29 Eylül 2008 Pazartesi

KIYMALI TEPSİ BÖREĞİ

Elde açılan böreğin hali bir başka oluyor..
Hele de açan kocanızsa :)



Yemekbahane'den SON DAKİKA görüntüsü...

Daha bu fotoğrafı çekeli 20 dakika bile olmadı, inanın... Sıcak sıcak yedik, sıcak sıcak tarifi veriyoruz:)

Tepsiyi tutan el, sevgili eşim Engin'in eli.. Zira bu börek %100 kendisinin ellerinden çıktı ve sahur soframızın başının tacı oluverdi..

Mübarek Ramazan ayının son sahuruna layık bir şeyler yapma arayışındayken Engin, ben börek açacağım diyince bunu pek yadırgamadım inanın. Çünkü bu onun ilk hevesi değil, zaman zaman börek açası geliyor adamcağızın, hoşgörmek lazım :)

Nasıl bir börek nasıl bir börek..

İnce ve çıtır çıtır bir börek..Tabii ki kıymalı..İşte tam hayali de buydu, kıymalı bir tepsi börek :)

Açtık Sofra dergisinin Eylül sayısını, arka fihristinden Hamur İşleri bölümünden bir börek hamuru seçiverdik kendimize.Beğendiğimiz bir hamuru hacimsel olarak ufaltarak bir hamur tarifi çıkarttık ortaya.İşte bizim böreğimizin tarifi :

Hamuru için:

  • 2 su bardağı un
  • 1 yemek kaşığı sulanmış yoğurt
  • 1 yumurta
  • 1 çay kaşığı tuz
  • 1/2 çay bardağı sıvıyağ
  • 1/2 çay bardağı su

Ara malzeme:

  • 200 gr kıyma
  • 1 adet orta boy soğan
  • 1 adet kabukları soyulmuş domates
  • 2-3 adet sivri biber
  • 1 avuç ince kıyılmış maydanoz
  • tuz, karabiber, kırmızı biber
  • 2 yemek kaşığı sıvıyağ

Üzerine sürmek için yumurta sarısı, aralara sürmek için sıvıyağ, varsa çörek otu (susam da olur)

2 su bardağı unu eliyoruz. Ortasını havuz gibi açıp yumurtayı kırıyoruz. Yoğurt, sıvıyağ, tuz ve suyu ilave edip yoğurmaya başlıyoruz. Yumuşak bir hamur elde edene kadar yoğuruyoruz. (Bu aşamada biraz daha un ilave etmeniz gerekirse ekleyebilirsiniz)

Hamurumuz toparlandığında üzerini bir bez ile kapatıp 20 dk kadar dinlendiriyoruz.

Bu arada iç harcını hazırlıyoruz.

Soğanları ince ince kıyıyoruz. Sıvıyağı bir tavaya alıp soğanları yağda hafifçe soteliyoruz. Soğanlar pembeleşince kıymayı ilave edip kavuruyoruz. Daha sonra ince doğranmış sivri biberleri ekliyoruz. Domates, maydanoz ve baharatını da ekleyip bir süre daha soteliyoruz. Ocağı söndürüyoruz.

Dinlendirdiğimiz hamurumuzu dört eşit bezeye ayırıyoruz.

26 cm çapındaki tepsimizi iyice yağlıyoruz (sıvıyağla)

Tezgaha un serpip bezeleri tepsi büyüklüğünde açıyoruz. Birinci yufkamızı açınca yağladığımız tepsiye alıyoruz, kenarları tepsinin dışında bırakıyoruz. Üzerine bir yumurta fırçası yardımıyla sıvıyağ sürüyoruz. İkinci yufkamızı üzerine yerleştiriyoruz ve hazırladığımız harcı ikinci yufkamızın üzerine eşit miktarda döküp iyice yayıyoruz. Üçüncü yufkamızı da harç koyduğumuz katın üzerine koyuyoruz ve yağlama işlemini tekrarlıyoruz. Son katı da koyup yanlarda kalan yufkaları da son aktın üzerine doğru topluyoruz.

Tüm katlarını tamamladığımız böreğimizin üzerine bolca yumurta sarısı sürüp, pizza dilimler gibi dilimliyoruz. Çörek otu ile süsleyip önceden 180 derecede ısıttığımız fırında yaklaşık 20-25 dk kadar pişiriyoruz.


Böylelikle son sahurumuzu da lezzeti bol bir börekle kapatmış olduk.

Buradan herkesin bayramını kutlamak istiyorum..

Herkese sevdikleri ile birlikte, tatlı şeker gibi bir bayram diliyorum !

Ağzınızın tadı eksik olmasın!

Afiyetle kalın,





24 Eylül 2008 Çarşamba

SIZMIŞ BİR FENERBAHÇE TARAFTARI PASTASI


Geçtiğimiz haftasonu yaptığım pastalardan biri.Elinde bira kutusu, üzerinde forması koltukta öylece oturduğu yerde uyuyakalmış bir adam betimlemesi :) Benim de şahsen tanıdığım biri olunca yaptığım pasta da hayal etmek daha kolaylaşıyor elbette. Süpriz pasta istendiğinde nasıl olacağı tamamen bana bırakıldı ve ben pastanın sahibi Uğur'u aynen böyle hayal ediverdim :) Neyse ki tam da Fenerbahçe gol attığında getirmişler pastasını maç seyrederken cumartesi akşamı , tam oturmuş yani konuya :)
Beni arayıp, "Aynı ben bu ! " dediğinde daha da mutlu oldum :)
Tekrar nice yıllara Uğur !
Fenerbahçe pastalarından başka örnekleri hatırlamak isteyenlere :

Özel !

Yemekbahane takipçileri ,

Bir önceki yazımda resmini koyup yayınladığım Boşnak Mantısı , arkadaşım tarafından yapılmadığı, dışarıdan bir bayana ücret karşılığı yaptırıldığı için malesef elimizde tarifi bulunmuyor. Tarifi bekleyenler için bunu belirtmeyi bir borç bildim :)

Afiyetle,

22 Eylül 2008 Pazartesi

İFTAR SOFRAMIZ VE PİYAZ


Cumartesi akşamı üniversiteden arkadaşlarım Ayşen ve Volkan'ın evlerinde iftara davetliydik. Sevgi ve içtenlikle hazırlanmış müthiş bir sofrada eski-yeni ne varsa konuştuğumuz, kahkahası bol, samimiyetin balının damladığı nadide bir iftar yemeği yedik diyebilirim.

Menü masadan da anlaşılacağı üzere hayli kalabalıktı. Boşnak mutfağından çeşitlemelerin de yer aldığı iftar sofrasının baş tacının fotoğrafını belgelemememek olmazdı tabii..

Tataaammm !

Boşnak mantısı .. Tanım : Bir yiyen bir de yemeyen pişman ..Sanırım yeterlidir :)

Menümüz:

  • Tutmaç Çorbası
  • Köfte-patates kızartma
  • Boşnak Mantısı
  • Zeytinyağlı Semizotu
  • Piyaz
  • Amerikan Salası
  • Patlıcan Salatası
  • Közlenmiş Biber
  • Adını şu anda hatırlamadığım (Biber-peynir-kaymak içerikli yöresel bir turşu)
  • Kırmızı biber ezmesi
  • İftariyelik

Sofra kurulurken ben de bir köşede menüde bulunan piyazı hazırladım.

Arşivimizde bulunsun diye buyrun tarifi :

PİYAZ

Malzemeler:
  • 2 su bardağı haşlanmış kuru fasulye (Konserve de kullanabilirsiniz)
  • 1 adet iri boy soğan
  • 2 adet domates
  • 3-4 yaprak göbek salata (ince kıyılmış)
  • Limon (arzu eden sirke de koyabilir) & zeytinyağ & tuz
  • Süslemek için zeytin (haşlanmış yumurta da olabilir)

Soğanları ay şeklinde , ince ince piyazlık doğruyoruz. Tuz ile ovarak acısını çıkartıp, yıkıyoruz. Domatesleri minik minik doğruyoruz. Haşladığımız kurufasulyeleri, soğan, domates ve ince kıyılmış göbek salatayı derin bir kaseye alıp, limon-tuz ve zeytinyağı ilave ediyoruz.Karıştırıp, servis yapacağımız tabağımıza alıyoruz. Zeytin ile süsleyip servis ediyoruz.

Artık Ramazan ayının son haftasına giriyoruz. Allah kısmet ederse haftaya bugün son orucumuzu tutacağız. Ne yalan söyleyeyim bayramı iple çekiyorum. Özellikle de ilk kahvaltıyı :)

Afiyetle,

18 Eylül 2008 Perşembe

OKLAVA TATLISI



Daha şerbetini çekmekteyken, sıcak sıcak fotoğrafladığım bu bir tepsi tatlı, bendenizin ilk resmi "Türk Hamur Tatlısı" denemesidir. Denemenin sonucu nasıl oldu diye soranlara cevabım şu:

"Gidecek yol var.Ancak durum kesinlikle ümitsiz bir halde değil.Özellikle gözlem ortamları sağlanarak - ki bu, bu konuda usta olan yengemizin yanında bir oryantasyon organize etmek anlamına geliyor - kişisel gelişime katkıda bulunulabilir.Tatlımız tadı itibari ile kusursuz ancak görüntüdeki kalın duruş yazının başında belirtilen ilk tecrübenin vermiş olduğu bir duruştan ibarettir."

Tatlının tadına bakıldıktan sonra çıkartılan dersler:

  • Bezeler daha ufak tutulacak - Ceviz büyüklüğünde diyebiliriz.
  • Hamur yırtılma eğilimi gösterene kadar açılacak
  • Mümkünse oklavadan da ince bir materyal ile büzme işlemi yapılsa görsel anlamda daha iyi sonuç verebilir (yengem bunun için bir pantalon askısı kırmış) :)
  • Tatlı soğuk, şerbet ılık olarak şerbetleme işlemine tabi tutulacak (yengemizin naçizane önerisi)

Efendim, el elden üstündür.. Buyrun tarifi..

Ama bendeniz yılmadım.Denemelerime aynen devam ediyor , bu mecradan sizleri bilgilendiriyor olacağım.

Malzemeler: (35 cm çapında yuvarlak bir tepsi için)

Hamur:

  • 1 yumurta
  • 1/2 su bardağı sıvıyağ
  • 1/2 su bardağı süt
  • 1/4 çay bardağı su
  • 1 tatlı kaşığı sirke
  • 1/2 çay kaşığı tuz
  • 1/2 paket kabartma tozu
  • aldığı kadar un (burada net bardak ölçüsü veremedim, değişken olabilir)

Şerbet:

  • 3 su bardağı bardağı su
  • 2,5 su bardağı toz şeker
  • 2-3 damla limon

İç malzeme:

  • 500 gr ince çekilmiş ceviziçi

Diğer:

  • Tepsiyi yağlamak için sıvıyağ
  • Hamurları açmak için bolca mısır nişastası
  • Tatlının üzerine dökmek için 250 gr tereyağ (ben teremyağ kullandım)

Tüm hamur malzemelerini ele yapışmayan yumuşak bir hamur elde edinceye kadar yoğuralım ve üzerine nemli bir bez örterek yaklaşık 30-40 dk kadar dinlendirelim.

Tepsimizi sıvıyağ ile iyice yağlayalım.

Dinlendirdiğimiz hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar alıp bol nişasta ile tatlı tabağı boyunda iyice incelene kadar açalım. Açtığımız hamurun üzerine bolca ceviz serpelim. Oklava (ya da bulabileceğiniz daha ince bir edavatla) ile saralım ve oklavanın üzerinde elimizle sağdan ve soldan büzerek hamuru ortada toplayalım. Hamuru oklavadan sıyıralım. Parça çok büyükse ortadan ikiye kesip, değilse aynen çıkarttığımız şekilde tepsiye dizelim. Tüm tepsi tamamlanana kadar bu işlemi devam ettirelim.

Tereyağını bir tavada eritelim. Tatlımızın üzerine erittiğimiz yağı bolca dökelim.

Önceden 180 derecede ısıttığımız fırında üzeri kızarana kadar tatlımızı pişirelim.Piştikten sonra soğumaya bırakalım. (Tatlımızı, hava almayan bir şekilde sararsak, şerbet dökmeden yaklaşık 10 gün kadar bekleyebilir)

Şeker, su ve limonu bir tencereye alarak şerbetimizi hazırlayalım. İyice kaynayana kadar pişirelim. Ilınmaya bırakalım.

Şerbet ılınıp , tatlı soğuyunca şerbetimizi tatlımızın üzerine dökelim ve çekmesini bekliyelim.

Herkese iyi iftarlar, bereketli Ramazan sofraları diliyorum.

Afiyetle,

15 Eylül 2008 Pazartesi

WEDDING SHOWER PASTASI VE KURABİYELERİ

Düğün öncesi gelin hanıma süpriz parti - WEDDING SHOWER

İşte Wedding Shower budur.Düğününe kısa bir zaman kalmış gelin hanımın arkadaşları ve yakınları toplanır, gelin hanıma hediyeler alınır ve kız kıza parti yapılır. Amerika'da yaygın olan bu geleneği görümcesi Natali için uygulayacak olan Sevgili Nil benden bugün için özel bir pasta ve kurabiyeler yapmamı istedi.

Pastanın üzerine bir gelin figürü hazırladım. Gelinliğini yaparken gerçekten çok eğlendim. Kendisine diktiğim :) gelinlikten de son derece memnun kaldım, ne yalan söyleyeyim. :)



Kurabiyelerde ise yine gelinlik konseptinden yola çıkarak kalp kurabiye kalıpları ile hazırladığım straplez gelinlik modelini uyguladım.

Gelin hanıma buradan mutluluklar diliyorum.

Afiyetle,

10 Eylül 2008 Çarşamba

DOĞUMGÜNÜ KIZIYIM :)

Canım annem ...

Hayatına beni soktuğun için.Beni hep koruduğun ve bu yaşıma sınır tanımayan sevgini vererek getirdiğin için.O'nun yokluğunu bana hiçbir zaman hissettirmediğin için.

İyi ki doğdum değil ... İyi ki doğurdun :)

Afiyetle,

8 Eylül 2008 Pazartesi

UN KURABİYESİ

BİR CAN ÇEKİŞME DURUMU



Resmen dün gözümün önünde uçuştu kurabiyeler.Tıpkı çizgi filmlerde olur ya öyle.Hani bir karakter kafasını çarpar, gözünde böyle yıldız yıldız şeyler uçuşur :) Haaaahhh aynen öyle oldum :)

Kalk Müge Kalk ! Bir kurabiye yoğur, yoksa bir yerlerin şişecek :)
Hayalimde, kocaman bir bardak demini almış mis gibi kokan çay..Bir kurabiye atıp ağzıma üzerine sıcacık çaydan bir yudum alıyorum.Kurabiye kendini kaybediyor, ben kendimi kaybediyorum:) Allahım sen kimseyi açlıkla terbiye etme..Bu Ramazan beni ne hale sokuyor böyle ;)

Annemin çok eski bir defteri vardır.(Laf aramızda yürütmüşüm evlenirken):) Onun içinde dedim kendi kendime aradığım.Çocukken pek yapardı.
Hahh burada...
UN KURABİYESİ
Malzemeler: (25 adet ceviz büyüklüğünde kurabiye çıkıyor)

  • 125 gr oda ısısında beklemiş margarin
  • 4 yemek kaşığı pudra şekeri
  • 1 paket vanilya
  • 2 - 2,5 su bardağı un (önce 2 bardak koyun, kaldırırsa ekleyin)
  • damla çikolata (arzuya göre, fındık, fıstık vs de konabilir)
  • üzeri için pudra şekeri

Fırınımızı 140 derecede ısıtıyoruz.

Margarin, pudra şekeri, vanilya ve unu bir kapta ele yapışmayan bir hamur elde edinceye kadar yoğuruyoruz. Eğer hamurumuz halen yapışırsa un ekleyebiliriz.

Fırın tepsisine yağlı kağıt serip hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar alıp yuvarlıyoruz ve tepsiye diziyoruz.

Fırının orta kademesinde yaklaşık 10-15 dk kadar (pembeleşmeden almalıyız) pişiriyoruz.

Sıcakken ortalarına damla çikolataları sabitliyoruz.

Hafif soğuduktan sonra bir tel süzgeç yardımı ile üzerlerine pudra şekeri serpiyoruz.

Dün akşam iftara davetliydik. Kurabiyeleri şık bir şekilde götürmek istedim. O nedenle evdeki kutularımdan birine yerleştirdim.

Güya hediye götürdüm ama çoğunu sanırım ben yedim :) Tabii çay ile onları buluşturmak çok daha keyifliydi.

Afiyetle ,

5 Eylül 2008 Cuma

DEREOTLU BULGUR PİLAVI



Bugün öğle arasında Fly Inn'e gittik. Oruçluyuz ya en azından vakit geçirelim dedik. D&R'a girip kendime eziyet etmek için Lezzet ve Sofra dergilerinin son sayılarını aldım.Tabii tıpkı bizim bloglarımızda da olduğu gibi dergilerin de ana konuları "Ramazan Sofraları"... Deminden beri o çorba senin, bu pilav benim .. bak babam bak :) Bugün sanırım bana akşam olmaz :) Bir sürü sayfayı işaretledim bile :)
Dergilere bakarken ben de girip sayfamı güncelleyeyim bari diye geçirdim içimden.Yaz bitti, herkes döndü. Artık daha sık güncellemek lazım değil mi :)
"Ne var elimizde?" diyerek fotoğraf makinamın hafıza kartını laptopa taktım..Arşiv geniş, yazılmamış bir sürü fotoğrafı öyle çekilmiş unutulmuş şey var. Baktım bir gün fotoğrafını çektiğim bir bulgur pilavı var :) "Haahh demek bugünler için çekmişim" dedim ve koymaya karar verdim. Tarif tariftir, değil mi ama ?
Malzemeler:
  • 1 adet orta boy kuru soğan (rendelenmiş ya da yemeklik küçük doğranmış)
  • 1/2 çay bardağı sıvıyağ
  • 2 adet kabukları soyulmuş ve küp doğranmış domates
  • 3-4 adet ince kıyılmış yeşil biber
  • 1 çay bardağı ince kıyılmış dereotu
  • 2 su bardağı pilavlık bulgur
  • 1 yemek kaşığı salça
  • tuz, karabiber, kırmızı biber
  • 2 adet tavuk suyu bulyon (gerçek tavuk suyu varsa o da kullanılabilir)
  • 3 su bardağı sıcak su
Teflon tenceremize sıvıyağ ve soğanı koyup kısık ateşte soğanı soteliyoruz. Soğanlar yumuşamaya başlayınca biberleri de ilave edip karıştırarak pişirmeye devam ediyoruz. Soğan ve biberler iyice ölünce domatesleri ve salçayı ilave ediyoruz. Kaynamaya başlayınca bulguru, suyu, baharatları ve bulyonu atıp karıştırıp tencerenin kapağını kapatıyoruz.Bulgur kendini çekinceye kadar kapağını açmadan pişiriyoruz. Pilav kendini çekince ocağı kapatıyoruz. Kıyılmış dereotlarını ekleyip hafifçe karıştırıyoruz. Tencerenin üzerine bir havlu kağıt örtüp kapağı üzerinden kapatıyoruz ve bu şekilde yaklaşık 15-20 dakika kadar demlenmeye bırakıyoruz.
İşte böyle...
Bu arada aklıma öneri projemiz geldi :) Hanidir bir şey önermediğim bir de tabii :)
Aşağıdaki filmi , romantik film seven kitleye tavsiye edebilirim.. Güzel bir aşk filmi.. DVD olarak bulabilirsiniz sanırım..
Pastalar konusundaki betimlemeleri ise senaryoda dikkatimi çeken öğelerden :)
Herkese güzel bir haftasonu diliyorum !
Afiyetle kalın,

3 Eylül 2008 Çarşamba

KEREVİZLİ MERCİMEK ÇORBASI

Kerevizli Mercimek Çorbası
Şimdi başlığı okuyan büyük bir çoğunluk belki de "ıyhhh kereviz mi?" diyecek ya da bu kadar zaman tarif yazmadın başlaya başlaya bunu mu buldun diye içinden geçirecek olabilir :)
Kereviz neden sevilmez pek anlayabildiğim bir şey değil. Bence kokusu da tadı da harika.Hem önyargılı olmayın çünkü ben bunu bir deney ile kanıtlamış bulunmaktayım.Hem de Engin'in üzerinde.Sizlerin de artık çok yakinen bildiğiniz "Dünya Yemek Seçme Şampiyonu" Engin Bey, bu çorbayı bir güzel içti ve yüzde yüz onay verdi :) Ama itiraf ediyorum içinde ne olduğunu baştan söylemedim :)
Malum Ramazan ayındayız. Başlamadan önce düşünmüştüm , yazı henüz bitirmedik, çorba içilir mi acaba diye.. Maşallah 3 günde iki çorba bitirdik bile :) Demek ki insanın canı sıcak da olsa bir çorba çekiyormuş.
Çorbamıza gelince,
Malzemeler:
  • 1 su bardağı kırmızı mercimek
  • 2 adet ufak boy kereviz
  • 1 adet orta boy patates
  • 1 adet orta boy kuru soğan
  • kırmızı biber, kimyon, karabiber, tuz
  • 1 yemek kaşığı tereyağ ya da sıvıyağ (arzuya göre)
  • 1 tepeleme yemek kaşığı salça
  • su
  • 2 adet tavuksuyu bulyon(**arzuya bağlı, gerçek tavuksuyu da kullanılabilir)

Mercimekleri bol su ile yıkayıp bir tencereye koyuyoruz. Kereviz, patates ve soğanı soyup gelişigüzel bir şekilde 3-4 parçaya ayırıp mercimeklerin olduğu tencereye ilave ediyoruz. 6-7 su bardağı kadar su ve bir çay kaşığı tuz ekleyip, tüm malzemeyi kaynatarak pişiriyoruz. Sebzeler iyice piştikten sonra el blendırı ile hepsini iyice eziyoruz. (El blendırı yoksa kevgirden de geçirilebilir)

Bir tavada tereyağını eritip salçayı ilave ediyoruz. Baharatlardan arzu ettiğimiz kadar ekleyip az miktar su ile karışımı sulandırıyoruz. Bir taşım kaynadıktan sonra diğer tarafta ezdiğimiz sebze ve mercimeklerin üzerine döküyoruz ve karıştırıyoruz.Bu aşamada su ilave edilmesi gerekiyorsa bir miktar daha su ekliyoruz.Bulyonları katıp kısık ateşte 10-15 dakika kadar çorbamızı kaynatıyoruz.

Afiyetle,

2 Eylül 2008 Salı

DÖNÜŞÜM


Yaz bitti, izinler bitti, tatiller bitti...

Bir baktım blogların hepsinde yeni yeni yazılar..Herkes göçmen kuşlar gibi gittiği yerlerden dönüvermiş.

Yeni yayın dönemi gibi :) Başlıyor yeniden herşey.. :)
Bu sezon neler var kimbilir? Ne güzelliklere sahne olacak bloglar alemimiz göreceğiz...
Madem öyle haydi başlayalım , aynen kaldığımız yerden yola devam ...
Mübarek Ramazan ile başlayalım söze. Buradan herkese güzel, bereketli, sağlık dolu sofralar diliyorum.
Geçen hafta bildiğiniz üzere yoktum.Yaz tatilimin son dilimini, en tatlısını en sona bırakmıştım.En sevdiğim yerde geçirmek üzere tuttum canım annemim elinden, Selanik'te aldık soluğu.
O'nunla beş dolu gün geçirdik.
Annemin Selanik'e ilk gidişi olduğu için ören yerlerinde bilmem kaçıncı turumu da attım iyi oldu :)
Karşı kıyıdan selam ettik Türkiye'ye.. Yemeğiyle, aileleriyle, kullandıkları komik kelimeleri ile zaten hiç ayrılmamış olan iki milletin ortaklığına annem bile şaşırdı kaldı..
Dönerken yolda bir melek görmek üzere İstanbul'a varmadan indik otobüsten.. Bu melek bizim ailemize daha yeni geldi; ismi Doruk .. Bu ara moda ya.. Bu geçen aydan sonra hayatımıza giren ikinci Doruğumuz !
"Atatürk'e benziyor , kesin büyük adam olacak" dedim görür görmez..Onun gibi kaşı gözü, vakur duruşu var ! Bir de tek lokmada yemelik ayakları :)
Bahtın güzel olsun, küçük yeğenim! Sayende kuzenden de olsa teyze olduk :) Yoksa benden yengenin dışında bir şey olacağı yok malum :)
Yemekbahane'de bu sezon...
Alışık olduğunuz herşey, yeni denemeler ve beraber öğreneceklerimiz ...
Bizden ayrılmayın
Afiyetle,





22 Ağustos 2008 Cuma

30 KİŞİLİK DÜĞÜN PASTASI



Hala hastayım malesef :( Bir türlü iyileşemedim :(
İlaç üzerine ilaç alıyorum. Bir de üstüne üstlük kulak zarım delinmiş. Nerede enteresan bir durum var zaten beni bulur.Konuştuğum her şey kafamda yankılanıyor.
Allah sağlığımızdan etmesin gerçekten bunu bir kez daha anladım.

Bu arada geçmiş olsun mesajlarınız için sizlere çok teşekkür ediyorum. Umuyorum bir sonraki yazımda artık geçmiş gitmiş olur.



Hastalanmadan önce verdiğim bir söz vardı. Çok sevdiğimiz bir akrabamız sade bir nikah töreni ile evlenip sonrasında ufak bir düğün yemeği verecekti.Kız kardeşi bu mütevazi kutlamanın pastasını yapıp yapamayacağımı sorduğunda memnuniyetle kabul ettim.Ama sonrasında rahatsızlanınca pasta yapmak ilk kez o kadar çok büyüdü ki gözümde anlatamam. Gerçekten herşeyin başı sağlık! Her ne kadar "Hastasın, yapma ,başka bir şeyler ayarlarız" deseler de verdiğim sözü tutmam lazımdı.
Anneciğim, baş yardımcım sağolsun... Pandispanyaları pişirdi, ganajı hazırladı.Yani bana bir tek pastayı inşa etmek kaldı.
Çok gücüm olmadığı için süslemede yapma çiçekler kullandım. Açıkçası nasıl gözükeceğine dair endişelerim vardı ama sanırım sonuç fena olmadı.
Safişçiğime buradan tekrar tekrar mutluluklar diliyorum ...

Bu arada bugün itibari ile yine izne ayrılıyorum ... Yaz sezonunun son izni! Keşke sağlığım daha iyi olsaydı ancak gücümü belki daha çabuk toplarım böylelikle.

Bu iznimde en sevdiğim yere gidiyorum :) Detaylar dönünce !

Telesekreter devrede:

Yemekbahane eşrafı tatildedir. Bizden ayrılmadığınız için teşekkürler.

Afiyetle,

14 Ağustos 2008 Perşembe

MAKYAJ ÇANTASI PASTASI

Çok hastayım :(


Ağustos ayının ortasında nasıl bir üşütme anlatılacak gibi değil ! Zaten benim yaz hastalıklarım meşhurdur.Bu klimalardan oluyor hep :( Bir üşüyorum bir terliyorum .. Ve sonuç...

Yaz ortasında üşütme ...

Mayıs ayında Aylin'le yaptığımız bir pasta..

Özellikle makyaj malzemelerini yaparken çok eğlenmiştim...

Sağlıklı günlerde buşuşmak üzere..
Afiyetle,


7 Ağustos 2008 Perşembe

FRANBUVAZLI & PARÇA ÇİKOLATALI PASTA



Geçen yazımda kitap önerisi yapınca Sevgili Funda'nın çok hoş bir yorumu oldu yazdığım yazıya.

Her tarifle bir kitap önerisinde bulunmamızı tavsiye etti. Bu öneri çok hoşuma gitti. Her tarifte bir kitap önermemiz belki çok mümkün olmaz ama elimizden geldiğince yazılarımızda beğendiğimiz bir kitabı, filmi, oyunu vs.. anlatırsak hem bloglarımız bir anlam daha kazanır hem de benim gibi "ne okusam, seyretsem?" ya da "severek okur muyum, seyreder miyim?" acaba sorularınız sıkça oluyorsa buna çare olabiliriz :)

Ben bugün sizlere bir filmden bahsedebilirim mesela !



Mamma Mia, aslında çok eski ve meşhur bir Broadway müzikali. Ünlü grup Abba'nın birbirinden harika müzikleri ile insanı mest eden bir şov. Hatta bu Ekim ayında İstanbul'a gelecek.

Bu harika müzikalin iki hafta önce filmi de vizyona girdi. Bu sıcaklarda sinemaya mı gidilir demeyin, sakın bu filmi kaçırmayın. İnanın bana çok mutlu ayrılacaksınız sinemadan. Tüm film boyunca -mutlaka duyduğunuz ve belki de sözlerini bildiğiniz- Abba'nın biri bitip biri başlayan şarkılarını mırıldanacaksınız. Hatta belki de bütün salon kendini tutamayıp şarkılara eşlik dahi edecek :) [Bizim salonda öyle oldu] Annem ve kuzenimle gittiğimiz salondan yine seyredelim, ben yine gelirim diyerek çıktık. Hemen Abba'nın tüm müziklerini internetten indiren kuzenim bir jenerasyona dahil olmanın mutluluğunu yaşıyor hala :) "Eskiden ne güzel şeyler yapılıyormuş" diyip duruyor...

Hala bilet almadınız mı ??? Kaçırmayın derim ;)

İşte bir öneri daha yaptım, bakalım sırada ne olacak :) Sizlerin de önerilerinizi bekliyorum tabii ki...

Bugün yazacağım, fotoğraf makinamın en eski tarihli karelerinden birinde sıkışıp kalmış, unuttuğum bir pasta olacak. Aslında tarifinde çok değişik bir şey yok. Şeker hamursuz, misafirlerine ikram edilmek üzere bir pasta yapmak isteyen olursa değerlendirebilir diye düşünerek koymaya karar verdim.

Malzemeler:

Pandispanyası için : (20 cm çember ya da kek kalıbı)

  • 6 yumurta
  • 170 gr toz şeker
  • 110 gr un
  • 1/2 çay bardağı portakal suyu
  • 50 gr kakao

Yumurta sarısı ve beyazlarını ayırıp, yumurta aklarını şekerin yarısı ile kar gibi oluncaya ve bıçakla kesilebilecek kıvama gelinceye kadar çırpıyoruz.

Şekerin geri kalanı ile yumurta sarılarını krema gibi oluncaya kadar çırpıp, portakal suyunu ilave edip kaşıkla karıştırıyoruz.

Kakao ve unu elekten geçirip, tüm malzemeleri biraraya getirip yumurta aklarını söndürmeden tahta bir kaşık ile hafifçe karıştırıyoruz.

Önceden ısıtılmış 180 derece fırında pandispanyamızı yaklaşık 25-30 dk kadar pişiriyoruz.

Pişen pandispanyayı kalıbından çıkartmadan soğumaya bırakıyoruz ve mümkün ise bir gece bu şekilde bekletiyoruz.

Arası ve üzeri için ganaj:

  • 400 ml sıvı krema
  • 500 gr bitter + sütlü çikolata
  • 1 kaşık tereyağ

Kremayı çok kısık ateşte hafifçe ısıtıyoruz. İnce ince kıydığımız çikolataları hafifçe kaynattığımız kremaya ilave edip, ocağı kapatıyoruz. İyice karıştırıp çikolataları eritiyoruz. Bir kaşık tereyağını da ekliyor, karıştırmaya devam ediyoruz. Buzdolabına koymadan kremanın koyulaşması için minimum 3-4 saat bekletiyoruz.

Yukarıdaki pandispanya ve ganaj tariflerini geceden yaparsanız ertesi gün pastanızı rahatlıkla hazırlayabilirsiniz.

Arasına :
  • Islatmak için şurup ya da reçel
  • Franbuvaz
  • Parça çikolata (ufak doğranmış çikolata parçaları ya da damla çikolata da kullanılabilir)
Pandispanyamızı eşit şekilde 3 kata ayırıyoruz. (En üst katı sert kabuğunu almak için bir parça tıraşlamanız daha düzgün bir yüzeyinin olmasını sağlayacaktır. En düzgün katı en üst katta kullanmanız gerekir)
Evinizde varsa çilek ya da franbuaz şurubu ile yoksa reçeli biraz sulandırarak bir fırça yardımı ile katları ıslatıyoruz. Birinci katı ıslattıktan sonra ganaj sürüyoruz ve franbuaz ile parça çikolata döküyoruz. Biraz daha ganaj sürerek ikinci katı üzerine oturtuyoruz. Aynı işlemleri tekrarladıktan sonra son katı oturtup tüm pastayı ince şekilde ganajla sıvıyoruz. Bu işlemden sonra pastamızı bir müddet buzdolabında bekletiyoruz. Daha sonra çıkartıp güzelce ganajla sıvama işlemini tamamlıyoruz.

Pastanızın üzerini arzu ettiğiniz şekilde süsleyebilirsiniz. Ben granül (bilye şeklinde) çikolata ile üzerini kapladım ve şeker hamurundan yaptığım güller ile dekore ettim.

Afiyetle,

4 Ağustos 2008 Pazartesi

NANELİ LİMONATA



Tatilde çektiğim bir fotoğrafla merhaba demek istedim sizlere tekrar. Bir hafta işte yine geldi ve geçti. Allahtan uzun zamandır çalışıyorum da daha önümde başka izinler var.. O nedenle kendimi motive edebiliyorum. Şimdiden gün saymaya başladım bile :) Yalana gerek yok :)

Tatilde çok eğlenceli bir kitap okudum. Önce ondan bahsedeyim sizlere. Fazla yorulmadan , eğlenerek bir şeyler okumak isterseniz müthiş bir tatil kitabı öneriyorum sizlere...

İsmi bile komik :) "Alışverişkolik ve Bebeği"



Alışveriş tutkunu , ya da "hastası" genç bir bayanın hamileliği sırasında başından geçenleri anlatan, zaman zaman kendimi kaybedip kahkaha attığım bir kitap oldu bu :)

Bol bol okumanın yanısıra arada sırada mutfağa da girdim :) Ama anneciğimin ellerinden yemek yemek müthiş bir lükstü , itiraf ediyorum :)

Annem ve teyzemin tarifleri ile naneli limonata yaptım bir gün .. Müthiş oldu diyebilirim..

Denemek isteyenler için tarifi geliyorrr:)




Malzemeler : (Yaklaşık 1,5 litre limonata elde ediliyor)

  • 5 limon
  • 10 çorba kaşığı toz şeker (her limon için 2 kaşık)
  • 1 kase ince kıyılmış taze nane
  • 1 - 1,5 litre soğuk su

Öncelikle limonların kabuklarını renceliyoruz ve sularını sıkıyoruz. Kapaklı bir kapta limon kabuklarını, limon suyunu, toz şekeri ve naneyi iyice karıştırıp buzdolabında 4-5 saat dinlendiriyoruz. (Geceden yapılırsa daha pratik olacaktır)

Daha sonra bir tülbent yardımı ile bu karşımı yavaş yavaş sulandırarak süzüyoruz. Süzme işlemi bitince tadına bakarak (arzu edilen şeker oranına göre) su ilavesi yapıyoruz.

Limon ve nane ile dekore ederek ikram ediyoruz.

Afiyetle,

25 Temmuz 2008 Cuma

MUCİZEYE ŞAHADET



Çocuktuk en son baktığımda arkama. Okula gitmek, ders çalışmak dışında bir sorumluluğumuz yoktu. Sonra yine birden dönüverdim yüzümü boy atmışız, hayallerimiz değişmiş..Artık daha kocaman cümleler kuruyoruz aramızda.Gözümü kırptım ve birden beyazlar giyiverdin.Elinde çiçeğin en mutlu günündü galiba.Uyudum uyandım yanımdaydın, kahvaltı ediyorduk beraber, beyaz giyme sırası bendeydi sanırım.Soluma döndüm ki yine hızla geçiverdi zaman ta ki dün saat 10:10 olana kadar. O geçen 20 yıldan uzun geldi siz içerideyken yaşadığım 40 dk. Hep düşündüm. Bu kadar mı deli akıyor yaşam denilen su? Ne zaman büyüdük?
Dün anne olduğunda anladım .. Büyümüşüz meğer.. Artık 11 yaşında değiliz. Ama yine aynı biz.
Sen aynı marur, kuvvetli , gülümseyen kız ...

Yuvana, ailene, hayata hoşgeldin mucize bebek..

Bana ne diyeceğin nasıl hitap edeceğin hiç mühim değil.. Sadece benim için ne anlam ifade ettiğini bil yeter..

Not: Bu bir telesekreter mesajıdır. Yemekbahane eşrafı 1 hafta buralarda olmayacak :) Kendinize iyi bakın & bizden ayrılmayın !!

Afiyetle,

21 Temmuz 2008 Pazartesi

PATLICAN SALATASI





Nerede kalmıştık ? Patlıcanda mı ? O zaman kaldığımız yerden son sürat devam :)
Cumartesi günü soluğu semtimizde kurulan pazarda aldım. Her yer mis gibi taze sebze ve meyve kokuyordu. Bu ara favorim olan patlıcanlardan gözümü yine alamadım. Bu sefer bostan patlıcanları takıldı gözüme.. Ne yapsam? Ne yapsam? :)
Patlıcan Salatası !!!
Hem bu salata ile Sevgili Neslihan'ın düzenlediği "Yazlık Lezzetler" etkinliğine de katılabilirim !
Yaşasın !!!
Malzemeler:
  • 5 adet bostan patlıcan (ufak seçtiğim için 5 adet kullandım)
  • 4 adet orta boy domates
  • 15-20 adet tatlı sivri biber
  • 4-5 diş sarımsak
  • 1 adet orta boy soğan
  • ince kıyılmış maydanoz
  • ince kıyılmış taze nane (kullanılmasa da olur)
  • tuz
  • 1/2 limon suyu
  • zeytinyağ
Patlıcan, biber ve domatesleri bir fırın tepsisine koyup, fırını ızgara modunda çalıştırıyoruz. Sık sık kontrol edip sebzeleri közlüyoruz.
Közlenen sebzeleri alıp soğumaya bırakıyoruz.
Patlıcanların ve domateslerin kabuklarını soyuyoruz.
Patlıcanları, limon suyu ve zeytinyağı ile iyice eziyoruz. Domates ve biberleri doğrayıp patlıcanlara ilave ediyoruz.
Ufak ufak doğranmış soğan ve sarımsakları, ince kıyılmış maydanoz ve taze naneyi diğer malzemelere ilave ediyoruz. Tuzunu ekleyip bir miktar daha zeytinyağı koyuyoruz ve salatamızı karıştırıyoruz. Servis edeceğimiz tabağa alıyoruz.
Afiyetle,

17 Temmuz 2008 Perşembe

MUSAKKA


Patlıcanın Faydaları:

Yazın patlıcan benim için bir göz bebeği niteliğinde.Şöyle çekirdeksiz, kütür kütür taptaze patlıcanı bulursam hiç kaçırmam hemen alıveririm. Engin'in de ender sevdiği şeylerden biri olunca biliyorsunuz artık bıkana kadar yaparım :)

Patlıcanın pek çok faydası olduğunu biliyoruz. Kalorisi düşük olan bu sebzenin tek kusuru - bence tabii - kızartmadan ya da közlemeden pek bir şeye benzemediği :) Yani direk su ilave edip pişirince benim damak tadıma pek uymuyor :) İşte kilo almamın sebebi de bu ya ... Damak tadımın , pantalon bedenimin sürekli önüne geçmesi :)

İnternette yaptığım küçük bir araştırmaya göre patlıcan,
"Kansızlığı giderir. Karaciğer ve Pankreasın muntazam çalışmasını sağlar. İdrar söktürür. Kilo vermeye yardımcı olur. Böbrek yanması ve ağrısını keser. Sinirleri yatıştırır. Kalp çarpıntısını giderir.Cilt hastalıkları, şeker, mide bağırsak ve karaciğer hastalıkları aşırı derecede olanlar patlıcan yememelidir."

Yani musakka tarifi vermeden önce faydasında sanırım hemfikir olduk :)

Şimdi ben musakkayı usulünce kızartarak yaptım..Ama siz, çiğden yapıp mevzuyu sağlıklı yemek konseptine de dönüştürebilirsiniz elbette :)

Malzemeler : (6 kişilik)

  • 5 adet orta boy patlıcan
  • 250 gr yağsız dana kıyma
  • 1 büyük boy soğan
  • 4 adet domates (rendelenmiş)
  • 1 yemek kaşığı salça
  • 3-4 diş sarımsak
  • tuz, karabiber, kırmızı biber
  • üzeri için domates (ben evde bulunan kiraz domatesleri kullandım) ve sivri biber
  • 1/2 çay bardağı sıcak su
  • kızartmak için sıvıyağ

Patlıcanları alacalı olarak soyuyoruz ve halka halka dilimliyoruz. Tuzlu su dolu kapta patlıcanların karasını almak için bir müddet bekletiyoruz. Havlu ile iyice kurulayıp , kızgın yağda renkleri dönene kadar kızartıyoruz.

Tüm dilim patlıcanları kızarttıktan sonra derince bir tencerenin tabanına patlıcanlarımızı diziyoruz.

Soğanı piyazlık doğruyoruz ve 1 yemek kaşığı sıvıyağ koyduğumuz bir başka küçük tencerede, kısık ateşte iyice öldürüyoruz.

Pişen soğanları patlıcanların üzerine gelecek şekilde koyuyoruz.

Soğanları aldığımız tencerede kıymamızı kavuruyoruz. Salça , tuz, karabiber ve kırmızı biberi ekleyip pişirmeye devam ediyoruz. Son olarak rendelenmiş domatesleri de ekleyip bir müddet kapağını kapatarak suyunu çektiriyoruz. Kıymalı harcımız da hazır olunca patlıcan ve soğanların üzerine eşit miktarda döküyoruz.

Sarımsak, domates ve biberlerle üzerini bolca süsleyip sıcak suyu ilave ediyoruz. Çok kısık ateşte 20-25 dk kadar pişiriyoruz.

Bunun yanına benden tavsiye :

  • Pirinç pilavı
  • Cacık

Afiyetle,

14 Temmuz 2008 Pazartesi

PONY PASTA - 2 & GÖRECELİ BİR KAVRAM : MUTLULUK

Mutluluk Tarifleri

Bugün gelen ve çok hoşuma giderek okuduğum bir emailden yola çıkarak yazmak istedim yazımı. Emailin konu alanında aynen böyle yazıyordu: "Mutluluk Tarifleri"
Nedir mutluluk ? Bakın gelen emailde bir kaç örnek vermiş :
  • Belki on yere CV' nizi bıraktınız. Ama tık yok. Tam bu topraklara sitem etmekteyken bir telefon! MUTLULUK çalan telefonun sesinde ...
  • Hava buz gibi. Donarak geliyorsunuz eve. Ocağın üstünde çaydanlık! MUTLULUK içinizi ısıtan evinizde ...
  • 'Oğlum doktor' diyorsunuz. MUTLULUK duyduğunuz gurur..
  • Onu ilk kez görüyorsunuz. Camın arkasında, minicik, pembe, uyuyor. MUTLULUK dünyanıza yeni katılan üyenin ta kendisi..
  • Üç gündür aklınız başınızda değil. Bir test sonucunu bekliyorsunuz. Zaman geçmek bilmiyor. Nihayet... Yaşasın! MUTLULUK haberin kendisinde...
  • Tatile çıkmaya iki gün kalmış. MUTLULUK heyecanın içinde..

Hiç düşünüyor muyuz acaba ? Aslında belki de farketmeden nasıl bazı şeylerin bizi mutlu edebildiğini ?

Bu mail bana bunu düşündürttü bu sabah. Sonra durdum ve önemsemediğimi sandığım anlarda bile aslında nasıl mutlu olabildiğimi tespit etmeye çalıştım. Sonra benim de tıpkı yukarıdaki gibi değişik örneklemelerim olduğunu tespit ettim.

  • İş dönüşü evin kapısını açıyorum.Genelde dağınık ya da bir köşede öylece duran terliklerim yan yana tüm tertibi ile olması gerektiği yerde duruyor.Anlıyorum : Annem buraya gelmiş :) Ev derli toplu, mis gibi yemekler kokuyor :) "Mutluluk, gölgen gibi sana hissettirmeden, senin yanında olduğunu bildiğin bir güç kaynağı"
  • "Yaşasın bugün cuma !" diyebilmek... Kim bilir kaçıncı cuma ? Ya da daha kaç cuma var ! "Mutluluk, anlamı olmasa da o güne anlam katmayı bilmek.."
  • Güle güle kullan yeni ayakkabılarını ! "Ayy evet, dün aldım. Çok güzeller değil mi?" :) "Mutluluk, çocuklukta kaldığını sandığımız ama aslında hiç bitmeyen o çocuksa sevincimiz"

Daha neler neler yazılır, örnekler verilir..Şimdi siz de bir mutluluk nedeni bulun kendinize.Bu yazıma yorum yazarsanız sizi nelerin mutlu edebildiğini yazın.İnanın düşünürken ve yazarken bile mutlu olacaksınız.

Beni mutlu eden bir başka şeye geçelim şimdi de.. Pastalara..



Bu pastayı Aylin ile Mayıs ayında yapmıştık. Daha çok koyacak pastamız var...Ama yaz nedeniyle stoklarımızı kontrollü harcıyoruz :)

Afiyetle,

11 Temmuz 2008 Cuma

MUHAMMARA

Işık için :)

Başlığa anlam mı veremediniz? Anlatıyorum hemen :)
Işık , benim sıkı bir takipçim .. Aynı şirkette çalışıyoruz ve biliyorum ki hiç bir yazımı kaçırmadan takip ediyor !
Bu sabah bana şöyle bir mail attı :)
Aynen copy-paste ediyorum mailde yazdıklarını ...

"Aaaa kac gundur bak bak kahvaltı sofrası... Zaten baktıkca canım cekiyo. Yeni yemekler istiyorummmm ;)))"

226. yazımı yazmama vesile olan, beni dürten Işık'a bu yazımı ithaf etmeyeyim de kime edeyim hele bir söyleyin bana :)

Yaz gelince geleneksel "Blog Rehavetleri" benim de üzerime çöktü sanırım.. Yoksa var . Bir sürü pasta ve tarif var bekleyen dile gelmeyi..Ama bir tembellik.Hani konusuz koymama düsturu var ya ben de :) Şimdi uzun uzun ne anlatsam diye düşünmeye üşenmek; başka bir şey değil anlayacağınız..

Çok eskiye gitmeden elimi son yazımdaki masada duran Muhammaraya atayım bari dedim ...
Muhammarayı çok duydum ama hiç yememiştim. Alaçatı seyahatimiz esnasında kaldığımız otelde sabah kahvaltılarında yemek nasip oldu ilk kez.. Eğer ekmeği fazla yemekten korkuyorsanız yapmayın, yapmak isteyenlere mani olun.. Sonra uyarmadı demeyin bak :)

Çünkü yok böyle bir şey...
İnsanın süresi, ısırası sonra yine süresi ve yine ısırası geliyor.. Ardı ardı devam eden bu eylem sizi o kadar mutlu ediyor ki birden bire tek hissettiğiniz şey önünüzde sürecek bir şey kalmadığında duyduğunuz öksüz kalmış duygusu ... Biraz daha olsa yine yerdim diyorsunuz ve ertesi sabah olsa da kahvaltı etsek diye düşlere dalmaya başlıyorsunuz :)

Muhammarayı bu kadar bohem bir kıvamda bir ben anlatmışımdır sanırım :) Atla deve değil.. Salça, baharat, ceviz ve zeytinyağının bir arada oluşunun verdiği bir mutluluk sadece ama sanırım ben bağımlı olmak üzereyim :)

En son bu kadar bir yiyeceğe sanırım 10'lu yaşlarımda tutku ile bağlanmıştım.. O da Mc Donald's
tutkum :) Sadece ve sadece double cheeseburger için yolumu hala değiştirebilirim , tüm yasaklarımı delebilirim :)

Neyse ... biz muhammara üzerine mübalağa yapmaya devam edelim ve tarife geçelim..
Tabii bu mübalağa kısmında değil, esas..

Size tam bir ölçü vermeyeceğim.. Bu ölçüleri kafanızda bence değiştirebilirsiniz.. Kullandığınız salçanın tuz oranına , ne kadar baharatlı seveceğinize göre eklerken hafif hafif tatmalısınız diye düşünüyorum. Benim yaptığım ölçüler:

  • 4 yemek kaşığı tepeleme domates salçası
  • 1 su bardağı ceviz (Rondodan hafifçe geçirdim, iri kıyılmış)
  • 1 çay kaşığı tuz
  • çay kaşığının ucu ile karabiber, kırmızı biber, kimyon, yenibahar, kekik
  • 2-3 yemek kaşığı ince kıyılmış maydanoz
  • 3-4 yemek kaşığı zeytinyağı

Tüm malzemeyi iyice karıştırıyoruz. Bazı tariflerde sarımsak ve ekmek içi okudum.. Tabii tercihen eklenebilir ancak ben ekmeği dayanıklı olmayacağını düşünerek, sarımsağı da sabahları rahatça yemek adına eklemedim..Benim Alaçatı'da yediğimde de ekmek ve sarımsak yoktu.

Güzel bir cuma ve güzel bir haftasonu geçirmeniz ümidiyle,

Afiyetle,



7 Temmuz 2008 Pazartesi

SEZON AÇILIŞI & BALKONUMUZDA KONUKLARIMIZLA KAHVALTI



Herkese güneşli günden güzel bir "TÜNAYDIN" ... Peçetelerim "Günaydın" mesajını verse de :)


Bir haftasonu daha bitti; hatta Temmuz ayının ikinci haftasına girdik bile.Bu kadar zaman olmasına rağmen balkonumuzda yazın ilk konuklarını ağırlamak henüz dün kısmet oldu. Adaş şekerim ve eşi Sinan balkonumuzu ve evimizi şereflendirdiler. Bu önemli konuklar ve sezon açılışına layık olmak adına brunch kıvamında bir kahvaltı hazırlamak istedim. Mönüyü belirlerken dersime de çalıştım tabii...Bizim onları ziyaretimiz esnasında öğrendiğim Sinan'ın patates tutkusunu zaten aklıma kaydetmiştim. Menemeni de sevdiklerini öğrendiğimde listenin ikinci maddesi de tamamdı..



Hem kayıtlarda tutmak hem de kahvaltıya misafir çağıranlara fikir vermek adına şöyle bir listelersek:





  • Klasik kahvaltılık (peynir, şarküteri,reçel çeşitleri, domates, salatalık vb..)






  • Pişi (nam-ı diğer hamur kızartması) ** Tarif vereceğim
  • Domates soslu biber kızartması

  • Muhammara ** Tarif vereceğim





  • Sosis - patates kızartması
  • Menemen
  • Taze lor & bal

  • Tatlı olarak - Yalancı Tavuk Göğsü (**Tarif vereceğim) & Kaymaklı Dondurma

Siyaseti, fotoğrafçılığı, blogculuğun eşlere olan etkisi, tarih bilinci, din ve toplum gibi çok yönlü sohbet konuları ile bezenmiş kahvaltı soframızda inanın nasıl vakit geçti hiç anlamadım bile. Hakkını vererek meğer biz cidden işi brunch havasına getirmişiz.

İyi ki geldiniz !

Aslında iyi ki bloglarımız var ve iyiki tanıştık !...

Afiyetle,

4 Temmuz 2008 Cuma

YOĞURTLA YAPILAN KEK





Bu başlığı Adaş Şekerim'den copy-paste usulü aldım...Ama neden..? Çünkü sonuna kadar haklı da ondan :)
Bu yazısını okuduğumda aslında bir çok sefer yoğurt ile kek yapmıştım ve kendi kendime düşündüm: "vallahi haklı" diye.. Engin de "bana şöyle dümdüz (kalıplarıma sinir oluyor) :) tepside bir kek yapsana" diyince hemen adaşımın bu tarifini denemeye karar verdim.
Sonuç : Müthiş !
Malzemeleri bir de ben yazayım, arşivde bulunsun :
  • 4 adet yumurta
  • 1,5 su bardağı toz şeker
  • 1 su bardağı sıvıyağ
  • 1 su bardağı yoğurt
  • 2,5 su bardağı un
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 paket vanilya
  • 80 gr ince kıyılmış bitter çikolata

Ben yumurtaların hepsini aynı anda çırptım....

Yumurtaları şeker ile krema kıvamına gelene kadar çırpalım. Yoğurt ve sıvıyağı ekleyip çırpmaya devam edelim.

Toz malzemeleri eleyerek bir kapta karıştıralım, üzerlerine çikolataları ilave edelim. Tüm bu kuru malzemelerin üzerine sıvı karışımı da döküp bir kaşık yardımı ile karıştıralım.

Tepsinizi katıyağ ile iyice yağlayın ve yapışmaması için her yerine un serpelim.

Kek harcınızı dökün ve önceden ısıtılmış fırında 180 derecede yaklaşık 45-50 dk kadar pişirelim.

Kürdan ile pişip pişmediğini kontrol ederek fırından alalım.

Afiyetle,

1 Temmuz 2008 Salı

NİŞAN PASTASI GİBİ BİR DOĞUMGÜNÜ PASTASI

Dua dolu mesajlarınız için çok teşekkür ediyorum sizlere... Burada içindekileri dışa vurmak , birilerinin seni duyduğunu, hissettiğini bilmek bile başka bir duygu.Tarif edilemez.Sadece blog yazarları anlar sanırım bunu.

Bilirsiniz beni.Normalde izinden döndüğümde satırlarca severim anlatmayı tek tek neler yaptığımı.Bu sefer başrol tatilin olamadı.Bir bitişin haberi oldu malesef.

Koskoca bir haftayı devirip geri döndüğümde her şey aynıydı, bıraktığım gibi.Tek bir şey dışında bildiğiniz gibi.
Yemekbahane ya.. Şimdi bir bahane yaratıp bu puslu havayı kaldırmak istedim buradan.

O nedenle elimde yayınlamadığım bir pastacağızın resmini konduruveriyorum yazımın sonuna.

Bunu teknede kutlanan bir doğumgünü partisi için hazırlamıştım. Ama resmen nişan pastası gibi oldu. Gümüş rengi güller ve kurdelesi ile çok hoşuma gitti..



Haydi kalın afiyetle,

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails