22 Ağustos 2008 Cuma

30 KİŞİLİK DÜĞÜN PASTASI



Hala hastayım malesef :( Bir türlü iyileşemedim :(
İlaç üzerine ilaç alıyorum. Bir de üstüne üstlük kulak zarım delinmiş. Nerede enteresan bir durum var zaten beni bulur.Konuştuğum her şey kafamda yankılanıyor.
Allah sağlığımızdan etmesin gerçekten bunu bir kez daha anladım.

Bu arada geçmiş olsun mesajlarınız için sizlere çok teşekkür ediyorum. Umuyorum bir sonraki yazımda artık geçmiş gitmiş olur.



Hastalanmadan önce verdiğim bir söz vardı. Çok sevdiğimiz bir akrabamız sade bir nikah töreni ile evlenip sonrasında ufak bir düğün yemeği verecekti.Kız kardeşi bu mütevazi kutlamanın pastasını yapıp yapamayacağımı sorduğunda memnuniyetle kabul ettim.Ama sonrasında rahatsızlanınca pasta yapmak ilk kez o kadar çok büyüdü ki gözümde anlatamam. Gerçekten herşeyin başı sağlık! Her ne kadar "Hastasın, yapma ,başka bir şeyler ayarlarız" deseler de verdiğim sözü tutmam lazımdı.
Anneciğim, baş yardımcım sağolsun... Pandispanyaları pişirdi, ganajı hazırladı.Yani bana bir tek pastayı inşa etmek kaldı.
Çok gücüm olmadığı için süslemede yapma çiçekler kullandım. Açıkçası nasıl gözükeceğine dair endişelerim vardı ama sanırım sonuç fena olmadı.
Safişçiğime buradan tekrar tekrar mutluluklar diliyorum ...

Bu arada bugün itibari ile yine izne ayrılıyorum ... Yaz sezonunun son izni! Keşke sağlığım daha iyi olsaydı ancak gücümü belki daha çabuk toplarım böylelikle.

Bu iznimde en sevdiğim yere gidiyorum :) Detaylar dönünce !

Telesekreter devrede:

Yemekbahane eşrafı tatildedir. Bizden ayrılmadığınız için teşekkürler.

Afiyetle,

14 Ağustos 2008 Perşembe

MAKYAJ ÇANTASI PASTASI

Çok hastayım :(


Ağustos ayının ortasında nasıl bir üşütme anlatılacak gibi değil ! Zaten benim yaz hastalıklarım meşhurdur.Bu klimalardan oluyor hep :( Bir üşüyorum bir terliyorum .. Ve sonuç...

Yaz ortasında üşütme ...

Mayıs ayında Aylin'le yaptığımız bir pasta..

Özellikle makyaj malzemelerini yaparken çok eğlenmiştim...

Sağlıklı günlerde buşuşmak üzere..
Afiyetle,


7 Ağustos 2008 Perşembe

FRANBUVAZLI & PARÇA ÇİKOLATALI PASTA



Geçen yazımda kitap önerisi yapınca Sevgili Funda'nın çok hoş bir yorumu oldu yazdığım yazıya.

Her tarifle bir kitap önerisinde bulunmamızı tavsiye etti. Bu öneri çok hoşuma gitti. Her tarifte bir kitap önermemiz belki çok mümkün olmaz ama elimizden geldiğince yazılarımızda beğendiğimiz bir kitabı, filmi, oyunu vs.. anlatırsak hem bloglarımız bir anlam daha kazanır hem de benim gibi "ne okusam, seyretsem?" ya da "severek okur muyum, seyreder miyim?" acaba sorularınız sıkça oluyorsa buna çare olabiliriz :)

Ben bugün sizlere bir filmden bahsedebilirim mesela !



Mamma Mia, aslında çok eski ve meşhur bir Broadway müzikali. Ünlü grup Abba'nın birbirinden harika müzikleri ile insanı mest eden bir şov. Hatta bu Ekim ayında İstanbul'a gelecek.

Bu harika müzikalin iki hafta önce filmi de vizyona girdi. Bu sıcaklarda sinemaya mı gidilir demeyin, sakın bu filmi kaçırmayın. İnanın bana çok mutlu ayrılacaksınız sinemadan. Tüm film boyunca -mutlaka duyduğunuz ve belki de sözlerini bildiğiniz- Abba'nın biri bitip biri başlayan şarkılarını mırıldanacaksınız. Hatta belki de bütün salon kendini tutamayıp şarkılara eşlik dahi edecek :) [Bizim salonda öyle oldu] Annem ve kuzenimle gittiğimiz salondan yine seyredelim, ben yine gelirim diyerek çıktık. Hemen Abba'nın tüm müziklerini internetten indiren kuzenim bir jenerasyona dahil olmanın mutluluğunu yaşıyor hala :) "Eskiden ne güzel şeyler yapılıyormuş" diyip duruyor...

Hala bilet almadınız mı ??? Kaçırmayın derim ;)

İşte bir öneri daha yaptım, bakalım sırada ne olacak :) Sizlerin de önerilerinizi bekliyorum tabii ki...

Bugün yazacağım, fotoğraf makinamın en eski tarihli karelerinden birinde sıkışıp kalmış, unuttuğum bir pasta olacak. Aslında tarifinde çok değişik bir şey yok. Şeker hamursuz, misafirlerine ikram edilmek üzere bir pasta yapmak isteyen olursa değerlendirebilir diye düşünerek koymaya karar verdim.

Malzemeler:

Pandispanyası için : (20 cm çember ya da kek kalıbı)

  • 6 yumurta
  • 170 gr toz şeker
  • 110 gr un
  • 1/2 çay bardağı portakal suyu
  • 50 gr kakao

Yumurta sarısı ve beyazlarını ayırıp, yumurta aklarını şekerin yarısı ile kar gibi oluncaya ve bıçakla kesilebilecek kıvama gelinceye kadar çırpıyoruz.

Şekerin geri kalanı ile yumurta sarılarını krema gibi oluncaya kadar çırpıp, portakal suyunu ilave edip kaşıkla karıştırıyoruz.

Kakao ve unu elekten geçirip, tüm malzemeleri biraraya getirip yumurta aklarını söndürmeden tahta bir kaşık ile hafifçe karıştırıyoruz.

Önceden ısıtılmış 180 derece fırında pandispanyamızı yaklaşık 25-30 dk kadar pişiriyoruz.

Pişen pandispanyayı kalıbından çıkartmadan soğumaya bırakıyoruz ve mümkün ise bir gece bu şekilde bekletiyoruz.

Arası ve üzeri için ganaj:

  • 400 ml sıvı krema
  • 500 gr bitter + sütlü çikolata
  • 1 kaşık tereyağ

Kremayı çok kısık ateşte hafifçe ısıtıyoruz. İnce ince kıydığımız çikolataları hafifçe kaynattığımız kremaya ilave edip, ocağı kapatıyoruz. İyice karıştırıp çikolataları eritiyoruz. Bir kaşık tereyağını da ekliyor, karıştırmaya devam ediyoruz. Buzdolabına koymadan kremanın koyulaşması için minimum 3-4 saat bekletiyoruz.

Yukarıdaki pandispanya ve ganaj tariflerini geceden yaparsanız ertesi gün pastanızı rahatlıkla hazırlayabilirsiniz.

Arasına :
  • Islatmak için şurup ya da reçel
  • Franbuvaz
  • Parça çikolata (ufak doğranmış çikolata parçaları ya da damla çikolata da kullanılabilir)
Pandispanyamızı eşit şekilde 3 kata ayırıyoruz. (En üst katı sert kabuğunu almak için bir parça tıraşlamanız daha düzgün bir yüzeyinin olmasını sağlayacaktır. En düzgün katı en üst katta kullanmanız gerekir)
Evinizde varsa çilek ya da franbuaz şurubu ile yoksa reçeli biraz sulandırarak bir fırça yardımı ile katları ıslatıyoruz. Birinci katı ıslattıktan sonra ganaj sürüyoruz ve franbuaz ile parça çikolata döküyoruz. Biraz daha ganaj sürerek ikinci katı üzerine oturtuyoruz. Aynı işlemleri tekrarladıktan sonra son katı oturtup tüm pastayı ince şekilde ganajla sıvıyoruz. Bu işlemden sonra pastamızı bir müddet buzdolabında bekletiyoruz. Daha sonra çıkartıp güzelce ganajla sıvama işlemini tamamlıyoruz.

Pastanızın üzerini arzu ettiğiniz şekilde süsleyebilirsiniz. Ben granül (bilye şeklinde) çikolata ile üzerini kapladım ve şeker hamurundan yaptığım güller ile dekore ettim.

Afiyetle,

4 Ağustos 2008 Pazartesi

NANELİ LİMONATA



Tatilde çektiğim bir fotoğrafla merhaba demek istedim sizlere tekrar. Bir hafta işte yine geldi ve geçti. Allahtan uzun zamandır çalışıyorum da daha önümde başka izinler var.. O nedenle kendimi motive edebiliyorum. Şimdiden gün saymaya başladım bile :) Yalana gerek yok :)

Tatilde çok eğlenceli bir kitap okudum. Önce ondan bahsedeyim sizlere. Fazla yorulmadan , eğlenerek bir şeyler okumak isterseniz müthiş bir tatil kitabı öneriyorum sizlere...

İsmi bile komik :) "Alışverişkolik ve Bebeği"



Alışveriş tutkunu , ya da "hastası" genç bir bayanın hamileliği sırasında başından geçenleri anlatan, zaman zaman kendimi kaybedip kahkaha attığım bir kitap oldu bu :)

Bol bol okumanın yanısıra arada sırada mutfağa da girdim :) Ama anneciğimin ellerinden yemek yemek müthiş bir lükstü , itiraf ediyorum :)

Annem ve teyzemin tarifleri ile naneli limonata yaptım bir gün .. Müthiş oldu diyebilirim..

Denemek isteyenler için tarifi geliyorrr:)




Malzemeler : (Yaklaşık 1,5 litre limonata elde ediliyor)

  • 5 limon
  • 10 çorba kaşığı toz şeker (her limon için 2 kaşık)
  • 1 kase ince kıyılmış taze nane
  • 1 - 1,5 litre soğuk su

Öncelikle limonların kabuklarını renceliyoruz ve sularını sıkıyoruz. Kapaklı bir kapta limon kabuklarını, limon suyunu, toz şekeri ve naneyi iyice karıştırıp buzdolabında 4-5 saat dinlendiriyoruz. (Geceden yapılırsa daha pratik olacaktır)

Daha sonra bir tülbent yardımı ile bu karşımı yavaş yavaş sulandırarak süzüyoruz. Süzme işlemi bitince tadına bakarak (arzu edilen şeker oranına göre) su ilavesi yapıyoruz.

Limon ve nane ile dekore ederek ikram ediyoruz.

Afiyetle,

25 Temmuz 2008 Cuma

MUCİZEYE ŞAHADET



Çocuktuk en son baktığımda arkama. Okula gitmek, ders çalışmak dışında bir sorumluluğumuz yoktu. Sonra yine birden dönüverdim yüzümü boy atmışız, hayallerimiz değişmiş..Artık daha kocaman cümleler kuruyoruz aramızda.Gözümü kırptım ve birden beyazlar giyiverdin.Elinde çiçeğin en mutlu günündü galiba.Uyudum uyandım yanımdaydın, kahvaltı ediyorduk beraber, beyaz giyme sırası bendeydi sanırım.Soluma döndüm ki yine hızla geçiverdi zaman ta ki dün saat 10:10 olana kadar. O geçen 20 yıldan uzun geldi siz içerideyken yaşadığım 40 dk. Hep düşündüm. Bu kadar mı deli akıyor yaşam denilen su? Ne zaman büyüdük?
Dün anne olduğunda anladım .. Büyümüşüz meğer.. Artık 11 yaşında değiliz. Ama yine aynı biz.
Sen aynı marur, kuvvetli , gülümseyen kız ...

Yuvana, ailene, hayata hoşgeldin mucize bebek..

Bana ne diyeceğin nasıl hitap edeceğin hiç mühim değil.. Sadece benim için ne anlam ifade ettiğini bil yeter..

Not: Bu bir telesekreter mesajıdır. Yemekbahane eşrafı 1 hafta buralarda olmayacak :) Kendinize iyi bakın & bizden ayrılmayın !!

Afiyetle,

21 Temmuz 2008 Pazartesi

PATLICAN SALATASI





Nerede kalmıştık ? Patlıcanda mı ? O zaman kaldığımız yerden son sürat devam :)
Cumartesi günü soluğu semtimizde kurulan pazarda aldım. Her yer mis gibi taze sebze ve meyve kokuyordu. Bu ara favorim olan patlıcanlardan gözümü yine alamadım. Bu sefer bostan patlıcanları takıldı gözüme.. Ne yapsam? Ne yapsam? :)
Patlıcan Salatası !!!
Hem bu salata ile Sevgili Neslihan'ın düzenlediği "Yazlık Lezzetler" etkinliğine de katılabilirim !
Yaşasın !!!
Malzemeler:
  • 5 adet bostan patlıcan (ufak seçtiğim için 5 adet kullandım)
  • 4 adet orta boy domates
  • 15-20 adet tatlı sivri biber
  • 4-5 diş sarımsak
  • 1 adet orta boy soğan
  • ince kıyılmış maydanoz
  • ince kıyılmış taze nane (kullanılmasa da olur)
  • tuz
  • 1/2 limon suyu
  • zeytinyağ
Patlıcan, biber ve domatesleri bir fırın tepsisine koyup, fırını ızgara modunda çalıştırıyoruz. Sık sık kontrol edip sebzeleri közlüyoruz.
Közlenen sebzeleri alıp soğumaya bırakıyoruz.
Patlıcanların ve domateslerin kabuklarını soyuyoruz.
Patlıcanları, limon suyu ve zeytinyağı ile iyice eziyoruz. Domates ve biberleri doğrayıp patlıcanlara ilave ediyoruz.
Ufak ufak doğranmış soğan ve sarımsakları, ince kıyılmış maydanoz ve taze naneyi diğer malzemelere ilave ediyoruz. Tuzunu ekleyip bir miktar daha zeytinyağı koyuyoruz ve salatamızı karıştırıyoruz. Servis edeceğimiz tabağa alıyoruz.
Afiyetle,

17 Temmuz 2008 Perşembe

MUSAKKA


Patlıcanın Faydaları:

Yazın patlıcan benim için bir göz bebeği niteliğinde.Şöyle çekirdeksiz, kütür kütür taptaze patlıcanı bulursam hiç kaçırmam hemen alıveririm. Engin'in de ender sevdiği şeylerden biri olunca biliyorsunuz artık bıkana kadar yaparım :)

Patlıcanın pek çok faydası olduğunu biliyoruz. Kalorisi düşük olan bu sebzenin tek kusuru - bence tabii - kızartmadan ya da közlemeden pek bir şeye benzemediği :) Yani direk su ilave edip pişirince benim damak tadıma pek uymuyor :) İşte kilo almamın sebebi de bu ya ... Damak tadımın , pantalon bedenimin sürekli önüne geçmesi :)

İnternette yaptığım küçük bir araştırmaya göre patlıcan,
"Kansızlığı giderir. Karaciğer ve Pankreasın muntazam çalışmasını sağlar. İdrar söktürür. Kilo vermeye yardımcı olur. Böbrek yanması ve ağrısını keser. Sinirleri yatıştırır. Kalp çarpıntısını giderir.Cilt hastalıkları, şeker, mide bağırsak ve karaciğer hastalıkları aşırı derecede olanlar patlıcan yememelidir."

Yani musakka tarifi vermeden önce faydasında sanırım hemfikir olduk :)

Şimdi ben musakkayı usulünce kızartarak yaptım..Ama siz, çiğden yapıp mevzuyu sağlıklı yemek konseptine de dönüştürebilirsiniz elbette :)

Malzemeler : (6 kişilik)

  • 5 adet orta boy patlıcan
  • 250 gr yağsız dana kıyma
  • 1 büyük boy soğan
  • 4 adet domates (rendelenmiş)
  • 1 yemek kaşığı salça
  • 3-4 diş sarımsak
  • tuz, karabiber, kırmızı biber
  • üzeri için domates (ben evde bulunan kiraz domatesleri kullandım) ve sivri biber
  • 1/2 çay bardağı sıcak su
  • kızartmak için sıvıyağ

Patlıcanları alacalı olarak soyuyoruz ve halka halka dilimliyoruz. Tuzlu su dolu kapta patlıcanların karasını almak için bir müddet bekletiyoruz. Havlu ile iyice kurulayıp , kızgın yağda renkleri dönene kadar kızartıyoruz.

Tüm dilim patlıcanları kızarttıktan sonra derince bir tencerenin tabanına patlıcanlarımızı diziyoruz.

Soğanı piyazlık doğruyoruz ve 1 yemek kaşığı sıvıyağ koyduğumuz bir başka küçük tencerede, kısık ateşte iyice öldürüyoruz.

Pişen soğanları patlıcanların üzerine gelecek şekilde koyuyoruz.

Soğanları aldığımız tencerede kıymamızı kavuruyoruz. Salça , tuz, karabiber ve kırmızı biberi ekleyip pişirmeye devam ediyoruz. Son olarak rendelenmiş domatesleri de ekleyip bir müddet kapağını kapatarak suyunu çektiriyoruz. Kıymalı harcımız da hazır olunca patlıcan ve soğanların üzerine eşit miktarda döküyoruz.

Sarımsak, domates ve biberlerle üzerini bolca süsleyip sıcak suyu ilave ediyoruz. Çok kısık ateşte 20-25 dk kadar pişiriyoruz.

Bunun yanına benden tavsiye :

  • Pirinç pilavı
  • Cacık

Afiyetle,

14 Temmuz 2008 Pazartesi

PONY PASTA - 2 & GÖRECELİ BİR KAVRAM : MUTLULUK

Mutluluk Tarifleri

Bugün gelen ve çok hoşuma giderek okuduğum bir emailden yola çıkarak yazmak istedim yazımı. Emailin konu alanında aynen böyle yazıyordu: "Mutluluk Tarifleri"
Nedir mutluluk ? Bakın gelen emailde bir kaç örnek vermiş :
  • Belki on yere CV' nizi bıraktınız. Ama tık yok. Tam bu topraklara sitem etmekteyken bir telefon! MUTLULUK çalan telefonun sesinde ...
  • Hava buz gibi. Donarak geliyorsunuz eve. Ocağın üstünde çaydanlık! MUTLULUK içinizi ısıtan evinizde ...
  • 'Oğlum doktor' diyorsunuz. MUTLULUK duyduğunuz gurur..
  • Onu ilk kez görüyorsunuz. Camın arkasında, minicik, pembe, uyuyor. MUTLULUK dünyanıza yeni katılan üyenin ta kendisi..
  • Üç gündür aklınız başınızda değil. Bir test sonucunu bekliyorsunuz. Zaman geçmek bilmiyor. Nihayet... Yaşasın! MUTLULUK haberin kendisinde...
  • Tatile çıkmaya iki gün kalmış. MUTLULUK heyecanın içinde..

Hiç düşünüyor muyuz acaba ? Aslında belki de farketmeden nasıl bazı şeylerin bizi mutlu edebildiğini ?

Bu mail bana bunu düşündürttü bu sabah. Sonra durdum ve önemsemediğimi sandığım anlarda bile aslında nasıl mutlu olabildiğimi tespit etmeye çalıştım. Sonra benim de tıpkı yukarıdaki gibi değişik örneklemelerim olduğunu tespit ettim.

  • İş dönüşü evin kapısını açıyorum.Genelde dağınık ya da bir köşede öylece duran terliklerim yan yana tüm tertibi ile olması gerektiği yerde duruyor.Anlıyorum : Annem buraya gelmiş :) Ev derli toplu, mis gibi yemekler kokuyor :) "Mutluluk, gölgen gibi sana hissettirmeden, senin yanında olduğunu bildiğin bir güç kaynağı"
  • "Yaşasın bugün cuma !" diyebilmek... Kim bilir kaçıncı cuma ? Ya da daha kaç cuma var ! "Mutluluk, anlamı olmasa da o güne anlam katmayı bilmek.."
  • Güle güle kullan yeni ayakkabılarını ! "Ayy evet, dün aldım. Çok güzeller değil mi?" :) "Mutluluk, çocuklukta kaldığını sandığımız ama aslında hiç bitmeyen o çocuksa sevincimiz"

Daha neler neler yazılır, örnekler verilir..Şimdi siz de bir mutluluk nedeni bulun kendinize.Bu yazıma yorum yazarsanız sizi nelerin mutlu edebildiğini yazın.İnanın düşünürken ve yazarken bile mutlu olacaksınız.

Beni mutlu eden bir başka şeye geçelim şimdi de.. Pastalara..



Bu pastayı Aylin ile Mayıs ayında yapmıştık. Daha çok koyacak pastamız var...Ama yaz nedeniyle stoklarımızı kontrollü harcıyoruz :)

Afiyetle,

11 Temmuz 2008 Cuma

MUHAMMARA

Işık için :)

Başlığa anlam mı veremediniz? Anlatıyorum hemen :)
Işık , benim sıkı bir takipçim .. Aynı şirkette çalışıyoruz ve biliyorum ki hiç bir yazımı kaçırmadan takip ediyor !
Bu sabah bana şöyle bir mail attı :)
Aynen copy-paste ediyorum mailde yazdıklarını ...

"Aaaa kac gundur bak bak kahvaltı sofrası... Zaten baktıkca canım cekiyo. Yeni yemekler istiyorummmm ;)))"

226. yazımı yazmama vesile olan, beni dürten Işık'a bu yazımı ithaf etmeyeyim de kime edeyim hele bir söyleyin bana :)

Yaz gelince geleneksel "Blog Rehavetleri" benim de üzerime çöktü sanırım.. Yoksa var . Bir sürü pasta ve tarif var bekleyen dile gelmeyi..Ama bir tembellik.Hani konusuz koymama düsturu var ya ben de :) Şimdi uzun uzun ne anlatsam diye düşünmeye üşenmek; başka bir şey değil anlayacağınız..

Çok eskiye gitmeden elimi son yazımdaki masada duran Muhammaraya atayım bari dedim ...
Muhammarayı çok duydum ama hiç yememiştim. Alaçatı seyahatimiz esnasında kaldığımız otelde sabah kahvaltılarında yemek nasip oldu ilk kez.. Eğer ekmeği fazla yemekten korkuyorsanız yapmayın, yapmak isteyenlere mani olun.. Sonra uyarmadı demeyin bak :)

Çünkü yok böyle bir şey...
İnsanın süresi, ısırası sonra yine süresi ve yine ısırası geliyor.. Ardı ardı devam eden bu eylem sizi o kadar mutlu ediyor ki birden bire tek hissettiğiniz şey önünüzde sürecek bir şey kalmadığında duyduğunuz öksüz kalmış duygusu ... Biraz daha olsa yine yerdim diyorsunuz ve ertesi sabah olsa da kahvaltı etsek diye düşlere dalmaya başlıyorsunuz :)

Muhammarayı bu kadar bohem bir kıvamda bir ben anlatmışımdır sanırım :) Atla deve değil.. Salça, baharat, ceviz ve zeytinyağının bir arada oluşunun verdiği bir mutluluk sadece ama sanırım ben bağımlı olmak üzereyim :)

En son bu kadar bir yiyeceğe sanırım 10'lu yaşlarımda tutku ile bağlanmıştım.. O da Mc Donald's
tutkum :) Sadece ve sadece double cheeseburger için yolumu hala değiştirebilirim , tüm yasaklarımı delebilirim :)

Neyse ... biz muhammara üzerine mübalağa yapmaya devam edelim ve tarife geçelim..
Tabii bu mübalağa kısmında değil, esas..

Size tam bir ölçü vermeyeceğim.. Bu ölçüleri kafanızda bence değiştirebilirsiniz.. Kullandığınız salçanın tuz oranına , ne kadar baharatlı seveceğinize göre eklerken hafif hafif tatmalısınız diye düşünüyorum. Benim yaptığım ölçüler:

  • 4 yemek kaşığı tepeleme domates salçası
  • 1 su bardağı ceviz (Rondodan hafifçe geçirdim, iri kıyılmış)
  • 1 çay kaşığı tuz
  • çay kaşığının ucu ile karabiber, kırmızı biber, kimyon, yenibahar, kekik
  • 2-3 yemek kaşığı ince kıyılmış maydanoz
  • 3-4 yemek kaşığı zeytinyağı

Tüm malzemeyi iyice karıştırıyoruz. Bazı tariflerde sarımsak ve ekmek içi okudum.. Tabii tercihen eklenebilir ancak ben ekmeği dayanıklı olmayacağını düşünerek, sarımsağı da sabahları rahatça yemek adına eklemedim..Benim Alaçatı'da yediğimde de ekmek ve sarımsak yoktu.

Güzel bir cuma ve güzel bir haftasonu geçirmeniz ümidiyle,

Afiyetle,



7 Temmuz 2008 Pazartesi

SEZON AÇILIŞI & BALKONUMUZDA KONUKLARIMIZLA KAHVALTI



Herkese güneşli günden güzel bir "TÜNAYDIN" ... Peçetelerim "Günaydın" mesajını verse de :)


Bir haftasonu daha bitti; hatta Temmuz ayının ikinci haftasına girdik bile.Bu kadar zaman olmasına rağmen balkonumuzda yazın ilk konuklarını ağırlamak henüz dün kısmet oldu. Adaş şekerim ve eşi Sinan balkonumuzu ve evimizi şereflendirdiler. Bu önemli konuklar ve sezon açılışına layık olmak adına brunch kıvamında bir kahvaltı hazırlamak istedim. Mönüyü belirlerken dersime de çalıştım tabii...Bizim onları ziyaretimiz esnasında öğrendiğim Sinan'ın patates tutkusunu zaten aklıma kaydetmiştim. Menemeni de sevdiklerini öğrendiğimde listenin ikinci maddesi de tamamdı..



Hem kayıtlarda tutmak hem de kahvaltıya misafir çağıranlara fikir vermek adına şöyle bir listelersek:





  • Klasik kahvaltılık (peynir, şarküteri,reçel çeşitleri, domates, salatalık vb..)






  • Pişi (nam-ı diğer hamur kızartması) ** Tarif vereceğim
  • Domates soslu biber kızartması

  • Muhammara ** Tarif vereceğim





  • Sosis - patates kızartması
  • Menemen
  • Taze lor & bal

  • Tatlı olarak - Yalancı Tavuk Göğsü (**Tarif vereceğim) & Kaymaklı Dondurma

Siyaseti, fotoğrafçılığı, blogculuğun eşlere olan etkisi, tarih bilinci, din ve toplum gibi çok yönlü sohbet konuları ile bezenmiş kahvaltı soframızda inanın nasıl vakit geçti hiç anlamadım bile. Hakkını vererek meğer biz cidden işi brunch havasına getirmişiz.

İyi ki geldiniz !

Aslında iyi ki bloglarımız var ve iyiki tanıştık !...

Afiyetle,

4 Temmuz 2008 Cuma

YOĞURTLA YAPILAN KEK





Bu başlığı Adaş Şekerim'den copy-paste usulü aldım...Ama neden..? Çünkü sonuna kadar haklı da ondan :)
Bu yazısını okuduğumda aslında bir çok sefer yoğurt ile kek yapmıştım ve kendi kendime düşündüm: "vallahi haklı" diye.. Engin de "bana şöyle dümdüz (kalıplarıma sinir oluyor) :) tepside bir kek yapsana" diyince hemen adaşımın bu tarifini denemeye karar verdim.
Sonuç : Müthiş !
Malzemeleri bir de ben yazayım, arşivde bulunsun :
  • 4 adet yumurta
  • 1,5 su bardağı toz şeker
  • 1 su bardağı sıvıyağ
  • 1 su bardağı yoğurt
  • 2,5 su bardağı un
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 paket vanilya
  • 80 gr ince kıyılmış bitter çikolata

Ben yumurtaların hepsini aynı anda çırptım....

Yumurtaları şeker ile krema kıvamına gelene kadar çırpalım. Yoğurt ve sıvıyağı ekleyip çırpmaya devam edelim.

Toz malzemeleri eleyerek bir kapta karıştıralım, üzerlerine çikolataları ilave edelim. Tüm bu kuru malzemelerin üzerine sıvı karışımı da döküp bir kaşık yardımı ile karıştıralım.

Tepsinizi katıyağ ile iyice yağlayın ve yapışmaması için her yerine un serpelim.

Kek harcınızı dökün ve önceden ısıtılmış fırında 180 derecede yaklaşık 45-50 dk kadar pişirelim.

Kürdan ile pişip pişmediğini kontrol ederek fırından alalım.

Afiyetle,

1 Temmuz 2008 Salı

NİŞAN PASTASI GİBİ BİR DOĞUMGÜNÜ PASTASI

Dua dolu mesajlarınız için çok teşekkür ediyorum sizlere... Burada içindekileri dışa vurmak , birilerinin seni duyduğunu, hissettiğini bilmek bile başka bir duygu.Tarif edilemez.Sadece blog yazarları anlar sanırım bunu.

Bilirsiniz beni.Normalde izinden döndüğümde satırlarca severim anlatmayı tek tek neler yaptığımı.Bu sefer başrol tatilin olamadı.Bir bitişin haberi oldu malesef.

Koskoca bir haftayı devirip geri döndüğümde her şey aynıydı, bıraktığım gibi.Tek bir şey dışında bildiğiniz gibi.
Yemekbahane ya.. Şimdi bir bahane yaratıp bu puslu havayı kaldırmak istedim buradan.

O nedenle elimde yayınlamadığım bir pastacağızın resmini konduruveriyorum yazımın sonuna.

Bunu teknede kutlanan bir doğumgünü partisi için hazırlamıştım. Ama resmen nişan pastası gibi oldu. Gümüş rengi güller ve kurdelesi ile çok hoşuma gitti..



Haydi kalın afiyetle,

30 Haziran 2008 Pazartesi

BİR SON ve BİR BAŞLANGIÇ

Hayatta hep bir şeyler bitiyor, bir şeyler başlıyor.Her başlangıcın bir sonu, her bitişin ardından doğan bir güneş..

İzin bitti.. İş başladı..

Gün batıyor.. gün doğuyor...

Biten bir şey daha oldu ..
Annemin babasını kaybettik perşembe günü..

Hayatta sevmeli ve sevilmeli... Bir damla göz yaşı kendiliğinden akmalı bitişlerin ardından ..

Ağlayamadım ..

Düşündüm, düşünüyorum , düşüneceğim...

20 Haziran 2008 Cuma

YEMEK BAHANE :)

Efendim , o kadar çok mail ve yorum alıyorum ki artık bunu buradan yazmayı uygun buldum.

Kanaltürk kanalında Jess Molho'nun sunduğu programla bu bloğun herhangi bir ilgisi yoktur :) Dolayısıyla kameramanın fazla hareketli olmasından dolayı duyduğunuz rahatsızlık, Jess'in oğluna gönderdiğiniz öpücükleri malesef ben iletemiyorum.

Gün içerisinde iş yerinde olduğum için yayın saatinden dolayı bu programdan hiç haberim yoktu. Ancak ne zaman bazı emailler ve yorumlar almaya başladım , o zaman öğrendim meğer benim bloğumla programın ismi aynıymış. Hiç denk gelip seyretmek nasip olmadı ama daha önce seyrettiğim programlardan bildiğim kadarıyla Jess'in kendine has eğlenceli bir üslubu vardı ve eminim yine aynı şekilde sunuyordur programı.

Yemekbahane (ben bitişik yazıyorum) :) ilk doğduğunda (Ekim 2006) ana fikrimi ilk yazıma yazmıştım. Bu ana fikir nedeniyle bloğuma bu ismi koymuştum. Çok hobisi olan, aktif olarak sosyal hayatın içerisinde hep bulunan biri olarak ben, evlilik ve çalışma hayatının getirdiği yoğunlukla bloğumu açmadan önceki son 2 yılda farkettim ki, iş ve ev dışında artık neredeyse hiç bir ilgisi kalmayan birisi olmaya başlamıştım. O yüzden bloğumun adını Yemekbahane, ana fikrini de "Hayatta sevdiği şeylere vakit ayıranlara..." diye koydum..

Ben son 1,5 senemi bu blog sayesinde çok daha dolu kıldım, bir sürü insanla tanıştım, farklı yönlerimi keşfettim ve en önemlisi de kendime vakit ayırdım. Mutlu olduğum bir şey için zaman yarattım.. Eğer bir gün sadece başkaları için yaşadığınızı ya da zamanın içinde kaybolduğunuzu hissederseniz geç kalmadan kendi içinizde bir yolculuğa çıkın. En çok ne yapmaktan hoşlandığınızı sorgulayın ve imkanlarınız dahilinde az da olsa yapmak istediğiniz şeylere kendiniz için zaman ayırın.Emin olun daha farklı hissedeceksiniz :)

Jess Molho'ya buradan tekrar sevgilerimi ve selamlarımı iletiyorum. İnşallah bir gün bir yerlerde bu iki adaş platform hakkında kendisi ile sohbet etme fırsatımız olur...

Bugün tarif yok :) Bir hafta boyunca da olmayacak ...

Tekrar bir telesekreter mesajı ile sizleri başbaşa bırakıyorum ...

Yemekbahane eşrafı yıllık izne ayrılmıştır , lütfen bizden ayrılmayınız :) 30 Haziran Pazartesi görüşmek üzere ...

Afiyetle ve mutlu kalın !

17 Haziran 2008 Salı

KAKAOLU PUDİNGLİ MUFFİN



Geçenlerde şirketten arkadaşım Sedoşun doğumgününü sabah 07:30'da şirketin hemen yakınındaki küçük bir büfede buluşup kahvaltı ederek kutlama kararı aldığımızda ona süpriz olsun diye bu muffinleri yapmaya karar verdim. Tarifini en sıkı takip ettiğim blogların başını çeken adaş şekerimin bloğunda okuduğum ve denemeye karar verdiğim Muzlu Puding tarifini sadece kakaolu pudingle değiştirerek uyguladım.

Sonuç tek kelime ile muhteşemdi .. Yaklaşık 20 adet muffin elde edince bundan departmandaki arkadaşlarım da nasiplendi haliyle. Burada aldığı tepkilere bakılırsa bu tarif elimin altında hep olacak. Denemek isteyenlere duyurulur.

Bari bu tarifle ne zamandır katılamadığım etkinliklere de katılayım da tam olsun.Bu ayın etkinliği Cupcake Festivali.. Sevgili Zerrin gerçekten çok keyifli bir konu seçmiş kendisine. Neler neler gelecek dünyanın dört bir yanından merakla bekliyorum.

Malzemeler:

  • 3 adet yumurta
  • 2,5 su bardağı un
  • 1 paket kakaolu puding
  • 1 çay bardağı toz şeker
  • 1 çay bardağı sıvı yağ
  • 1 su bardağı süt
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 paket vanilya
  • 1 çay bardağı damla çikolata (üzeri için)

Yumurta ve şekeri , krema kıvamına gelene kadar çırpıyoruz. Bu karışıma süt ve yağı ilave edip çırpmaya devam ediyoruz. Tüm toz malzemeleri bir kaba eliyoruz ve eledikten sonra sıvı harç ile karıştırıp bir müddet daha çırpıyoruz. (Çok koyu olması halinde bir miktar süt ile sulandırabilirsiniz)

Muffin kalıplarımızın içine muffin kağıtlarını yerleştiriyoruz. Her bir kağıdın içine 2/3 'si dolacak şekilde kekimizin harcından döküyoruz.

Damla çikolatalarımızı bir kaşık un ile karıştırıp elekten geçiriyoruz. (Bu işlem çikolataların batmasını engelleyecektir)

Paylaştırdığımız kek harçlarının üzerlerine damla çikolata serpip önceden 180 derece ısıtılmış fırında yaklaşık 25-30 dk kadar pişiriyoruz. (Pişip pişmediğini kürdan batırarak kontrol edebilirsiniz)

Afiyetle,

13 Haziran 2008 Cuma

PAPATYALI PASTA


Bugün ekibimden sevgili Filiz'in doğumgünü.. Departmanda yaptığımız kutlama için bu pastayı hazırladık. Şeker hamurunu Wilton'un çiçek setinden çıkan papatya kalıbı ile kesip ve kitabında anlattığı şekilde papatya yapma tekniği ile şekillendirdik.
Pastayı parça çikolata ve fıstıklı olarak yaptık..


Afiyetle,

12 Haziran 2008 Perşembe

DENİZ BÖRÜLCESİ



Ne Engin ne ben futboldan ne anlarız ne de bir fanatikliğimiz var..Hadi bayanların bu durumda olması pek tuhaf karşılanmaz ancak özellikle erkek sohbet konularının başını çeken "Futbol" mevzusu açılmaya çalışıldığında , Engin'in de konuya karşı tabiri caizse "zır" kaldığını görenler hayli şaşırıyorlar :) Ben, renklerini sevdiğim için Beşiktaşlıyım :) Engin de güya "Tanju Çolak" zamanından "Cimbomlu":)

Tüm bunların dışında ben milli meselelere duyarsız kalamam ve hiç anlamasamda Euro 2008'de Türkiye'nin oynadığı maçları ara ara zaplasam da:) seyrediyorum. Akşam İsviçre ile olan maçı da seyrettim. Dikkatimi çeken iki şey oldu (ne kadar maçtan anladığımı şimdi görün) ...
1- O ne yağmurdu öyle :)
2- Karşı takımda üç tane Türk vardı .. Yani Türkler Türklere karşı maç yapıyordu... Bu durum bazı İsviçre gazetelerinde son derece nahoş bir şekilde provoke edilmiş belirtildiğine göre. Bir gazete , İsviçre'nin takımında oynayan bir Türk futbolcuyu elinde döner bıçağı tutarak çizmiş..Kestiği de döner..Döner de ..Fatih Terim.. Akıllarınca bizi bize düşürecekler.. Ama hiç de öyle olmadı. Ne onlar bu şekilde yenebildiler.Ne de sahada aynı vatanın çocukları birbirine ters düştü.Maç bu.Düşüyorlar, düşürüyorlar.Ama ne olursa olsun , hangi takımda olurlarsa olsunlar birbirlerinin elinden tutup kaldırmayı bildiler.İşte maçtan anlamayan benim maç sırasında gözümden hiç kaçmayan detaylar bunlardı. Haaa sonuç mu ? İsviçre 1 - Türkiye 2 ... İsviçre'nin artık hiç bir şansı kalmadı. Türkiye ise pazar günü oynanacak Çek Cumhuriyeti maçı ile devam edip etmeyeceğini belirleyecek..

Amanın... Bana bak sen :) Yemek bloğunda spor falan :) Vay beee :=)

Neyse öze dön Müge sen ... Bildiğin konuya ...

Deniz Börülcesi efendim bugünkü tarifimiz ..Alaçatı pazarından almıştım deniz börülcesini. İstanbul'da da satılıyor bildiğim kadarıyla pazarlarda. Aslında yapılışı çok zor olur diye gözüm korkuyordu ama yine de denemek istedim. O kadar da zor değilmiş bunu öğrenmiş oldum.
Bir püf noktası varmış..
İnternetten bir çok tarif okudum ve bir tanesinde (malesef hangisi olduğunu sonradan bulamadım) bir detay yazıyordu..Onu uyguladım..Ne mi ?

Malzemeler:
  • 1 demet deniz börülcesi
  • tuz
  • 1 paket kabartma tozu *** İşte püf noktası
  • zeytinyağı
  • sarımsak
  • limon
  • su (haşlamak için)

Deniz börülcesinin diplerini kesip yıkıyoruz. Bir tencereye su, tuz ve kabartma tozunu koyup deniz börülcelerini yaklaşık 20-25 dk kadar (yumuşayana kadar) haşlıyoruz. Soğuyunca her bir sapı sıyırarak içindeki uzun sert çöpü çıkartıyoruz. (kabartma tozu bu işlemin daha kolay olmasını sağlıyor) Tüm sapları sıyırdıktan sonra servis edeceğimiz tabağa alıp ince kıyılmış sarımsak ve zeytinyağı & limon ile servis ediyoruz.

Afiyetle,

9 Haziran 2008 Pazartesi

BİR BABY SHOWER HİKAYESİ

Son yazımda bahsetmiştim. Dün bir baby shower partisine katıldım. Tam 20 yıllık arkadaşım, benim güzel Sinem'im Temmuz ayının son haftasında inşallah sağlıkla doğum yapacak ve minik Doruk aramıza katılacak.

Bugüne kadar hiç bir şatafata , hiç bir süslemeye ne mezuniyet törenimizde, ne düğününde izin vermeyen Sinemciğim nasıl olduysa yoğun baskılarımızı kırmadı ve şöyle anlı şanlı, süslü mü süslü bir baby shower yapabildik. Galiba bunu yaparken o bizden daha çok keyif aldı ve iyi ki yapmışım dedi içinden :)


Hazırlıklarımız daha Mayıs ayı başında bir Eminönü turu ile başladı. Eminönü'nün altını üstüne getirip, sepetler, balonlar, hediyeler vs.. bir sürü şey aldık. Bu baby shower partisini katıldığım diğer partilerden ayıran en önemli özelliği ise Sinem'in bütün yabancı internet sitelerini hatim edip hazırladığı oyunlar oldu. Bu oyunlardan size detayları ile bahsedeceğim.

Masalar yukarıdaki resimdeki gibi son derece zevkli bir şekilde süslendi. Dantel örtüleri Eminönü'nden almıştık. Üzerlerine plastik bardakları su bazlı boya ile boyayıp, kurdele ile süsleyerek ters çevirip koyma fikri tamamen Sinem ve o yaratıcı annesi Hande Teyze'nin... Yine alışveriş esnasında aldığımız çubuklar üzerlerinde çok cici durmuşlar.


Bebekler için hatıra defterleri piyasada çok çeşitli.. Ancak neredeyse bir kapı süsü kadar pahalı..O nedenle Sinem'e "Neden kendin yapmıyorsun?" demiştim.. O da yapmış... Bence kendisi yaptığı için daha da anlamlı olmuş..Hem de çok güzel...

Bu sepet gelen tüm konuklar için hazırlandı. Eminönü'nde Şark Han'a daha önce hiç yolunuz düştü mü bilmiyorum ? Ben üniversiteyi Beyazıt'ta okuduğum için karış karış gezerdik Mısır Çarşısı'ndan uzanıp Kapalı Çarşı'ya kadar çıkan o yokuşları.. Şark Han bir hediyelik eşya cenneti.. Sinem bu yelpazeleri oradan aldı ve hepsini tek tek ucuna yine oradan aldığımız minik bebek bibloları yapıştırdığı kurdelelerle bağladı. Gelen konuklar için çok güzel bir hatıra oldu..

Sade ama lezzetli bir açık büfe hazırlanmıştı..

Kanepeler..


Ispanaklı ve peynirli börek çeşitleri ... (Sini Börek)


Ev yapımı poğaçalar..


Doruk'un müstakbel teyzesinin hazırladığı nefis muffinler & kurabiyeler ..




BABY SHOWER PASTASI & KURABİYELERİ


Sinem'in partisi için iki katlı bir pasta hazırladım. Alt katı kare, üst katı kalp şeklinde çemberde pişirdim. Oğlumuz olacağı için mavi & beyaz renkleri kullandım.




Sinem'e ayrıca bir kova dolusu kurabiye hazırlayarak sürpriz yaptım...

Tavşan, ayak ve biberon kalıplarını kullanarak hazırladığım kurabiyeleri partiye gelen konuklara dağıttık.


BABY SHOWER OYUNLARI

Sinem, başta da bahsettiğim gibi dersine çok iyi çalışmış..Çok güzel oyunlar ve bu oyunların birincileri için çok sevimli , minik minik hediyeler hazırlamış..

İlk oyun çocukken oynadığımız isim-şehir oyununa benziyordu. Alfabedeki tüm harfleri bir kağıda yanları boş kalacak şekilde yazmış..

A__________

B__________

C__________

gibi..

3 dk içersinde tüm harflerle başlayan bebek için kullanılan eşyaları bulmak gerekiyor..

Mesela ... Z ... Zıbın gibi :) En fazla eşya bulan birinci oldu ve çok şık bir çay kupası kazandı :)

İkinci oyun: Tuvalet kağıdı :)

Oyunlar başlamadan önce Sinem'in kız kardeşi elinde bir rulo tuvalet kağıdı ile tüm konuklara gitti ve tuvalet kağıdından koparmalarını istedi.. Ben tutumlumuyum neyim sadece 1 sıra çekiverdim. Ne olacak acaba bu diye merak etmeye başladım :)

Sonra ikinci oyunun sırası geldiğinde Sinem açıkladı...

Şimdi karnımın çevresine tuvalet kağıdı sarıcam ...Bakalım kaç sıra gidecek ? En yakın sayıda sıra koparmış olan hediyeyi kapacak :) Ben baştan kaybettim yani :(

9 sıra tuvalet kağıdına en yakın olan iki kişi çıktı..Sinem eşitlik durumunu da düşünmüş.Yanında bir çift zar :) Büyük atan bir havlu kazandı :)

Üçüncü oyun.. Baby Bingo :)

Bildiğiniz tombalanın bebek malzemeleri ile hazırlanmış olanı yani :) Sinem üşenmemiş birbirinden farklı farklı bir sürü bingo kağıdı hazırlamış tam 5 sıralı ...

Emzik, dönence, biberon,taytay, oto koltuğu, mama, hoppala, sterilazatör, telsiz, önlük.. daha neler neler...

Tombalayı Doruk'un müstakbel dedesi çekti.. 1. çinko, 2. çinko, 3. çinko, 4. çinko ve TOMBALA :)

Yine hediyeyi kaptılar , ben kazanamadım :(

Benim gördüğüm son oyun ise HEDİYE ÇALMACA...

Sinem bir masaya tam 6 adet irili ufaklı, paketlenmiş hediyeler koydu. 15 dk süre içerisinde herkes zar artmaya başladı. 6 atan ortadan bir hediye aldı. Hediyeler bitti ama süre devam ediyor.Zarlar atılıyor.6 atan başkasında beğendiği hediyeyi çalıyor.Sıradaki 6 atarsa o da çalıyor..Süre bitince hediyeler kimde kalırsa onun oluyor :) Paketlerden biri çok büyüktü.Meğer tuzakmış.Büyük diye onu alan içinden 4'lü kağıt havlu çıkınca çok güldük :)

İşte böyle...

Baby Shower yapacaklara belki bir fikir verir diye tüm ayrıntıları ile yazdım güzel geçen bu günümüzü..

Küçük Doruk..Seni tüm heyecanımızla bekliyoruz !!!

Afiyetle,

6 Haziran 2008 Cuma

PALYAÇO PASTALAR

Aylin ile son dönemde iki tane palyaçolu pasta yaptık.

Bazı çocuklar korkar palyaçolardan. Neden korkarlar acaba ? O trajikomik yüzleri onları rahatsız mı ediyor bilinmez.. O kadar boyanın, alacalı bulacalı kılığın içinde nedense yine de hüzünlü gözükür bana o sevimli kahramanlar...

Ben çok sevdim palyaçolu pastaları, bakalım sizler beğenecek misiniz ?






Bu haftasonu benim için çok özel birinin Baby Shower partisine katılacağım.Bu özel partiye özel hazırlıklarım olacak tabii.. Müge bu haftasonu mutfakta :)

Afiyetle,

4 Haziran 2008 Çarşamba

MANTARLI & MISIRLI PİLAV



İlk mutfağa ne zaman girdiğinizi hiç düşündünüz mü? Yada mutfakta kendinizi ne zaman keşfettiğinizi? Ben kendimi bildim bileli hep mutfakta olmayı sevdim. En sevdiğim oyuncaklarım tencereler, en sevdiğim oyun televizyonda yemek programı sunduğum oyundu..Bu oyunu çok severdim ve oynarken çok eğlenirdim.Tek çocuk olmanın verdiği hazin durum işte :) Karşımda kamera varmış gibi mutfağa girer , yemek yaparken anlatırdım..

"Evet.. malzemeleri tekrarlayalım efendim.. 2 adet yumurta, bir kase (kaseyi göstererek) un, falan filan " :) Arada bir kameraya da bakıyorum tabii :) Bazen konuğum bile olurdu :)

Aslında hep düşünmüşümdür.Keşke bir gün gerçekten bir yemek programına katılsam diye.Bloglardan arkadaşlarım var çıkan..Neden ben de çıkmayayım?

Dur Müge ..Sen bunu bir araştır bakalım :0)

Yemek yapmak benim için bir terapi, bir rahatlama biçimi..Bir yenilenme metodu adeta.Ahh bir de tüm bu özelliklerin karşılığında canım kocacım yemek seçmeyen bir koca oluverseydi :(

Ama malesef.. Her türlü radikal durumu (içimi bulandırmadığı ve önce gözüme hitap ettiği sürece) büyük bir tecrübe fırsatı olarak değerlendiren bendenizin içinde yakında salçalı makarna, pilav ve top köfte ağacı çıkacak, haberiniz olsun !

Hep diyorum "yemek yapmak" benim için bir sanatsal eylem ve sen bana sürekli makarna ,hem de sadece ya salçalı ya da sade , yaptırıyorsun :)

İşte bu yüzden bulduğum her platformu değerlendiriyorum. Geçen cumartesi günü çikocum Sıla, gelecek misafirlerine değişik (???!!!!) (YAŞASIIINNN!!) bir şeyler yapmamı isteyince "Hadi Müge, yap o ne zamandır yapmak istediğin pilavı" "Pirincin yanlızlığına bir son ver, kaynaştır onu yakışan otla, sebzeyle" düşüncesi ile dalıverdim mutfağa !

Pilavı yaptım ve demlenmeye bırakıp mekandan büyük bir hazla ayrıldım. O nedenle fotoğraf sadece tencereden , artık kusura bakmayın. Geribildirimler "OLUMLU" "OLUMLU" "OLUMLU" ...

Ben evde yapamıyorum ama siz denemek isterseniz buyrun malzemeler :

7-8 kişilik

  • 2,5 su bardağı pirinç
  • 2 adet orta boy soğan
  • 1 paket dolmalık fıstık
  • 1 kutu konserve mantar
  • 1 kutu konserve mısır
  • 1 kase ince kıyılmış dereotu
  • 2 çay kaşığı tarçın
  • 1 çay kaşığı karabiber
  • 2 çay kaşığı tuz (konserveler tuzlu olabilir, tadıp koymakta fayda var)
  • 4 adet kesme şeker
  • 4,5 su bardağı sıcak su
  • 1/2 çay bardağı sıvıyağ

Soğanları çok ufak şekilde küp küp yemeklik doğrayalım. Tenceremize sıvıyağı ve soğanları koyup, kısık ateşte yaklaşık 10 dk kadar soğanları iyice kavuralım. Daha sonra dolmalık fıstıklarımızı ilave edip kavurmaya devam edelim.İyice yıkadığımız ve süzdüğümüz pirinci ekleyip pirinçler tane tane oluncaya kadar kavuralım. Tüm baharatları, mısırı, mantarı ve dereotunu ekleyelim ve suyunu ilave edelim.Kapağını kapatıp, orta kuvvetteki ateşte suyunu çekene kadar pişirelim.Yaklaşık 20-25 dk kadar demlenmeye bırakalım.

Afiyetle,

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails