28 Aralık 2009 Pazartesi

ALTERNATİF YILBAŞI SOFRASI - KAHVALTI

yılbaşı süsü

Bundan tam 9 sene önce Selanik'te yaşadığım bir yılbaşı dönemi beni çok etkilemişti. Aslında yılbaşı oluşunun da ötesinde, süslenen evlerdeki değişim, mutluluk ve heyecan o kadar içimi ısıtmıştı ki bir gün evlendiğimde ve kendi evim olduğunda bu büyülü atmosferi kendi evime de yansıtmanın hayalini kurmuştum.

yılbaşı süsü



Özellikle evde yarattığı cıvıl cıvıl değişim nedeniyle, kendi adetlerimizden biri olmasa dahi yılbaşı hazırlıkları ve dekorasyonunu ayrı bir keyif alarak yapıyorum. Zaten maksat hayata bir renk katmak, bir farklılık yaşamaksa nerede ve kim olduğumuzun çok da önemi yok bence.

yılbaşı süsü

Evde yarattığım bu ambians nedeniyle bizim meşhur Altın Kızlar toplantılarının her sene sonuncusunu bizim evde yapmak, son 5 senede artık adet haline geldi.Biz bu adeti yine bozmadık ama bu sefer alternatif bir yılbaşı kutlaması haline getirdik, kahvaltı sofrasıyla.

kahvaltı sofrası


Kahvaltı deyip geçmeyeceğimi bildikleri için beklentilerinin yüksek olduğunu az çok tahmin edebiliyordum :) Ama yine de onları şaşırtmam gerekiyordu, sanırım bu sefer de şaşırtmayı başarabildim :) Salona her girenin yüzündeki sevincini görmek dahi beni o kadar mutlu ediyor ki, tüm yorgunluğum uçup gidiyor diyebilirim.

Yılbaşı gecesi hazırlayacağım sofrada konsept olarak kırmızıyı baz aldığım için bu soframda farklı bir sunum hayal ettim. Severek kullandığım horozlu :) kahvaltı tabaklarımı kullanmaya kıldım. Peki masa örtüsü? Çekmecedeki alternatiflerden birini değerlendirecektim , ta ki Porland'da bu içime büyük coşku veren masaörtüsüne rastlayana kadar :) Tam istediğim gibi bir hava oluştu sonuç olarak sofrada, cıvıl cıvıl ,rengarek, mutluluk saçan :) 2010 için tüm dileklerimi yansıtan..

sofra düzeni

Lösemili çocuklara destek amaçlı hizmetlerini sürdüren Theodora Vakfı'nın şirketimizde kurduğu kermesten satın aldığım minik magnet çerçevelere konuklarımın resimlerini koyarak, hem oturma kartı hem de minik hatıra hediyeler oluşturmuş oldum. Yani bir taşla üç kuş :)

peynir tabagı

Kahvaltı Menümüzde;

  • Peynir, zeytin çeşitleri
  • Şarküteri tabağı
  • Annemin yaptığı ayva & şeftali reçellerireçel sunumu
  • Actifry'da kızarttığım kırmızı ve yeşil biberler (Yılbaşı renklerine çok yakıştı)
  • Çeşnili tereyağ
  • Kuru kayısı & ceviz
  • Peynirli Omlet

peynirli omlet

  • Ev yapımı Çavdar Ekmeği
  • Çıtır Sosis Buketi

sosis buketi

ve tatlı olarak ..

  • Yılbaşı kurabiyeleri

yeniyıl kurabiyesi


Bir yılın daha sonuna geldiğimiz bu günlerde size Yemekbahane aracılığıyla 2009'dan daha güzel, daha umut dolu bir yıl diliyorum. Yaşayacağınız her yeni gün bir öncekini aratmayacak kadar güzel geçsin...

Afiyetle,

23 Aralık 2009 Çarşamba

HASTANE ODASI SÜSLEMELERİ & BEBEK ŞEKERLERİ

Demir'in doğumu ve partisinin hazırlıklarını daha önce de bahsettiğim gibi Eminönü'nden aldığımız malzemelerle yaptık. Odasını ve şekerlerini ben hazırladım. Açıkçası bu son derece keyif aldığım bir hazırlık süreci oldu. Daha önce de Naz'ın doğum odasını süslemiş ve yine hastane hazırlıklarını yapmıştım ancak buna ilave olarak Demir'in hazırlıklarında bu sefer bebek şekerlerini de ben hazırlamış oldum. Sevgimle bir gece saat 3'e kadar oturup kes, bağla, tak kaldır komutlarıyla tam 200 adet bu şekerlerden (aslında içlerinde draje çikolata var) hazırladık. Gerçi kaç tane kurdele yaptığımı hatırlamıyorum bile, ellerim artık otomatikman kurdele yapar durumda diyebilirim :)

Demir'in hastane kapısında leylek figürünü kullandık ve hazır olarak satın aldığımız harflerle ismini kocaman duyurduk dünyaya :) Bu kapı süsleme işini yapmak elinizde malzeme varsa son derece kolay aslında, neden o kadar yüksek maliyetler çıkartılıyor anlamış değilim.

hastane süsleme


Hastaneyi ziyarete gelenlere verilmek üzere beğendiğimiz iki modeli uyguladık. Bir tanesi mavi minik kovaların içine yerleştirdiğimiz mavi-beyaz bonbonlar oldu. Alışverişinden ortaya çıkma aşamasına kadar o kadar eğlendim ki bir 200 tane daha olsa yaparım.. Şu minik şeyler insana nasıl da mutluluk veriyor :)

bebek şekeri

Bu minik kovaları temin ettiğimiz ve bence odaya harika bir şıklık katan beyaz simli süs ağacının dallarına astık.

bebek şekeri

İkinci model ise üzerlerinde minik zıbınların olduğu bu minik mavi kutular oldu.Bunlar hem maliyet hem de yapım olarak diğerlerinden daha pratikler.

bebek şekeri

Bu kutuları da ağacımızın dibine yerleştirdim.

bebek şekeri


Hastane odasında bir şeker ağacı oluştu böylelikle. Konuklarımız da dalından topladılar :)

bebek şekeri


Bu bardakları da loğusa şerbeti için hazırladım.Hastanede şerbet ve meşrubat ikramı yaparken çok şık bir görüntü sağladı.



İnsana keyif veren ritüeller olduklarını düşünüyorum tüm bu hazırlıkların. Az önce Sevgimle konuşurken, "eee mevlüdü ne zaman yapıyoruz?" diye sordum, bayılıyorum parti hazırlıklarına :)


Şimdi gündemimde evimdeki yılbaşı hazırlıkları var...

Kendime bir şekilde meşguliyet yaratıyorum Engin'in de dediği gibi sanırım :) Eee boşuna mı adımız Yemekbahane... Maksat bahane yaratıp mutlu olmak, mutlu etmek değil mi?

Afiyetle,



21 Aralık 2009 Pazartesi

DEMİR BEBEĞİN AYICIKLI CUPCAKELERİ

ayıcıklı cupcake



Bu cupcakeleri baby shower sonrasında konuklara hediye olarak vermek üzere hazırlamıştım. Daha geçen hafta gelişini heyecanla beklediğimiz minik Demir'imiz daha fazla içerde kalmak istemedi ve bu haftasonu dünyaya merhaba dedi.

ayılı cupcake



Minik eliyle parmağımı kavrayarak ne kadar güçlü olduğunu bana gösterircesine sıktığında onun hayat boyu hep güçlü, mutlu ve sağlıklı olması için dua ettim.

Aramıza hoş geldin Demir..

16 Aralık 2009 Çarşamba

YILBAŞI HAZIRLIKLARI - NANE LİKÖRLÜ ELMA TATLISI

Pazar günü Sinemciğimin ev sahipliğinde çok keyifli bir öğleden sonra geçirdik. Bizi evindeki sımsıcak ortamla karşıladı. Yılbaşının umudu ve coşkusu evine o kadar yansımıştı ki fotoğraf makinamı elimden düşüremedim, tabii sırf ben değil. Fotoğraf konusunda daha çok şey öğrenmem gerektiği bir gerçek. Ben tarif vereyim, fotoğrafa Burcu'dan bakın :)

Yılbaşı hazırlıklarına henüz ben malesef girişemedim. Bu ara pasta, kurabiye işlerine o kadar daldım ki evime sıra gelmedi, bu da beni son derece rahatsız ediyor. O yılbaşı ağacının ışıklarını gece seyretmekle müthiş bir huzur buluyorum çünkü.

Sinoş'un masası tek kelime ile kusursuzdu. Çay ve şarap ikramını, tatları kadar sunumları ile de aklımızda kalan güzel yiyeceklerle yaptığı açık büfesinde yılbaşı sofralarımız için de fikir verebilecek alternatifler bulunuyordu.

  • Somon ve avakadolu minik dürümler

dürüm

  • Fıstıklı ve Üzümlü Kıymalı Börek (Hem yufka hem milföy kullanılmıştı)
    kiymali borek
      • Mercimek Salatası

      mercimek

      • Peynirli ve Zeytinli Çörekler

      Ve bunların dışında;

      soframızı renklendirdi..

      Ama bir tat vardı ki bunu merak edeceğinizi bildiğim için tarifini aldım ve şimdi yayınlayacağım :)

      Yılbaşının renklerini tüm ahengiyle sergileyen bu tatlının ne kadar hafif ama ne kadar lezzetli olduğunu ancak yediğinizde anlayabilirsiniz diyebiliyorum.

      Ben alkol tüketmeyi sevmeyen biri olmama rağmen içindeki nane likörü beni hiç rahatsız etmedi.

      NANE LİKÖRLÜ ELMA TATLISI

      <


      Malzemeler:

      • 10-12 adet yeşil elma
      • 1 şişe nane likörü
      • 3-4 yemek kaşığı toz şeker
      • Kaymak
      • Nar
      Elmaların kabukları soyulur ve ortasındaki çekirdek, elmaya hasar vermeden soyucu aleti ile çıkartılarak, elmanın içinde bir delik açılır.

      Elmalar tencereye oturtulur (geniş bir tencere kullanılmalı) ve üzerlerine 1 şişe nane likörü dökülür. 3-4 yemek kaşığı toz şeker de serpilir ve tencerenin kapağı kapatılarak elmalar yumuşayıncaya kadar pişmeye bırakılır.

      Pişen elmalar, nane likörünün verdiği renkle yeşile döner.

      Soğuyan elmaların ortalarına kaymak doldurulur ve narla servis edilir.


      Nasıl ama , şu ahenk kendisine hayran bırakmıyor mu?

      Yılbaşı coşkusu sarsın heryeri.. İçimiz umut dolsun !



      Afiyetle,

      14 Aralık 2009 Pazartesi

      BABY SHOWER - 2

      Son iki haftadır müthiş bir koşuşturma içerisindeyim. Canım arkadaşım Sevgim'in doğumu iyice yaklaştı. Tarihin yakınlaşması bir takım hazırlıkları da beraberinde getirdi haliyle. Haftalar önce çıkılan Eminönü alışverişi sonrasında hastanede verilecek çikolataları hazırladık ilk önce. Bu hazırlıklarımızı sizlerle bir başka yazımda paylaşıyor olacağım. Sonrasında da hep yapmayı planladığımız Baby Shower partisi için koşuşturmaca başladı. Dekorasyonundan, ikramına, oyunlarından hediyelerine kadar her ayrıntıyı bir bir ele aldık. Hakikaten çok keyifliydi.





      babyshower


      Önce dekorasyonla başlayalım:



      Eğer bu tarz bir partiyi evde yapıyorsanız ve davetli sayınız 10'un üzerindeyse açık büfe sistemi en iyisi diye düşünüyorum. Bu sebeple , açık büfe şeklinde hazırladığımız sofrayı oğlumuz olacağı için mavi tüllerle bezedim ve kurdelelerle süsledim.



      Bir çok ayrıntının malesef fotoğrafını çekmeyi o hengamede atlamışım ama en azından fikir vermesi adına bu detaylardan da bahsedeyim sizlere.



      Eminönünden aldığımız mavi ve üzerinde ayıcık figürlü peçeteler de masaya son derece uyumlu oldu.




      Yine tül ve kurdele yardımıyla salon kapısının üzerine bir süs yaptık ve yine Eminönünde aldığımız ayıcık ve ördek sarkıt süsleri ile salona farklı bir ambians katmaya çalıştık.

      babyshower dekorasyon



      Dış kapıya Eminönü'nden satın aldığımız strafordan bebek taşıyan leylek figürünü ve bebeğimizin adını oluşturan harfleri asarak misafirlerimizi daha içeriye girmeden parti havasına sokmuş olduk :)

      baby12



      Bunun dışında salonun perdelerine bebişin onu bekleyen zıbınlarından asarak biraz da çeyizini sergileyelim dedik :)




      Yılbaşı nedeniyle kurduğumuz ağacın altına mavi balonlar ve oynayacağımız oyunlarda ödül olarak vereceğimiz hediyelerin yanına bir de konukların getirdiği birbirinden şirin hediyeler de gelince çok da zengin bir görüntü oluştu.


      baby13


      Davet menümüze geçersek;












      Tamamen anneye eğlence ve motivasyon unsuru sağladığını düşündüğüm ve hakikaten kafa dağıtmaya birebir bu organizyonun eğlence kısmı olmazsa olmaz tabii ki..

      Sevgim ile partiden önce ciddi bir hazırlık evresi de oyunlar konusunda geçirdik. Sinem'in Baby Shower partisindeki tecrübeyle bir çok oyunu bu sefer de uyguladık.

      Hediye Kapmaca
      A-Z Bebek Eşyası yazma oyunu
      Tuvalet kağıdı ile anne adayının karnının çapını bilme
      Bebek Tombalası (Baby Bingo)
      ve
      Bu sefer yeni olarak uyguladığımızı söyleyebileceğim çocukluk fotoğrafı tahmini
      Bu hakikaten çok keyifliydi.
      Herkes gelirken bebeklik ya da çocukluk fotoğrafını getirdi ve Sevgim'e verdi. Sevgim de oyun esnasında her fotoğrafı sırayla gösterdi. En fazl doğru tahmini yapan oyunu kazandı.

      Bu oyunların tabii ki birincilerine ve kazananlarına ufak ufak hediyelerimiz de oldu.

      Hediye olarak çok az maliyetli ama keyifli şeyler edindik hem Eminönü alışverişimiz hem de Metro alışverişimiz esnasında.

      Mumluk, dergiler, vazo, kol düğmesi, biblo, anahtarlık gibi hediyeleri kazananlara verince herkes çok mutlu oldu.

      Shower partimizi tüm katılanlara üzerlerinde "Demir" (beklenen minnoşun adı) yazan, hazırladığım kurabiye ve cupcakelerle tamamladık.

      babyshower kurabiyeleri



      babyshower cupcake



      Afiyetle,

      7 Aralık 2009 Pazartesi

      KARNABAHAR GRATEN & BEŞAMEL SOS

      Dün, gazetede yemek pişirmeyi bilmekle ilgili bir yazı okudum. Hürriyet gazetesi yazarı Arman Kırım, bu haftaki yazısına şu cümle ile başlamış ..

      "Yemek yapmaya özeniyorsanız önce teknik öğrenin."

      Kesinlikle bu cümleye katılıyorum. Bazen etrafımdaki kişiler bana, bu yaşta nasıl (yaşımı da küçük gördüğümü anlamışsınızdır) :) bu kadar çeşitli yemek bildiğimi sorarlar. Haa tabi bu soruyu soranlar pek yemek yapmayı bilmeyen dostlarımdır :)

      Yemek yapmayı bilmek, tamamen bir kimya dersi gibi gelir bana çoğu zaman. Yan yana güzel duran temel öğeler vardır, bunlara ilaveler yaparsın.. başka bir yemek çıkıverir ortaya. İşte Arman Kırım'ın dünkü yazısı tamamen bu görüşümü destekler nitelikteydi. Yazıda geçen şu cümleye dikkat !

      "Eğer belli başlı pişirme tekniklerini bilirseniz , yemek yapmanın ne kadar kolay olduğunu şaşırarak keşfedersiniz."

      Tabii el marifeti, lezzeti işin sırrı ama teknik bilerek yemek yapabiliyorum demek mümkün. Gerisi güzel yemek yapabiliyoruma gidiyor artık ...

      Arman Kırım o kadar şiirsel anlatıvermiş ki işte bu kadar kolaaaayyyy diyiveriyorsunuz içinizden :) Ama hakikaten korkulacak bir şey yok, sadece ilk başta biraz dikkat gerekiyor. Tıpkı herşeyi bilme evresine geçene kadar yaptığımız gibi. İşim nedeniyle aldığım bir eğitim esnasında eğitimcimizin belirttiği bir şey vardı: İnsan bir şeyi öğrenmeye başladığında önce her ayrıntısına dikkat eder, aklında sıralar. Onu yaptım mı , bunu yaptım mı... Şimdi sırada bu var .. gibi gibi..

      Ama sonra yavaş yavaş beyin öğrenmeye başlar, daha az tekrar ve sıralama ihtiyacı duyarsınız.

      En son evrede ise beyin bilir. Hareketleriniz siz düşünmeden oluşmaya başlar. Tıpkı araba sürerken vites değiştirir gibi.

      İşte yemek yapmak da öyle olsa gerek. Önce temel yemekleri dahi tarife bakarak yaparız, sonrasında ise artık evde ne malzeme varsa onunla yapmaya başlarız, değil mi?




      Engin'in doğumgününde ben de evde ne varsa metodu ile karnıbahar graten yaptım.


      Malzemeler:
      • 7-8 çiçek karnıbahar (artık pazarlarda bütün olarak değil, çiçekleri ayrı ayrı da satıyorlar. Ben bir bütün alıp yarısını kıymalı yemek yapmıştım, kalanları değerlendirdim.)
      Beşamel Sos :(yaklaşık 1 büyük kase sos elde ediliyor)
      • 2 tepeleme yemek kaşığı tereyağ (margarin de kullanılabilir)
      • 2 yemek kaşığı (silme) un
      • 2 su bardağı süt
      • tuz, karabiber
      Üzeri için,
      • Rendelenmiş kaşar peynir
      Karnıbaharları öncelikle haşlıyoruz. Burada kıvamı iyi ayarlamak gerekir. Çok yumuşak olmamasına dikkat etmeliyiz.
      Beşamel sos için çelik tencereye (teflonda iyi sonuç alamayabilirsiniz) yağı koyup eritiyoruz. Eriyen yağın üzerine unu ilave edip, kısık ateşte kokusu çıkana kadar kavuruyoruz. Sonrasında sütü yavaş yavaş ilave ediyoruz. (Tamamını dökmeden önce kıvamını kontrol etmemiz iyi olur. ) Tuz ve karabiberi ilave edip muhallebi kıvamına gelince ocaktan alıyoruz. (Bu aşamada bazen bir yumurtanın sarısını katıp, mikserle bir iki dakika kadar çırpabiliriz, daha sarımtırak ve yoğun bir sonuç veriyor)
      Fırın kabımıza haşladığımız karnıbaharları dizip üzerlerine tuz ve karabiber serpiyoruz. Hazırladığımız beşamel sosu karnıbaharları iyice kapatacak şekilde döküp, son olarak üzerine rendelenmiş kaşar peynir serpiyoruz.
      Önceden 180 derecede ısıttığımız fırında üzerleri kızarana kadar pişiriyoruz.
      Madem teknik dedik..Aynı yöntemle patates, kabak, havuç, brokoli gibi sebzelerle de lezzetli sonuç alabilirsiniz.
      Afiyetle,

      2 Aralık 2009 Çarşamba

      ŞİPŞAK DOĞUMGÜNÜ SOFRASI ve SÜPRİZ HEDİYEM

      Nasıl geçti bayram tatiliniz? Umarım hepinizin keyfi yerindedir.Vallahi ben maddelediğim yeme-içme ve uyanma kriterlerine pek uyduğumu malesef söyleyemeyeceğim. Yine her gün saat kurdum ve yine malesef çatlayacak duruma gelene kadar yedim :( Bunların dışında yazdıklarımın hepsine uygun hareket ettiğimi belirtebilirim.
      Geçen yıllarda da olduğu gibi, annemin ve eşimin doğumgünleri arka arkaya olduğu için bayramda mum üstüne mum üfleyip durdular.
      Asıl dün doğumgünü olan eşim, artık yeter, uğraşma bir yerlere gider bir şeyler yeriz deyince hiçbir hazırlığa girişmedim ben de. Ama sonrasında kendini iyi hissetmeyince, hızlısından minik bir organizasyonla evde ne varsa konseptini devreye sokup acil durum sofrası kuruverdim:)
      Hal böyle olunca pastayı hazır almam icabetti tabii. Hazır pasta ile aram pek hoş olmadığı, Engin'in de tatlıya çok düşkün olmayışı nedeniyle alternatif bir çözüm ürettim kendimce. Bizi yalnız bırakmayan 2 arkadaşımızın da profiterolü sevmesi nedeniyle iş çıkışı hemen Manolya Pastanesi'ne gittim. Daha önce deneme şansınız oldu mu bilmiyorum ama eğer profiterol seven biri iseniz size buranın profiterolünü denemenizi tavsiye ediyorum, özellikle de parça çikolatalı olanını.
      Aldığım profiterolleri evde şık bir tabağa koyduktan sonra, evde olur da pasta yaparsam diye geçenlerde Engin için aldığım "HAPPY BIRTHDAY" harflerinin mumlarını üzerine dizdim. Kırmızı şeker hamurundan kalıpla kestiğim bir kaç adet kalp ve minik şekerlemelerle süsledim.
      İşte alternatif pastamız hazır oldu.

      Bunun dışında akşam yemeği için şunları hazırladım.

      • Kuru köfte
      • Fırın Patates
      • Tereyağlı Pirinç Pilavı
      • Gavurdağı Salatası
      • Yoğurtlu Patlıcan Salatası
      • Peynir Tabağı
      • Karnıbahar Graten

      Menü içerisindeki tarifleri bir sonraki yazımda vermeye başlayacağım.

      Gelelim Engin için hazırladığım süprize .. Bunu buradan yazıyorum çünkü eğer uzun zamandır birlikteyseniz eşinize ya da sevdiğiniz, değer verdiğiniz birisine artık hediye daha doğrusu anlamlı hediye bulmakta zorlanıyor olabilirsiniz. Ya da bu sefer farklı olmak, şaşırtmak istiyor da olabilirsiniz. Açıkçası benim özellikle doğumgünlerinde farklı olmak gibi bir yaklaşımım olmuştur hep..Üstelik 15 senedir birlikte olduğumuz için eşime kazak-pantalon almak pek de anlamlı gelmiyor artık bana :)

      Geçmişte yaptığım değişik hediye konseptlerinin üzerine ne yapsam diye bu sene de çok düşündüm. Üzerinde resimlerinin basılı olduğu çikolataları, keşke bir daha gitsek dediği yere yaptırdığım rezervasyonu, tanıştığımız günden itibarenki resimlerle hazırladığım slayt showu , gazeteye verdiğim ilanı (sanırım en komiği buydu) gibi gibi... düşününce artık tıkanma noktasında olduğumu farkettim ve bir spor mağazasında spor ayakkabı bakarken hayal etmeye başladım kendimi... Evet spor ayakkabı almalıyım...Eee neresinde bunun süpriz dediğinizi duyar gibiyim :)

      Son çare olarak google'da şu kelimeleri yazarken buldum kendimi .... ilginç doğumgünü fikirleri ...

      İşte çaresizliğimin bittiği andı.. Hep istemiştim ama bulamamış, bir türlü nasıl yaparım diye işin içinden çıkamamıştım ...

      Şarkı söylemek.. Ama öyle laptopta ya da herhangi bri kayıt cihazında ses kaydetmek değil, bildiğiniz stüdyo ortamında şarkı söylemek. Enstrümanla, aranjörle, sesinize az da olsa profesyonelce müdahale edilerek :) (Bakın az dedim, kendim bülbülüm ya)

      Karşıma çıkan link... Size Özel Müzik tam da aradığım hizmeti veriyordu ... Özel günlerinde kişilere bu konuda yardımcı oluyordu. Hemen aradım; az vaktim kaldığı için endişem vardı. Bayram geliyordu ve bayram esnasında Engin'in haberi olmadan bu hazırlığı yapmam mümkün değildi.

      Görüştüğüm bey, Tuncay Bey, sağolsun bana son derece yardımcı oldu. Hemen randevulaştık ve ben bir akşam mesaiye kalıyorum diyip (aman yalan söyledim ya ödüm patladı vallahi) :) stüdyoya gittim. Seçtiğim şarkıyı bir iki tekrarda kayıt ettik ve sonrasında Tuncay Bey keman çalarak ve aranjesini yaparak bana kaydı teslim etti.

      İnsanın kendi sesini dinlemesi çok tuhaf :) Bir ara yok verilmez bu dedim ama sonra sonra alıştım. Zaten aldığım tepkiler de hep olumlu oldu, bir yıldız doğuyor yani anlayacağınız :)

      Kaydı bir CD'ye çekip, CD'ye de güzel bir fotoğrafla kapak yapıp dün akşam Engin'e hediyesini verdim. İnanılmaz şaşırdı ve duygulandı. İşte görmek istediğim, sevdiklerimin yüzündeki o mutlu tebessümü böylelikle yakalamış oldum..

      Afiyetle,

      26 Kasım 2009 Perşembe

      ZEYTİNYAĞLI KEREVİZ

      Zeytinyağlı Kereviz Çanağı
      Kurban bayramı arifesinde sebzeli tarif. Nasıl bir çelişki? Yok değil, kanımca denge kuruyor aslında.
      Nedir bu 4 günde yapılacaklar?
      -Öpülesi eller öpülecek.. Bir yan yine yarım kalacak, alışan benlik bunu yadırgamayacak.
      -Saat kurulmayacak, bu yorgun beden kaçta kalkmak isterse o zaman ayaklanacak.
      -Az yenecek çok konuşulacak, bol keseden yeme eylemi gafletine düşmemeye gayret edilecek.
      -2 hazinenin doğumgününe hazırlanacak, öpücük birikimi yapılacak.
      -Süprizin büyüğü hazır, bayram dönüşü size anlatılacak :)
      -Olursa accık uzağa gidilecek, İstanbul'a başka yerden , uzaktan bakılacak !
      Hepinize keyifle geçireceğiniz bir bayram diliyorum !
      Gelelim tarifimize...
      Malzemeler: 
      • 4 adet büyük boy kereviz
      • 1 adet orta boy soğan
      • 2/3 çay bardağı zeytinyağı
      • 1 havuç
      • 1 adet orta boy patates
      • 3 adet portakal
      • 3 yemek kaşığı bezelye (Ben Tamek konserve kullandım)
      • su
      • tuz
      • 2 adet kesme şeker
      • üzeri için doğranmış kereviz yaprağı
      Kerevizi özellikle çok büyük seçmemiz , rahat çanak şekli vermemiz için önemli.
      Kerevizleri soyup yıkayıp, ortadan ikiye bölüyoruz. (hatta ben üçe bölüp öyle çanak yapıyorum, böylece daha çok çıkıyor)  Diğer malzemeleri hazırlarken kararmaması için içine limon sıktığımız su dolu bir kasede bekletiyoruz.
      Soğanı çok ufak doğrayıp hazırlıyoruz. Patates ve havucu da minik küpler halinde doğrayıp soğanlara ilave ediyoruz. Oyduğumuz kerevizlerin çıkan parçalarını ufak ufak doğrayıp bezelyelerle beraber diğer sebzelere katıyoruz. Sebzelere zeytinyağının yarısını ekleyerek harmanlıyoruz. Tuz ve şeker ile tatlandırıyoruz.
      Tencereye kalan zeytinyağını koyup kerevizleri yerleştiriyoruz.İçlerine sebzeleri pay ediyoruz. Artanları bolca koyabiliriz.Portakalın suyunu sıkıp tencereye ilave ediyoruz. Kerevizlerin yarı beline kadar gelecek şekilde su katıp , biraz daha tuz ile tatlandırıyoruz.
      Tencerenin kapağını kapatıp yaklaşık 30 dk kadar pişmeye bırakıyoruz.
      Kerevizler pişince servis edeceğimiz tabağa alıp, üzerlerine doğranmış kereviz yaprağı koyarak süslüyoruz.
      Afiyetle,

      22 Kasım 2009 Pazar

      KIYMALI MAKARNA & BIR FILM DAHA

      Şimdi kalktım televizyonun karşısından. Daha soğutmadan konuyu size yazmaya karar verdim. Bazı filmleri izlerken, belki herkese olduğu gibi o filmin içinde yaşarım sanki..O karakterlerin yerine kendimi seyrettiğimi sandığım çok olmuştur.Durun beni deli sanmayın, bu tamamen sevdiğim ve içinde olmak istediğim filmlerde başıma gelir:) Zaten ne tip bir sinema izleyicisi olduğumu yazdığım filmlerden az çok anlamışsınızdır. Romantik komedi insanıyım, bu aşikar:)

      Az önce son sahnesini yüzümde tebessümle bitirdiğim film ise bir başkaydı. Bu sefer hakikaten beni anlatıyordu sanırım. Hatta bizi demem lazım, bizim gibi blog yazarlarını.Hadi biraz daha özelleştirelim konuyu bizim gibi yemek bloğu yazanlarını...

      Julie&Julia ... Eğer bir yemek bloğu yazarıysanız, eğer yemek yapmak sizin için günlük bir mutfak faaliyetinden öteyse, eğer hayatınızın anlamını tekrar kazanmaya dair hedefleriniz varsa ve eğer yemek pişirirken ve yemeklerinizi ikram ederken mutlu oluyorsanız, size önerebileceğim bir film. Farklı zamanlarda yemek yapmayı seven iki kadını konu alan filmde karakterlerden biri blog yazmaya karar veriyor. İşte orada kendinizi göreceksiniz. Yorum gelmiş mi diye baktığınızı, acaba beni kimler okuyor diye düşündüğünüzü, bugün yazacak konunuz yok olsa dahi sırf sizi takip edenler için sarfettiğiniz gayreti göreceksiniz.Ben gördüm :) ve buradayım. Evet beni kaç kişinin okuduğunu her zaman çok merak ettim ve bunu bilmek beni inanılmaz motive ediyor. Yorum yazılmadığı zaman neyi yanlış yaptığımı da düşündüm, düşünüyorum da :) Ama en güzeli ne biliyor musunuz? Şu anda salonda öylece oturmuş klavyeye hızlı hızlı basarken az sonra bu yazdıklarımın sonsuz bir boşlukta bir çok yere ulaşacak olmasının verdiği keyif sanırım. Blog yazdığım için ne kadar mutlu olduğumu hatırladım.. Bu coşkumu size de yazmak istedim..Hahahahah, sanırım içimde bir sevgi ve coşku patlaması oldu :)


      Eee gelmişiz, iki satır yazmışız. Bari bir de tarif ekleyelim değil mi. Bunu da mı yazdın demeyeceğinizi biliyorum, daha önce de söylemiştim, basit masit demeden yazacağım artık ne var ne yoksa diye. Ne yapalım, her gün ziyafet çekmiyoruz ya :) Kıymalı makarna da hepimizin evinin gerçeği değil mi:)








      Eşimin makarnaya düşkünlüğü ama bir o kadar da muhafazakarlığı benim kıymalı makarnayı sıkça uygulamama neden oluyor tabii.

      Makarna çeşidini zaman zaman değiştiriyorum ama penne denilen uzun makarna benim favarilerimin başında geliyor.

      Malzemeler:
      • 1 paket makarna
      • 200 gr kıyma(ben yağsız dana kıyma kullanıyorum)
      • 1 adet orta boy soğan(çok ufak doğranmış)
      • 1 diş sarımsak(ufak doğranmış)
      • 1 adet orta boy domates
      • 1 yemek kaşığı domates salçası
      • 1 tatlı kaşığ biber salçası
      • tuz, karabiber
      • üzeri için ince kıyılmış maydanoz
      • Maggy tavuk bulyon
      • zeytinyağı
      • su

      Makarnalarımızı haşlayacağımız tencereye su koyup iyice kaynatıyoruz. Kaynayan suya 2 paket maggy tavuk bulyon , 2 yemek kaşığı kadar zeytinyağı ve az miktarda tuz ilave ediyoruz ve makarnalarımızı da katarak haşlanmaya bırakıyoruz.

      Haşlanan makarnalarımızın suyunu süzerek sosunu hazırlamaya geçiyoruz.

      Tenceremize 3-4 yemek kaşığı zeytinyağı ilave ederek,soğan ve sarımsakları soteliyoruz. Kıymayıd a ilave ederek, rengi dönene kadar kavuruyoruz. Domatesin kabularını soyup ufak küpler halinde doğruyoruz. Kavrulan kıymaya ilave ediyoruz. Sonrasında domates ve biber salçasını katıyoruz. Baharatını ilave ederek, bir miktar (yarım çay bardağı kadar) su ilave edip ateşin altını kısıp bir süre pişiriyoruz.

      Sosumuz pişince makarnayı sosla karıştırıp servis tabağına alıyoruz. Üzerine ince kıyılmış maydanozla servis ediyoruz.

      Afiyetle,

      15 Kasım 2009 Pazar

      HAMUR KIZARTMASI

      hamur kızartması


      Pazar sabahı kahvaltıları bizim için son derece önemlidir. Misafir ağırlanır, dışarıda çeşitli mekanlarda çeşitli tarzlarda alternatif kahvaltı mekanlarına gidilir.. O gün kahvaltı bir seramoniye dönüşür diyebiliriz sanırım çoğumuzun evinde. Haftaiçi harala gürele çoğu kez ayaküstü geçiştirilen öğünün hakkı sonuna kadar verilmeye çalışılır. Hamur kızartması da böyle sofralara layık bence. Haaa yazın havuz deniz dönüşü yapılan o beş çaylarının da kulağını çınlatmazsak olmayacak, hamur kızartması denince benim aklıma bak onlar da geliverdi işte :)
      Çoğu zaman mahallenin fırınından alınan ekmek hamurunu kızartırız ama ben artık bu işi de evde yapıyorum. Bunun için ekmek makinamı kullanıyorum. Eğer ekmek makinası yoksa da ılık bir mekanda hamuru mayalandırıyorum.

      Malzemeler:

      • 1 + 1/8 su bardağı oda ısısında su
      • 2 dolu çay kaşığı tuz
      • 2 dolu yemek kaşığı toz şeker
      • 2 dolu yemek kaşığı zeytinyağ
      • 3 su bardağı un
      • 2 dolu çay kaşığı instant (kuru maya)
      • Ayrıca şekillendirmek ve kızartmak için sıvıyağ
      • Susam-çörekotu karışımı
      1. Tüm malzemeler makina ya konur ve makinanın mayalama fonksiyonu çalıştırılarak yaklaşık 1,5 saat içerisinde ekmek hamuru elde ediyoruz.Eğer makina yoksa tüm malzemeler bir kasede yoğuruyoruz. Bu kasenin üzeri hafif nemli bir bezle örtülür ve bir mutfak havlusuna sarılarak, sıcak bir ortamda yaklaşık 1 saat kadar mayalanmaya bırakıyoruz.
      2. Bir kaseye bir miktar sıvı yağ koyup avuç içi hafifçe yağlıyoruz. Mayalanan hamurdan ceviz büyüklüğünde kopartılarak yağlanan elde hafif hafif açılarak şekillendiriyoruz. Şekil verilen hamurları bir tepsiye diziyoruz.Üzerlerine susam-çörekotu karışımında serpiyoruz. Bu şekilde tepsi mayası alması için 15 dk kadar bekletiyoruz.
      3. Kızartmayı yapacağımız tencere/tavaya sıvıyağ koyup kızdırıyoruz. Kızan yağa hazırladığımız hamurları atıp ters yüz ederek kızartıyoruz.

      Afiyetle,


      12 Kasım 2009 Perşembe

      OTLU & ZEYTİNLİ POĞAÇA

      Gündem kalabalık.Domuz gribi ilkbahardan beri hayatımızda.Bu aralar hergün TV'lerda aşı olalım mı olmayalım mı tartışması alıp gidiyor. Bir gerçek var ki domuz gribi içimizde, sadece televizyonlarda değil.Neredeyse her gün "yok şu da olmuş, bak bu da olmuş" diye duyuyoruz. Allah herkese şifa versin, kendimizi koruyalım. Bol bol C vitamini alıp, bünyemizi güçlü tutalım.Hep söylendiği gibi ellerimizi sıkça yıkayalım. Griptir geçer demeyip, uzmanlardan destek alalım.

      Gündemdeki diğer bir konu da GDO... Yılmaz Özdil'in bu konuda çok keyifli, bir o kadar da acı gerçekleri yüzümüze vurduğu bir yazısı var, okumanızı tavsiye ederim. Ne kadar koruyabiliriz kendimizi ve çocuklarımızı bilmiyorum tabii..Hayat bu kadar hızlıyken, tüketim bu kadar tavan yapmışken ne kadar engel olabiliriz bazı şeylere ama elimizde olan bir şey var. Yılmaz Özdil'in belirttiği mutfak genetiğimize nispeten sahip çıkabiliriz. En azından şu satırlardaki eğilimlere karşı durabiliriz ..
      "Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için... İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan! Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu......

      Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara gidiyorsun... Eğri büğrü biberlere, doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini alıyorsun... Ne işe yaradı senin pazara gitmen?"

      Bu aralar hakikaten hem gripten hem de GDO'dan bana tabiri caizse "tırsma" geldi.. Ota, bibere sardım :) Pazara gidip, eğri büğrü ne bulduysam aldım :) Mercimek çorbasına kerevizi kakalıyorum, salatanın içine bir iki diş sarımsak doğruyorum , yapıyorum işte bir şeyler :)

      Bu kadar otla haşır neşirken yazmadığımı farkettiğim bir tarife ait fotoğraf çıktı karşıma. Haziran ayında fotoğrafını çektiğim bu tarifi sıkça uyguluyorum.

      Malzemeler:
      • 2 yumurta (birinin sarısı üzerine)
      • 2 yemek kaşığı yoğurt
      • 100 gr tereyağ - oda ısısında yumuşamış
      • 1 çay bardağı zeytinyağ
      • 1 paket kabartma tozu (Dr Oetker'in çeşnili seçenekleri çok lezzetli)
      • 1 çay kaşığı tuz
      • 1 yemek kaşığı sirke
      • ince kıyılmış dereotu, taze nane, maydanoz
      • 1 çay bardağı zeytin (ben Fora kullanıyorum, dilimlenmiş)
      • Yaklaşık 500 gr un (birden konulmaması gerekir)

      Derin bir kaseye yumutaları (1 yumurta, 1 yumurtanın beyazı), yoğurdu, zeytinyağını, tereyağını koyup bir kaşık yardımı ile hafifçe karıştırıyoruz. Bu karışıma tuz, kabartma tozu ve azar azar unu ilave edip yoğurmaya başlıyoruz. Hamur iyice toparlanınca, ele yapışmaz bir kıvam almaya başlayınca zeytin ve ince ince kıydığımız otları da ilave edip hamura yediriyoruz. Bu aşamada zeytinlerin salacağı su nedeniyle yine un ilave etmemiz gerekebilir.

      Fırınımızı 180 derecede ısıtıyoruz. Tepsiye yağlı kağıt serip hazırlıyoruz.

      Hamurdan parçalar kopartıp yuvarlak yapıp tepsiye diziyoruz. Üzerlerine yumurta sarısı sürüp, bir zeytin dilimi ile süslüyoruz.

      Üzerleri kızarana kadar pişiriyoruz.

      Not: Bu tarifi zaman zaman içine beyaz peynir rendeleyerek de uyguluyorum,lezzetli bir sonuç veriyor.

      Afiyetle,

      9 Kasım 2009 Pazartesi

      TULLI PASTASI & PORTAKAL ŞEKERLEMESİ

      Pasta yaparken öğrenmeye devam ediyoruz. Pasta yapımının bana bu seferki katkısı Tulli oldu. Baby Tv'nin bu sevimli kahramanını cupcakelerin de sahibi minik Ayşecik nerede görse tanırmış.
      Öyle olunca Tulli'ye pastada can verme işi bana düştü. Şimdi nerede görse tanıyor ya inceden bir stres beni sarmadı değil hani :) Ya benim yaptığımı tanımazsa ????
      Ama çok şükür öyle olmadı. Daha masaya getirirlerken pastasını, Ayşecik "Tulliiiii" diye bağırmaya başlamış :) Nasıl sevindim bilemezsiniz..
      Bir sonraki kahraman kültürünü kimden ve nereden edineceğimi heyecanla bekliyorum..
      Bu arada bu pasta da geçen seneki pastası gibi portakallı oldu minik Ayşe'nin. Portakallı pastada, portakal şurubu ve portakal şekerlemeleri kullanıyorum. Portakal şekerlemelerini buradan aldığım tarifle evde uyguluyorum. Şekerleri yaparken evi saran kokuyu tahmin edersiniz sanırım. Tam da mevsiminde , portakalları bu şekilde şekerlemeye dönüştürüp, pasta ve keklerinizde kullanabilir, çocuklarınıza jelibon ya da hazır şekerler yerine iç rahatlığı ile yedirebilirsiniz. Tarif benim de arşivimde bulunsun diye ben de yazmak istiyorum.

      Malzemeler:

      • 3 adet kalın kabuklu büyük boy portakal
      • 2,5 su bardağı toz şeker
      • 2 yemek kaşığı portakal likörü (ben pasta malzemeleri dükkanlarında satılan portakal şerbetinden almıştım, ondan kullandım. Taze portakal suyu da kullanılabilir)

      Portakalları iyice yıkayıp 4 parça halinde kabuklarını soyalım. Kabukların içindeki beyaz kısımları bıçak yardımı ile mümkün olduğu kadar alalım. Sonrasında kabukları şeritler halinde doğrayalım.

      Doğradığımız kabukları, üzerlerini geçecek kadar su koyarak yaklaşık 10 dk kadar pişirelim. Bu suyu süzelim ve tekrar su koyalım.Yine kaynatalım. Tekrar süzüp son kez su koyarak kaynatma işlemini tekrarlayalım.

      Suyu süzelim, portakal kabuklarını soğuk suyun altından geçirelim.

      Bir tencereye sularını iyice süzdüğümüz portakal kabuklarını, 1,5 su bardağı toz şekerini ve 2 yemek kaşığı likörü koyup orta ateşte şeker eriyinceye kadar karıştırarak pişirelim. Şeker iyice eriyince ateşi iyice kısarak yaklaşık 1 -1,5 saat kadar pişirelim. (Sık sık şekerin yanıp yanmadığını kontrol etmekte fayda var. Kesinlikle su katmıyoruz)

      Bir tepsiye ya da kaba kalan 1 su bardağı toz şekeri dökelim. Bir başka tepsiye de yağlı kağıt sererek hazılayalım.

      Şekerler iyice çekince portakal kabuklarını tek tek çatalla alıp (aman yanmayın dikkat!) önce şekere bulayalım, sonra da yağlı kağıt serili tepsiye koyalım.

      Tamamen soğuyunca bir kavanoza aktarıp, serin yerde muhafaza edelim.

      Pastalarda kullanırken ben rondodan geçiriyorum.

      Afiyetle,

      6 Kasım 2009 Cuma

      KAKAOLU CUPCAKE - ŞEKER HAMURU SÜSLEMELİ, KUTUDA


      Haftasonu aldığım bir sipariş üzerine hazırladım bu cupcakeleri. Bu aralar pek mutfakta vakit geçirmemiştim. O yüzden Küçük Ayşe'nin ikinci yaş doğumgününde yaptığım bu cupcake'leri hazırlarken çok eğlendim.Özellikle de ambalajlarını tek tek yapıp , salona konsola dizmeye başlayınca Engin'in bile dikkatini çekmeye başladı.


      Cupcake olarak yepyeni bir tarif denedim.Bu tarif konusunda nasıl övgüler dile getirsem bilemiyorum.Hani şu reklamlarda bir browniyi yiyen kız varya, yüzü gözü kakao içinde kalıyor:) İşte öyle bir lezzeti var. Artık sıkça yapıyor olacağım sanırım...

      Malzemeler: (yaklaşık 28-30 adet)
      • 1 1/4 cup kakao (75 gr)
      • 2 2/3 cup un (330 gr)
      • 2 çay kaşığı kabartma tozu
      • 1 çay kaşığı karbonat
      • 1/2 çay kaşığı tuz
      • 3/4 cup oda ısısına gelmiş margarin/tereyağ (100 gr)
      • 3 yumurta
      • 2 cup toz şeker (360 gr)
      • 1 1/2 çay kaşığı vanilya ***cup diye verilen ölçü düzeltilmiştir***
      • 1 cup krema (1 paket, 200 ml)
      • 1 cup su (250 ml)
      • 1/3 cup portakal suyu


      Fırınımızı 180 derecede ısıtıyoruz.
      Muffin kalıplarımızın içine kek kağıtlarını yerleştirip hazırlıyoruz.
      Yağ, yumurta ve şekeri , şeker iyice eriyene, krema kıvamına gelinceye kadar çırpıyoruz. Toz malzemelerin hepsini bir kapta karıştırıp hazırlıyoruz.Vanilya ve kremayı çırptığımız şeker,yağ,yumurta karışımına ilave edip, çırpmaya devam ediyoruz. Toz malzemeleri (Un-kabartma tozu-karbonat-kakao-tuz) çırpmakta olduğumuz harca eleyerek ekliyoruz. Önce kaşıkla iyice yediriyoruz. Su ve portakal suyunu da bunlara ilave edip bir süre çırpıyoruz.
      Koyu bir kek harcı kıvamına gelen karışımımızı bir kaşık yardımı ile kağıt yerleştirdiğimiz kalıpların içerisine dolduruyoruz. (Kalıplarınızın adetlerine göre sırayla pişirmeniz gerekebilir)
      Fırına verip, yaklaşık 25 dk kadar pişiriyoruz. Kürdan testi ile pişip pişmediğini kontrol edip fırından alıyoruz.

      Bu aşamadan sonra arzu ederseniz olduğu gibi ikram edebilirsiniz.

      Ya da üzerine ganaj ya da krem şanti hazırlayıp , şekerlerle süsleyebilirsiniz.

      Not :Üzerine yukarıdaki gibi şeker hamuru ile süsleme yapmak isterseniz, önce üzerine ganaj ya da krem şanti sürmeniz sonrasında şeker hamurunu kalıpla keserek üzerine yerleştirmeniz gerekir.

      Afiyetle,

      4 Kasım 2009 Çarşamba

      SEBZELİ TAVUK RULO

      LG'nin yarışmasında dereceye girdiğim yemeğin tarifini paylaşmak istiyorum bugün sizlerle. O gün, yarışmak için Mariott Otel'e gittiğimizde, şefimiz Eyüp Bey ve ekibi bize bir sepet dolusu malzeme verdi ve 1 saat içerisinde sağlıklı bir tabak hazırlamamız gerektiğini iletti. Sepetin içersindeki malzemeler, çok çeşitli tatlar çıkartmak için son derece idealdi ki öyle de oldu zaten. Herkese verilen malzeme aynıyken birbirinden farklı lezzetler ortaya çıktı. Bu yarışmaların, bu konseptte oluşuna bayılıyorum. Bir bakış açısı analizi gibi oluyor hakikaten.
      Misafirlerim için yemek hazırlarken genellikle aynı zamanda tabağımın görselliğini de hayal ettiğim için bu sefer de böyle oldu. Tabağımda şık duracak bir yemek yapmak istedim.

      Malzemeler:(Yaklaşık 12-15 dilim tavuk çıkıyor, 4 kişilik diyebiliriz)
      • 4 adet tavuk göğüs (fileto edilmemiş halde, kalın et parçası şeklinde olmalı)
      • Mantar (yaklaşık 10 adet kadar)
      • Kırmızı, Sarı, Yeşil Dolmalık Biber (Birer adet)
      • 1 adet küçük boy kabak
      • 1 adet küçük boy havuç
      • 1 Bardak Süt
      • Zeytinyağ
      • Tuz,karabiber

      Sosu için

      • 1 domates
      • 1 avuç iri dövülmüş ceviz
      • 1 yemek kaşığı salça
      • 1 diş sarımsak
      • su

      Tavuk göğüslerinin tam ikiye bölmeden, ortadan ikiye sandviç gibi ayrılıp evde yada kasapta incecik olacak şekilde parçalamadan dövülerek hazırlanması gerekiyor. Bunu ben yarışma esnasında kendim yaptım.

      İnceltilen tavuklarımızı, 1 bardak süt, 2-3 yemek kaşığı zeytinyağ, tuz ve karabiber içerisinde 1-2 saat kadar marine ediyoruz. (Tabii bu süreyi yarışmada daha kısa tutmam gerekti)

      Tüm sebzeleri jülyen (Uzun ince şeritler halinde) doğruyoruz.

      Bir tavaya 2 yemek kaşığı zeytinyağ ilave edip, önce kabak ve havuçları yüksek ateşte sotelemeye başlıyoruz. Burada yüksek ateş sebzelerin suyunu salmaması için önemli, sadece dışını dağlamış oluyor, içindeki yumuşaklığı, sulu kıvamı yüksek ateşle korumuş oluyoruz. Tabii sürekli karıştırmamız, tavanın başından ayrılmamamız da önemli. Sonrasında biber ve mantarlarımızı da ilave ederek, tuz ve karabiber ekliyoruz. Sebzelerin renkleri dönene kadar soteleme işlemine devam ediyoruz.

      Marine ettiğimiz tavukların içine sotelediğimiz sebzelerden koyup, rulo şeklinde sarıyoruz. Bu aşama biraz zorlayıcı olabilir. Kapatmakta zorlanırsanız kürdan ile iliştirmeyi deneyebilirsiniz. Yarışma esnasında peynir yoktu ancak rulo işlemine geçmeden sebzelerin üzerine bir dilim dil peyniri koymak da bu yemeğe yakışacaktır diye düşünüyorum.

      Hazırladığımız 4 ruloyu fırın tepsisine koyuyoruz. Fırına vermeden evvel, üzerlerine bir fırça yardımı ile zeytinyağı sürüyoruz.

      200 derece fırında tavuklar iyice pişip ve kızarana kadar pişiriyoruz.

      Bu sırada sosumuzu hazırlıyoruz.

      Domatesin kabuklarını soyup küp küp doğruyoruz. 1 yemek kaşığı zeytinyağ koyduğumuz bir tencerede kısık ateşte domatesleri soteliyoruz. Buna salça ilave edip sotelemeye devam ediyoruz. 1 diş sarımsağı ufak ufak doğrayıp ekliyoruz. Kıvamını koyu tutacak şekilde su katıp, tuz ve karabiberini arzumuza göre ayarlıyoruz. Cevizi de ekleyerek sosumuzu tamamlıyoruz.

      Fırından çıkan tavuklarımızı keskin bir bıçakla dilimleyip servis tabağımıza alıyoruz. Üzerine ya da yanına sosunu döküyoruz.

      Ben yanında bir de fırında kekik ve kırmızı biber ile pişirdiğim patates ikram ettim. Siz de pilav ya da patates gibi garnitürleri tercih edebilirsiniz.

      Afiyetle,

      2 Kasım 2009 Pazartesi

      2 FILM.. 2 KADIN..

      Bugün konumuz yemek değil. Sinema..Biliyorsunuz artık,evdeyken mutfakta vakit geçirmediğim zaman büyük bir olasılıkla film seyrediyorum.Haftada min 2-3 film seyreden biri olarak size son seyrettiğim filmlerden birini hararetle tavsiye etmeden geçemeyeceğim. Bu filmi tavsiye ederken biraz geçmişe de gidip, başka bir filme de atıfta bulunmak istiyorum. Bu iki filmin ortak noktası var. Her iki film de gerçek birer hayat hikayesinden alıntı. Her iki filmin de kahramanı kadın. Güçlü ve sofistike kadınlar. Fark yaratan, yarattıkları farkla kendilerinden söz ettiren kadınlar. Önce geçmişe gidelim.


      Sissi...



      Avusturya Macaristan Kraliçesi Elizabeth'in nam-ı diğer SİSSİ'nin hayatını konu alan film 3 seri olarak seyredilebilir. TRT'nin arşivlerinde bulunan bu görülmeye değer hayat hikayesinde güzelliği, sevecenliği ve farklı kişiliği ile bir kadının, koca bir krallığın akibetinde nasıl bir rol oynadığını görmek mümkün. O dönemi tüm büyüsü ile yaşayıp, Romy Schneider'in olağanüstü güzelliğini seyredebilirsiniz.





      COCO AVANT CHANEL ...Chanel'den Önce Coco..

      Moda'nın dev ismi Chanel'in nasıl Chanel olduğu muhteşem bir filmle anlatılmış.. Bir kadın olarak, o dönemin kadınının çabasını, azmini, sevgisini, tutkularını ve başarısını soluksuz izledim diyebilirim. Eğer Chanel markasını bir nebze tanıyorsanız, filmin içinde Chanel çizgisinin nasıl oluştuğunu çok net gözlemleyebiliyorsunuz. Filmin son sahnesi ise hala yazarken bile tüylerimi diken diken edecek nitelikte. Başarının resmedilişi.. Chanel'in Chanel oluşu...

      Bu iki kadını tanımak isterdim ...

      Bu arada Yemekbahane 3 yaşını doldurdu..Hepinize Yemekbahane'ye kattıklarınız için teşekkür ediyorum. Gönlümün, gözümün aynası Yemekbahane ile nice mutlu senelere :)

      Afiyetle,

      LinkWithin

      Related Posts with Thumbnails