemeler:
  • 1/2 kg tavuk ciğeri
  • 3 adet yeşil biber
  • 1 adet büyük kırmızı kambo biberi
  • Tuz
  • Kekik
  • Sıvıyağ (Mısırözü kullandım)
Hazırlanışı:
  1. Ciğerleri akan suda iyice yıkayarak suyunu süzdürüyoruz.
  2. Biberleri uzun uzun doğrayarak hazırlıyoruz.
  3. Bir tavaya 2-3 yemek kaşığı sıvıyağ koyarak biberleri bir süre soteliyoruz.
  4. Biberler hafifçe yumuşayınca ciğerleri ilave ederek kapağı kapatmadan yüksek ateşte soteliyoruz. Önce su salacak sonra suyunu çekecek kızaracaktır.
  5. Pişmesine yakın tuz ve kekik ilave ederek sıcak servis ediyoruz.
Afiyetle & sağlıkla,

1 Şubat 2012 Çarşamba

EKMEK PİZZASI

Ekmek Pizzası

Evde Pizza Keyfi Başka...
İstanbul bembeyaz. Sabah işe doğru yola koyulduğumuzda dizime kadar kar vardı kaldırımlarda. Ofisin oralara geldiğimizde ise o beyaz örtü sanki heryeri saklamış gibiydi, ofisin binasına zar zor gidebildik.Bir çok servis aracı ya yolda kaldı ya da geri dönmek zorunda oldu, hal böyle olunca bizim mesai de erken bitti. Bugün öğlen eve döndüm böylece.
Eve erken gelince Arascık ile vakit geçirmenin keyfini çıkarttıktan sonra onun uyku saatinde annemle çay keyfi yapmak istedik. Peki yanına ne yapsak diye başladık düşünmeye. Fazla vakit yok, Aras her an uyanabilir. Elimizi çabuk tutmak lazım. Buzdolabına kafamı şöyle bir uzattım, olanlarla aklıma pizza yapmak geliverdi.
Dilimlemesi 10 dk, pişirmesi 5 dk.. Aras uyanmadan keyfini sürebildiğimiz ev tipi ekmek üzeri pizza...

Malzemeler:
  • 10 dilim kepek ekmeği (Ben UNO Kepek Ekmeği alıyorum)
  • 3-4 adet kokteyl sosis
  • 10-15 dilim sucuk
  • 2 yemek kaşığı konserve mısır
  • 1 adet domates
  • 2-3 adet yeşil tatlı biber
  • 10 adet çekirdeği çıkartılmış siyah zeytin
  • 1 kase rendelenmiş taze kaşar peyniri
  • 1 tatlı kaşığı kekik
  • tuz
  • 2 yemek kaşığı zeytinyağ
  • Ekmeklerin üzerine sürmek için margarin (Ben Becel Zeytinyağlı kullanıyorum) ve domates salçası
Yapılışı:
  1. Fırını 200 derecede ısıtıyoruz.
  2. Ekmeklerin üzerine margarin ve salça sürerek fırın tepsisine diziyoruz.
  3. Sosisleri, sucukları, domatesi ve biberi ufak ufak doğruyoruz. Zeytinleri de dilimliyoruz. Tüm malzemeyi kaşar peynir, tuz , zeytinyağ ve kekik ilave ederek bir kasede karıştırıyoruz.
  4. Malzemeleri ekmeklerin üzerine eşit şekilde pay ederek fırına veriyoruz.
  5. Ekmekleri çok kurutmadan 5 dk kadar pişirip sıcakken servis ediyoruz.
Afiyetle & sağlıkla,

26 Ocak 2012 Perşembe

AJANDA'NIN KABUĞU TAMAMEN DEĞİŞTİ

Hani bazen oturup eski fotoğraflara bakarız ve zamanın nasıl geçtiğini ve bunun üzerimizde bıraktığı etkileri düşünürüz ya. Ben de bazen oturup eski post(yazılar)ları okuyup böyle hissederim. Vaww bunu ben mi yapmışım, nasıl bir fotoğraf çekmişim falan gibi... Az önce aktif olarak içinde bulunduğum ve bulunmaktan gurur duyduğum oluşumun göznuru Ajanda'nın portalında şöyle bir dolanırken o ilk an geldi gözümün önüne. Acemice ama büyük bir gönülle bu yola girdiğimiz o gün. Şimdi gururla baktığım bu sayfaya geldiğimiz nokta beni heyecanlandırdı ben de bu heyecanımı içimde tutamadım, koştum size içimi dökmeye geldim.
1,5 senedir her seferinde zenginleşen bir içerikle çıktığımız bu yolda bizi yanlız bırakmayan tüm değerli okurlarımıza da buradan seslenmek istiyorum!
Ajanda sayenizde büyüdü.. Büyümeye devam ediyor.
İlk yola çıkarken yazdığımız gibi
"Gezecek, okuyacak, seyredecek, deneyecek, değerlendirecek, ilginizi çekecek birçok şeyin olduğu portal.. AJANDA" ya herkesi bekliyoruz..

Bu arada yeni yazım da yayında ..


Yöresel tariflerinizi bekliyorum
yemekbahane@gmail.com


24 Ocak 2012 Salı

ARAS'IN DOĞUMU İÇİN HAZIRLADIĞIM BEBEK ŞEKERLERİ

Geçen sene bu zamanlarımı hatırladım birden. Ofiste masaya yaklaşırken sıkışan kocaman karnımla dolanırken hatırladım. Sonra tam da bu zamanlarda Eminönüne gidip yaptığımız alışveriş geldi gözümün önüne. Yapacağım iki baby shower partisi ve doğumda hastanede odası için hazırlanmak adına süsün püsün içinde kayboluşum :) Ama iyi ki yapmışım.. Ohh sefam olsun valla, şimdi insan keyifle hatırlıyor o güzel hazırlık günlerini.

3 ayrı modelde kendim toplam 200 adet şeker hazırladım. 100 tanesini hastane odasında dağıttık, diğerlerini de baby shower partileri ve mevlütte ikram ettik.

Tüm bu origamik kutuları Eminönün'den aldım. Küp kutuların 100 tanesi 20 TL, diğerinin 100 tanesi 30 TL'ye alındı. Hastane odasında dağıttığım kutuda ahşap bir figür kullandım. 100 tanesi 30 TL, tül ve kurdele için de 15 TL ödedim. Mevlüt şekerlerinde de ahşap figürler(puset) kullandım. 50 tanesi 10 TL idi. İçlerine koyduğum çikolataları yine Eminönü'de bulunanPelit'in çikolatacısından aldım. Bu fener şeklindeki çikolataları Şark Han'dan temin ettiğim metal beyaz bir ağaca astım.

Düşük maliyetle siz de kendiniz ya da sevdikleriniz için bu hazırlıklardan yapmak isterseniz Eminönü en doğru adres diyorum...



Baby Shower Partisinde & Mevlütte dağıttıklarım



Blogger dostlarımla baby shower partimde ikram ettiklerim



Hastane odası için hazırladıklarım

19 Ocak 2012 Perşembe

ARAS'I BÜYÜTÜRKEN KULLANDIĞIM VE MEMNUN KALDIĞIM MARKALARDAN

Hamileliğim boyunca ve ilk anne olduğum dönemde bir şeyler satınalırken her zaman etrafımdaki tecrübeli annelerin deneyimleri ve yorumları benim için çok önemli ve yol gösterici oldu. Öyle ki bir gün e-bebek'te kasada önümde sırada olan bir bayan aldığım burun aspiratörünü görünce " hiç tavsiye etmiyorum" dediğinde direk elimden o ürünü bırakmıştım, bu kadar riayet ediyorum diyebilirim :)
O nedenle ne zamandır aklımda olan, ana kullandığım ve memnun kaldığım ürünlerden sizlere bahsetmek, öneri olarak değerlendirmek isteyenler olursa bilgi vermek istedim...

Ana kucağı olarak Maxi Cosi Cabriofix kullandım. Aslında bunu satın almama gerek olmadı. En yakın arkadaşım Sevgim'in Demirim için kullandığını biz de aynen ondan alıp Aras için kullandık.
Puset olarak tercihimizi de hem tek bir aparat ile Maxi Cosi'ye uyumlu hale geldiği için hem de yine bir arkadaşımın memnun kaldığı bir marka olduğu için Bebe Confort'tan yana kullandık. Bebe Confort Elea'yı puset olarak kullandık yaklaşık 7 ay boyunca. Aslında bu 7 ayın 6 ayında hep ana kucağını takarak taşıdık Aras'ı. Artık oturma konusunda omuru iyice kuvvetlendiğinde bu kırmızı koltuğu devreye soktuk. Aslında Elea'nın bu koltuğu sıfır konumda dümdüz yattığı için yazın çok sıcaklarda da sıkça kullandığımız bir şey oldu. Aras henüz 37 günlükken yazlığa gittiğimiz için ana kucağı çok sıcaklarda çok terletici olabiliyordu. Zaten dümdüz yattığı ve tekerleklerinin koltuktan ayrı katlandığında kapladığı yerin çok olmaması nedeniyle bu puseti tercih etmiştik. Çok da memnun kaldığımızı söyleyebilirim.


Aras'ın şu anda kullandığı araba ise klasik bir baston puset. Chicco Lite Way.. E-bebekteki kampanyada derisini piyasadaki ürünlere göre çok iyi fiyata aldığımızı söyleyebilirim. Artık her yere onunla gidiyoruz. Taşıması pratik, sadece 7 kg.. Katlandığında kapladığı yer de az ... Aslında dışarıdan ziyade evde kullanmak için aldık hemen baston puseti. Yoksa diğerini de kullanabilirdik. Ama bunun tekerlekleri daha küçük olduğu için Aras'ı evde eylemek gerektiğinde kullanıyoruz sıkça. Gittiğim ev gezmelerine de götürüyorum. Hem yatak görevi de görüyor, öğle uykusunu başka evlerde bununla kotarıyoruz.


Aras alerjen olduğu için, kafasında çok konak çıktı. Bir ara kafası resmen tas gibi kaplıydı konakla. Doktorumuzun önerisi ile Mustela Yeni Doğan Köpük Şampuanı kullanıyoruz doğduğundan beri. Aslında bakıldığında pahalı bir ürün sanırım 27 TL .. Ama yaz bebeği olan Aras, her gün yıkanmasına rağmen 6 ayda bitti. Bence diğer şampuanlara göre daha kullanımı ekonomik oluyor. Üstelik durulanması da köpük olduğu için daha rahat, bebeğin kafasında şampuan artığı kalma riski çok düşük.



İşte konak yüzünden kullandığımız bir ürün daha .. Mustela Stelaker ... Konak nedeniyle oluşan kabukların yumuşaması ve düşmesi için özel bir krem. Aslında zeytinyağı da sürebilirsiniz demişti doktorumuz. Ama zeytinyağını sürünce bebeği yatırdığınız yere bulaşma riski çok yüksek, bir de arıtmak daha zor oluyor. O nedenle ben bu ürünü memnun kalarak kullandım. Banyodan 1-2 saat önce sürüyorduk, sonra yukarıda bahsettiğim şampuanla yıkıyorduk. Kıvamı nemlendirici bir krem gibi, yıkamasanız bile oluyor, rahatsız etmiyor bebeği. Kafa derisi bu nemi yutuyor zaten...
Malesef Aras, doğduğu ilk günden itibaren biberonla mama alan bebeklerden. Biberon tercihimiz ise Avent oldu. Kolik önleyici özelliği taşıyan Avent marka biberonlardan sanırım evde 8 tane var :) Eeee her öğüne bir biberon ...


Esasen sterilizatör kullanmayı hiç planlamıyordum. İstanbul'da olduğum süre boyunca da kullanmadım. Biberonları elde ya da makinada yıkadıktan sonra sıcak suda 2-3 dakika bekletiyor ve kullanıyordum. Ama Yalova'ya yazlığa gidince orada kuyu suyu kullanıldığı için sterilizatör alma ihtiyacı duydum. Sevgim, Weewell kullandığı için direk ondan edindim. Hala da kullanıyorum, gayet memnunum.

Weewell markalı kullandığım başka bir ürün de telsiz..Bu bana çikomun hediyesi. Kendisine de hediye gelmişti ve memnun kalarak kullanıyor, o nedenle telsiz konusunda seçimi ona bırakmıştım. Evimizin uzun koridorlu yapısında gayet iş görüyor.. Geceleri Aras ağladıkça cızz cızz bağırıyor :)


Pişik kreminden bahsetmeden olmaz. Sağolsun yine bir arkadaşım söylemişti Sudocremi. Biz bile kullanıyoruz, sivilce, güneş yanığı falan olunca.. Eskiden sadece MotherCare'de satılırdı, şimdi eczaneler satıyor ama pahalılandı malesef. Ben geçenlerde unnado.com'dan aldım uygun fiyata.

İşte böyle.. 9 aylık oğlumu büyütürken faydalandığım şeylerden birkaçı hakkında paylaştığım bu bilgiler umarım fayda sağlar.

Sağlıkla,

7 Ocak 2012 Cumartesi

SUT ALERJİSİ ve REFLUDE NE DURUMDAYIZ?

Aras daha henüz 1 aylık iken inek sutu proteinine alerjisi olduğunu kesfetmistik biliyorsunuz. 8.ayını doldurdu ve geldigimiz nokta hakkında bilgi paylaşmak istedim faydalanmak isteyenler olur diye. Her ne kadar 1 yasından önce direk olarak inek sutu tüketmiyor olsalar da aldıkları ek gıdaların icinde, emziren annelerin kendi beslenmelerinde tükettiklerinde, hatta hazır formül mamalarda dahi bu protein barınıyor. İlk şart vücuda bunun dolaylı ve dolaysiz girişini engellemek ki tedavi yerini bulsun. O yüzden Aras ek gıdaya geçtiğinden beri daha da sıkı bir sekilde dikkat ediyoruz ne yedirdigimize. Su anda yediği gıdaların hiçbiri süt, peyniralti suyu, suttozu gibi seyler barındırmıyor. Yani özetle süt, peynir, yoğurt, bisküvi, tereyağı, dana eti vb seyler tüketmiyor. Peki calcium nerden alıyor diye aklınıza gelebilir. Alerjen maması Mİlupa Pregomin AS ile bu açığı kapatıyoruz. Sabah kahvaltılarını, muhallebilerini hep bu mama ile hazırlıyoruz. Bir kaç sefer keçi peyniri denedik ancak her seferinde birkaç gün içerisinde vücutta kabartilar ve öksürük başladı. O yüzden kesmekdurumunda kaldık. Alerji azdiginda reflu azıyor ve öksürük kuvvetleniyor malesef. İsin esası vücuda unutturmak diyor doktorumuz ve tedaviye tam uymak. Ucundan bile tattirmayacaksiniz diyor. Biz de sabırla bekliyoruz....

6 Ocak 2012 Cuma

SEBZE ÇORBASI SAVAŞINI KAZANAN GURURLU ANNE BİLDİRİYOR

Aras'in katı gıdaya geçtiği günlerde her zaman olduğu gibi içimi sizlere dökmüş, değerli fikirlerinizden faydalanmak adına yorumlarınızı istemiştim... Yine her zamanki gibi birbirinden değerli geribildirimleriniz oldu, sizlere teşekkür ediyorum. Hal böyleyken, o günden bugüne gelişmelerden sizleri haberdar etmemek olmazdı. Evet .... Ben kazandım :) ve benim gibi bu sorunla yuzlesebilecek anneler için deneyimimi yazmak istedim. Ne yaptım ?
1- Yılmadım :) Her gün çöpe döksem de pişirdim, pişirmeye devam ettim.
2- Zorlamadım ama ısrarcı olmaktan vazgeçmediğimi hissettirdim :)
3- Herseyi katip deneyerek neyi sevdiğini keşfetmeye çalıştım. Çorbanın içine elma - armut suyu dahi kattım en sevdiği şeyler oldukları için.
4- Hazır kavanoz mamaları denedim. Belki bu konuda beni yadirgayanlariniz olacak ama ben çözümü bunda buldum. Aras hazır sebzeleri ilk verdigimde yedi, demekki sebze ile arasında sorun yokmuş! Peki ben kendi yaptıgım çorbalarda ne yapmalıyım? Hazır mamaları neden sevdi de benim yaptığımı yemiyor diye düşünmeye başladım ve içindeki sebzelerin oranlarına baktım. Genelde tadı yogun olanların (kereviz gibi) oranlarının digerlerine kıyasla daha düşük olduğunu gördüm. Aras tatlı seven bir cocuk, meyveleri çok keyifle yiyor. Ben de tatlı sebzeleri on plana çıkarttım, ornegin havuç ve balkabagi....veeeee alışana kadar 1 kasik hazır mama verip o sımsıkı tikadigi ağzını açtırdım 1 kasik benim çorbadan verdim. Bu sekilde yaklaşık 1 hafta geçirdikten sonra hazır mamayı hafifçe ortadan kaldırdım. Veeee ben kazandım!!!!! Şimdi her sebzeyi yiyor :)
Bir konu da asla bulamac yapmadım, bunu da söylemem lazım. Hep kendim yiyecekmisim gibi, tıpkı bir sebze yemeği pisiriyormus gibi hazırladım. Mesela kıymalı ispanak, kabak dolması, kıymalı kereviz gibi... Birbirine yakistirmadigim hiçbirşeyi karmakarışık vermedim Aras'a. Bir tek tuzu eksik olan bu yemekleri ben bile keyifle tattım hep. Ornegin kıymalı ispanaga, ispanak-havuç-pirinç-soğan-kiyma ve biraz zeytinyağı koydum pişirdim, tıpkı bizim yemeklerimiz gibi... Ispanagin tadını bilsin diye...
Benim tecrübem ve yol haritam bu oldu, darısı yeni tecrübe eden ve edecek annelere!
Afiyetle & saglıkla

29 Aralık 2011 Perşembe

GELENEKSELLEŞEN BLOGGER YILBAŞI PARTİMİZ

Geçtiğimiz sene bu sofra ve insana mutluluk veren bu yılbaşı ortamı çok uzun süre konuşulmuştu.O gün, bu yazıyı yazarken söze nasıl başlayacağımı bilmediğimi belirten bendenizin durumu bugün de pek farklı değil aslında.Her sene daha güzel ve özel bir hale bürünen bu sofraların bir sonrasında varacağı boyutu merak eder hale geldim, onu söyleyebilirim. Üstüne üstlük bu hazırlığın bir sürece dayanması, masanın süslemelerinin günler önce provasının dahi titizlikle yapılıyor olması bu sofrayı benim nezdimde daha da özel kılmaya yetiyor da artıyor bile. Tabii masanın çevresini süsleyen değerli dostlarımın benim kalbimdeki özel yerlerini saymama dahi gerek yok sanırım.
O gün bitip eve döndüğümde kalbimin ve yüzümün tamamını kaplayan bir mutluluk ve kocaman bir mide vardı bana kalan. Elbette harika dekore edilmiş bir sofra, müthiş ayrıntılarla süslenmiş muhteşem bir ev, özenle hazırlanmış nefis yiyecekler ve doyumsuz bir sohbet insanda ne bırakabilir ki...
O güne dair tek üzüntüm, kare kare her ayrıntıyı kaydettiğim fotoğraf makinamın bana yaptığı azizlik neticesinde çektiğim bütün fotoğrafların hafıza kartından silinmiş olması oldu. Neyseki bizde fotoğraf meraklısı çok. Cannes film festivalinde kırmızı halıda salınan aktristler misali önce herkes her ayrıntıyı kaydetmese içim daha beter yanardı.
Evet lafı uzatmayayım.. Gelelim bu muhteşem partinin ev sahibesi canım Selenime...
Onun zevkli olduğunu biliyordum elbette ama bu zevkin derecesini meğer az tahmin ediyormuşum. Masallardan fırlamış gibi sıcacık dekore edilmiş evine girdiğimde gözlerim, kalbim, ruhum kamaştı. Salondaki sofrayı gördüğümde ise nefesim kesildi..
İşte soframız...Ve ayrıntılar..

Her zaman olduğu gibi tatlılar ve tuzlular olmak üzere iki ayrı büfe hazırlamıştı Selen.. Herkes yine elinde ayrı bir lezzet ile gelerek bu büfeleri donattı. Yeniyıl ruhu sadece dekorasyonda sınırlı kalmadı, yiyeceklerimizde de yine geçtiğimiz sene olduğu gibi bu özen hakimdi.




Tuzlu büfesinde;


Esra - Üç Renkli Rulo Börek
Fadime - Zeytinyağlı Dolma
Neslihan - Çam Ağacı Modelli Tavuk Salatası & Körili Buğday Salatası
Selen - Meksika Fasulyesi Salatası & Kuru Köfte Şişleri
Dilek - Otlu Çörek
Ben - Tuzlu Kurabiye




Tatlı Büfesinde;


Pınar - Mini Fındıklı Kurabiye
Münevver Abla - Un Kurabiyesi
Ben - Aşure
Yasemin - Kakaolu Cupcake & Kütük Pasta


Her sene sürprizli olan kütük pastamızın bu seneki sürprizi içinin ortama uygun şekilde kırmızı oluşuydu.


Yine her zaman olduğu gibi herkes bir hediye ile geldi ve Selen'in hazırladığı kutular ile çekilişimizi yaptık.



Her anı, her ayrıntısı, her lezzeti damağımda kalan bu harika gün için tüm dostlarıma teşekkür ediyorum ve bu vesile ile hepinizin yeni yılını şimdiden kutluyorum.

2012 gönlünüzden geçen her şeyi size getirsin dilerim...

Afiyetle & sağlıkla,






26 Aralık 2011 Pazartesi

21 Aralık 2011 Çarşamba

AJANDA'DA OLUP BİTENLER



Yeni yıl yaklaşırken planlarınızı şekillendirebileceğiniz, yıl bitmeden gidebileceğiniz, internette dolaşırken okuyabileceğiniz içi dolu, keyifli yazılar yine sizi Ajanda'da bekliyor.

Üstelik sürpriz ödülleri de unutmayalım :)

Tık tık... www.ajandadergi.com

19 Aralık 2011 Pazartesi

BALKABAKLI ÇÖREK

Balkabaklı Çörek



Bravo! Kendi rekorumu itina ile kırmış bulunuyorum. Bu kadar uzun bir ara verdiğim hiç olmamıştı, ne olursa olsun bir şekilde tarif olmasa da iki kelam ederdim ama bu ara yapamadım. İşe de başladıktan sonra artan tempoma hala ne fiziken ne de psikolojikman adapte olmuş değilim. Aslında yemek pişirmesem de hayatımdaki sosyalleşme çabalarımın eseri olarak farklı organizasyonlara katılıyor olsam da yazmaya bir türlü fırsat bulamadım desem yeridir. Neyse kendi kendime kızdım dün gece ve işte bilgisayarımın başındayım, akşam evde iş için bir rapor yaparken, tenefüs yapan çocuklar gibi ben de bloguma gireyim bari dedim :)

Bundan bir ay önce yine blogger dostlarımla rutine dönüşen toplantılarımızdan birini yine Münevver Ablacığımda harika bir kahvaltı sofrası ile yaptık, ben de o kahvaltı sofrasına Balkabaklı Çöreklerimle katıldım. Daha önce Piramit Pasta, Muska Tatlısı ve Turta olarak değerlendirdiğim balkabağını bu sefer bu tarifte denedim ve sonuçtan oldukça da memnun kaldığımı söyleyebilirim.

Malzemeler:


  • 250 gr tereyağ

  • 7 yemek kaşığı toz şeker

  • 1 çay bardağı yoğurt

  • 1 çay bardağı sıvıyağ

  • 1 çay kaşığı karbonat

  • aldığı kadar un (yaklaşık 3-3,5 su bardağı aldı)

iç malzemesi:


  • 1/2 kg balkabağı

  • 1 su bardağı toz şeker

  • 1 kase iri dövülmüş ceviziçi

  • su

Yapılışı:


  1. Balkabaklarını yıkayıp orta büyüklükte dilimleyerek üzerine şekeri ilave ediyoruz. Kabakların üzerine gelecek kadar su ekleyerek yumuşayana kadar pişiriyoruz.

  2. Pişen balkabaklarını (varsa suyunu süzerek) bir çatalla ezerek püre haline getiriyoruz ve ceviz ile karıştırıyoruz.

  3. Fırınımızı 180 derecede ısıtıyoruz.

  4. Hamur için gerekli malzemeleri (un hariç) derin bir kaseye koyarak yumuşak ancak ele yapışmayan bir kıvam alana kadar un ilave edip yoğuruyoruz.

  5. Hamuru 30 dk kadar buzdolabında bekletiyoruz.

  6. Pişen hamuru iki parçaya ayırıp her iki parçayı da ayrı ayrı elimizle yada bir merdane yardımı ile tezgahta açıyoruz. (iki aşamada oratalama 30 adet çörek elde edeceksiniz) Ortasına hazırladığımız harcı ayyıp rula şeklinde sarıyoruz ve dilimleyerek yağlı kağıt serdiğimiz fırın tepisisine diziyoruz.

  7. Fırında pembeleşinceye kadar pişiriyoruz.

  8. Üzerlerine pudra şekeri serperek servis ediyoruz.

Afiyetle & sağlıkla,

24 Kasım 2011 Perşembe

ANILARDA DEĞİL KAŞIKLARDA YAŞASINLAR YAZI DİZİSİ

Evet hala yemek pişirmiyorum :)

Geçen pazar yaptığım domatesli pilavı saymazsak mutfakta Aras'a mama ve sebze çorbası pişirmekten, elma-armut rendelemekten öteye gitmiyor faaliyetlerim...Zaten iğrenç olan İstanbul trafiği, bu sene iyiden iyiye arap saçına dönünce eve gitmem sekizi buluyor ve anneciğimin pişirdiklerini afiyetle tüketiyorum :)

Pişirmiyorum ama yazıyorum :) Ajanda'da hala aktifliğimi korumaya maksimumda özen gösteriyorum.

Dün yayınlanan yazımda ise bir dizi başlatma kararı aldım... Yöresel yemekler dizisi.. İlk olarak çorbalar üzerine bir girişimim oldu. Burada amacım interaktif bir süreç yürütmek. Sizlerin yörelerinize ait lezzetleri derleyip, Ajanda okurları ile paylaşmak.

Siz de yöresel yiyeceklerinizi Ajanda takipçileri ile paylaşmak isterseniz lütfen bana fotoğrafı ile tarifinizi iletin. Tabii kişisel bilgilerinizi de .. (İsim/varsa blog vb)

yemekbahane@gmail.com adresine emaillerinizi bekliyorum.

16 Kasım 2011 Çarşamba

"SÖZ" BENİM.. O SORDU, BEN CEVAP VERDİM




Sinemciğim yenilikçi kişiliği ile yeni bir akım başlattı yine.. Şimdi de annelere soruyor, blogunda yayınlıyor.Bu konudaki ilk konuğu da bugün ben oldum..O sordu ben yazdım, tabii kendi bildiklerimi, doğrularımı ve düşüncelerimi..

Okumak için tık tık ...

15 Kasım 2011 Salı

ÇALIŞAN ANNE KOÇU

calisanannekocu

Evet artık bir anneyim ve çalışan bir anneyim. Çalışan bir anne olarak gün benim için 24 saat olarak gözükse de aslında daha uzun sanki... Ev-iş-eş-çocuk-özel hayat derken kendimi çok kollu bir robot gibi hissediyorum ben de artık, bir çoğunuzun hissettiği gibi.
Çalışan anne koçu web sitesinin kurucusu ve Size Loto Vurdu kitabının yazarı sevgili Nil, bana sitenin yemek sayfasında yazmayı önerdiğinde ise kollarıma bir kol daha eklemekten hiç çekinmedim. Bundan böyle Yemekbahane'de paylaşmakta olduğum tariflerimi, çalışan annelere yönelik menülerle zenginleştirerek www.calisanannekocu.com platformunda, Mutfakta Çalışan Anne Var sayfasında paylaşıyor olacağım.

Bu sitede fayda görebileceğiniz daha bir sürü konu başlığı bulacağınıza eminim...
Bizi takip ederseniz çok sevinirim..

Sevgilerimle,

4 Kasım 2011 Cuma

PORTAKALLI KEK

Portakallı Kek



Evde yapılmış kek.. Benim kalbimi çalmak işte bu kadar kolay ...

Mis gibi portakal kokan bu kek ise, benim direncimi direk kırabilir..

Malzemeler:


  • 1 su bardağı süt

  • 1,5 su bardağı toz şeker

  • 4 yumurta (kek kalıbınız küçükse yumurta adedini azaltmalısınız)

  • 1/2 çay bardağı portakal suyu

  • 2 yemek kaşığı portakal kabuğu rendesi

  • 1 paket kabartma tozu

  • 1 su bardağı sıvıyağ (mısırözü ya da çiçekyağı kullanılabilir)

  • 2,5 - 3 su bardağı un (kıvamına göre ayarlanmalı)

Yapılışı:


  • Fırını 180 derecede ısıtıyoruz.

  • Kek kalıbımızı margarin ile iyice yağlayarak hazırlıyoruz.

  • Yumurta ve toz şekeri krema kıvamına gelinceye kadar çırpıyoruz.

  • Daha sonra süt, portakal suyu ve portakal kabuğu rendesini ilave ederek çırpmaya devam ediyoruz Not: Bu aşamada  malzemelerde yazan sıvıyağın da eklenmesi gerekiyor. Tarifte eksiklik olduğu için sonradan ilave edildi. Kusura bakmayın lütfen.

  • Bir kapta un ve kabartma tozunu karıştırıp, elekten geçirerek sıvı karışıma ekliyoruz. Koyu boza kıvamında olan kek harcımızı yağladığımız kek kalıbımıza dökerek fırına veriyoruz.

  • Ortalama 40-45 dk kadar pişirdikten sonra kürdanla ya da bir bıçakla ortasının pişip pişmediğini kontrol ediyoruz ve fırından alıyoruz.

Afiyetle & sağlıkla,

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails