9 Haziran 2008 Pazartesi

BİR BABY SHOWER HİKAYESİ

Son yazımda bahsetmiştim. Dün bir baby shower partisine katıldım. Tam 20 yıllık arkadaşım, benim güzel Sinem'im Temmuz ayının son haftasında inşallah sağlıkla doğum yapacak ve minik Doruk aramıza katılacak.

Bugüne kadar hiç bir şatafata , hiç bir süslemeye ne mezuniyet törenimizde, ne düğününde izin vermeyen Sinemciğim nasıl olduysa yoğun baskılarımızı kırmadı ve şöyle anlı şanlı, süslü mü süslü bir baby shower yapabildik. Galiba bunu yaparken o bizden daha çok keyif aldı ve iyi ki yapmışım dedi içinden :)


Hazırlıklarımız daha Mayıs ayı başında bir Eminönü turu ile başladı. Eminönü'nün altını üstüne getirip, sepetler, balonlar, hediyeler vs.. bir sürü şey aldık. Bu baby shower partisini katıldığım diğer partilerden ayıran en önemli özelliği ise Sinem'in bütün yabancı internet sitelerini hatim edip hazırladığı oyunlar oldu. Bu oyunlardan size detayları ile bahsedeceğim.

Masalar yukarıdaki resimdeki gibi son derece zevkli bir şekilde süslendi. Dantel örtüleri Eminönü'nden almıştık. Üzerlerine plastik bardakları su bazlı boya ile boyayıp, kurdele ile süsleyerek ters çevirip koyma fikri tamamen Sinem ve o yaratıcı annesi Hande Teyze'nin... Yine alışveriş esnasında aldığımız çubuklar üzerlerinde çok cici durmuşlar.


Bebekler için hatıra defterleri piyasada çok çeşitli.. Ancak neredeyse bir kapı süsü kadar pahalı..O nedenle Sinem'e "Neden kendin yapmıyorsun?" demiştim.. O da yapmış... Bence kendisi yaptığı için daha da anlamlı olmuş..Hem de çok güzel...

Bu sepet gelen tüm konuklar için hazırlandı. Eminönü'nde Şark Han'a daha önce hiç yolunuz düştü mü bilmiyorum ? Ben üniversiteyi Beyazıt'ta okuduğum için karış karış gezerdik Mısır Çarşısı'ndan uzanıp Kapalı Çarşı'ya kadar çıkan o yokuşları.. Şark Han bir hediyelik eşya cenneti.. Sinem bu yelpazeleri oradan aldı ve hepsini tek tek ucuna yine oradan aldığımız minik bebek bibloları yapıştırdığı kurdelelerle bağladı. Gelen konuklar için çok güzel bir hatıra oldu..

Sade ama lezzetli bir açık büfe hazırlanmıştı..

Kanepeler..


Ispanaklı ve peynirli börek çeşitleri ... (Sini Börek)


Ev yapımı poğaçalar..


Doruk'un müstakbel teyzesinin hazırladığı nefis muffinler & kurabiyeler ..




BABY SHOWER PASTASI & KURABİYELERİ


Sinem'in partisi için iki katlı bir pasta hazırladım. Alt katı kare, üst katı kalp şeklinde çemberde pişirdim. Oğlumuz olacağı için mavi & beyaz renkleri kullandım.




Sinem'e ayrıca bir kova dolusu kurabiye hazırlayarak sürpriz yaptım...

Tavşan, ayak ve biberon kalıplarını kullanarak hazırladığım kurabiyeleri partiye gelen konuklara dağıttık.


BABY SHOWER OYUNLARI

Sinem, başta da bahsettiğim gibi dersine çok iyi çalışmış..Çok güzel oyunlar ve bu oyunların birincileri için çok sevimli , minik minik hediyeler hazırlamış..

İlk oyun çocukken oynadığımız isim-şehir oyununa benziyordu. Alfabedeki tüm harfleri bir kağıda yanları boş kalacak şekilde yazmış..

A__________

B__________

C__________

gibi..

3 dk içersinde tüm harflerle başlayan bebek için kullanılan eşyaları bulmak gerekiyor..

Mesela ... Z ... Zıbın gibi :) En fazla eşya bulan birinci oldu ve çok şık bir çay kupası kazandı :)

İkinci oyun: Tuvalet kağıdı :)

Oyunlar başlamadan önce Sinem'in kız kardeşi elinde bir rulo tuvalet kağıdı ile tüm konuklara gitti ve tuvalet kağıdından koparmalarını istedi.. Ben tutumlumuyum neyim sadece 1 sıra çekiverdim. Ne olacak acaba bu diye merak etmeye başladım :)

Sonra ikinci oyunun sırası geldiğinde Sinem açıkladı...

Şimdi karnımın çevresine tuvalet kağıdı sarıcam ...Bakalım kaç sıra gidecek ? En yakın sayıda sıra koparmış olan hediyeyi kapacak :) Ben baştan kaybettim yani :(

9 sıra tuvalet kağıdına en yakın olan iki kişi çıktı..Sinem eşitlik durumunu da düşünmüş.Yanında bir çift zar :) Büyük atan bir havlu kazandı :)

Üçüncü oyun.. Baby Bingo :)

Bildiğiniz tombalanın bebek malzemeleri ile hazırlanmış olanı yani :) Sinem üşenmemiş birbirinden farklı farklı bir sürü bingo kağıdı hazırlamış tam 5 sıralı ...

Emzik, dönence, biberon,taytay, oto koltuğu, mama, hoppala, sterilazatör, telsiz, önlük.. daha neler neler...

Tombalayı Doruk'un müstakbel dedesi çekti.. 1. çinko, 2. çinko, 3. çinko, 4. çinko ve TOMBALA :)

Yine hediyeyi kaptılar , ben kazanamadım :(

Benim gördüğüm son oyun ise HEDİYE ÇALMACA...

Sinem bir masaya tam 6 adet irili ufaklı, paketlenmiş hediyeler koydu. 15 dk süre içerisinde herkes zar artmaya başladı. 6 atan ortadan bir hediye aldı. Hediyeler bitti ama süre devam ediyor.Zarlar atılıyor.6 atan başkasında beğendiği hediyeyi çalıyor.Sıradaki 6 atarsa o da çalıyor..Süre bitince hediyeler kimde kalırsa onun oluyor :) Paketlerden biri çok büyüktü.Meğer tuzakmış.Büyük diye onu alan içinden 4'lü kağıt havlu çıkınca çok güldük :)

İşte böyle...

Baby Shower yapacaklara belki bir fikir verir diye tüm ayrıntıları ile yazdım güzel geçen bu günümüzü..

Küçük Doruk..Seni tüm heyecanımızla bekliyoruz !!!

Afiyetle,

6 Haziran 2008 Cuma

PALYAÇO PASTALAR

Aylin ile son dönemde iki tane palyaçolu pasta yaptık.

Bazı çocuklar korkar palyaçolardan. Neden korkarlar acaba ? O trajikomik yüzleri onları rahatsız mı ediyor bilinmez.. O kadar boyanın, alacalı bulacalı kılığın içinde nedense yine de hüzünlü gözükür bana o sevimli kahramanlar...

Ben çok sevdim palyaçolu pastaları, bakalım sizler beğenecek misiniz ?






Bu haftasonu benim için çok özel birinin Baby Shower partisine katılacağım.Bu özel partiye özel hazırlıklarım olacak tabii.. Müge bu haftasonu mutfakta :)

Afiyetle,

4 Haziran 2008 Çarşamba

MANTARLI & MISIRLI PİLAV



İlk mutfağa ne zaman girdiğinizi hiç düşündünüz mü? Yada mutfakta kendinizi ne zaman keşfettiğinizi? Ben kendimi bildim bileli hep mutfakta olmayı sevdim. En sevdiğim oyuncaklarım tencereler, en sevdiğim oyun televizyonda yemek programı sunduğum oyundu..Bu oyunu çok severdim ve oynarken çok eğlenirdim.Tek çocuk olmanın verdiği hazin durum işte :) Karşımda kamera varmış gibi mutfağa girer , yemek yaparken anlatırdım..

"Evet.. malzemeleri tekrarlayalım efendim.. 2 adet yumurta, bir kase (kaseyi göstererek) un, falan filan " :) Arada bir kameraya da bakıyorum tabii :) Bazen konuğum bile olurdu :)

Aslında hep düşünmüşümdür.Keşke bir gün gerçekten bir yemek programına katılsam diye.Bloglardan arkadaşlarım var çıkan..Neden ben de çıkmayayım?

Dur Müge ..Sen bunu bir araştır bakalım :0)

Yemek yapmak benim için bir terapi, bir rahatlama biçimi..Bir yenilenme metodu adeta.Ahh bir de tüm bu özelliklerin karşılığında canım kocacım yemek seçmeyen bir koca oluverseydi :(

Ama malesef.. Her türlü radikal durumu (içimi bulandırmadığı ve önce gözüme hitap ettiği sürece) büyük bir tecrübe fırsatı olarak değerlendiren bendenizin içinde yakında salçalı makarna, pilav ve top köfte ağacı çıkacak, haberiniz olsun !

Hep diyorum "yemek yapmak" benim için bir sanatsal eylem ve sen bana sürekli makarna ,hem de sadece ya salçalı ya da sade , yaptırıyorsun :)

İşte bu yüzden bulduğum her platformu değerlendiriyorum. Geçen cumartesi günü çikocum Sıla, gelecek misafirlerine değişik (???!!!!) (YAŞASIIINNN!!) bir şeyler yapmamı isteyince "Hadi Müge, yap o ne zamandır yapmak istediğin pilavı" "Pirincin yanlızlığına bir son ver, kaynaştır onu yakışan otla, sebzeyle" düşüncesi ile dalıverdim mutfağa !

Pilavı yaptım ve demlenmeye bırakıp mekandan büyük bir hazla ayrıldım. O nedenle fotoğraf sadece tencereden , artık kusura bakmayın. Geribildirimler "OLUMLU" "OLUMLU" "OLUMLU" ...

Ben evde yapamıyorum ama siz denemek isterseniz buyrun malzemeler :

7-8 kişilik

  • 2,5 su bardağı pirinç
  • 2 adet orta boy soğan
  • 1 paket dolmalık fıstık
  • 1 kutu konserve mantar
  • 1 kutu konserve mısır
  • 1 kase ince kıyılmış dereotu
  • 2 çay kaşığı tarçın
  • 1 çay kaşığı karabiber
  • 2 çay kaşığı tuz (konserveler tuzlu olabilir, tadıp koymakta fayda var)
  • 4 adet kesme şeker
  • 4,5 su bardağı sıcak su
  • 1/2 çay bardağı sıvıyağ

Soğanları çok ufak şekilde küp küp yemeklik doğrayalım. Tenceremize sıvıyağı ve soğanları koyup, kısık ateşte yaklaşık 10 dk kadar soğanları iyice kavuralım. Daha sonra dolmalık fıstıklarımızı ilave edip kavurmaya devam edelim.İyice yıkadığımız ve süzdüğümüz pirinci ekleyip pirinçler tane tane oluncaya kadar kavuralım. Tüm baharatları, mısırı, mantarı ve dereotunu ekleyelim ve suyunu ilave edelim.Kapağını kapatıp, orta kuvvetteki ateşte suyunu çekene kadar pişirelim.Yaklaşık 20-25 dk kadar demlenmeye bırakalım.

Afiyetle,

2 Haziran 2008 Pazartesi

TUZLU KURABİYE - 2

Tuzlu Örgü Kurabiye


ALTIN ŞANS

Bir haftasonu daha geldi ve geçti.. Zaman bence hızlandı.Ben artık buna kesinlikle inanıyorum.Zamanın ne derece göreceli bir kavram olduğunu hep düşünmüşümdür zaten.Gelin bir kez daha beraber düşünelim..


Şimdi çok istediğiniz bir şey yapacağınızı düşünün. Önünüzde günler belki de haftalar var.O zaman geçmek bilmez.O gün gelmez bir türlü.


Ama bir de kendinizi üniversite sınavında hayal edin ya da benim yaptığım gibi o güne şöyle bir gidin ve düşünün.O 180 dakika değil sanki 20 hadi bilemedin 30 dk gibi geçen siz kolunuzdaki saate baktıkça göz bebeklerinizin büyüdüğü o güne..Nedir bu şimdi? Görece değil mi bunun açıklaması..


O zaman neyin koşturması bu? Hayatın normal gidişatı sadece artık.Hayatın kendisi...


O yüzden bir bakıyoruz cuma olmuş bir bakıyoruz pazartesi.Bir bakıyoruz Mayıs bitmiş bir bakıcaz yılbaşı gelmiş.İşte bu akıp giden zamanın içinde tutunmaya çalışmak daha da zorlaşıyor her geçen gün..Ama yine de bünyemiz sanırım alıştı.Gıkımız çıkmıyor.Zaman hızlandıkça biz de daha hızlı asılıyoruz yaşamın küreklerine.

Şimdi başlık "tuzlu kurabiye" , alt başlık "altın şans" , yanda bir film posteri ..konu neden zamana geldi dayandı ? Efendim burası bir iç dökme platformu değil mi? Müge'nin içi kabarmış ..Anlatıverdi öylesine :)

Altın Şans dün akşamın DVD keyfine konuk oldu.. Pazar akşamları genelde yaptığımız bir aktivite DVD seyretmek.Son derece keyifle seyrettik.Özellikle Florida ve Bahama sahillerinde yapılan çekimleri ile beni büyülemeye yetti de arttı.Bütün gece "karpuz kabuğu denize düştü? biz ne zaman düşücez?" diye sayıkladım durdum :) Hoş vakit geçirmek , ince espirileri ile tebessüm etmek isterseniz seyretmenizi tavsiye ederim.

Eee...DVD keyfi yaramazlık yapmadan çıkmıyor.. Çerez yetmez... Çayın yanına da bir şey olsun diye hemencecik bir şeyler yapıverdim mutfağa girip. Tuzlu kurabiyeleri ben çok seviyorum.Bu sefer aklımda Lezzet dergisinin Nisan sayısında gördüğüm bir tarifi denemek vardı.

Aslında benim sıkça yaptığım tarife benziyor ancak içinde yoğurt olunca sanki daha da başarılı bir sonuç elde ettim.

Malzemeler:


  • 250 gr oda ısısında yumuşamış tereyağ ya da margarin (ben Alba yağ kullandım)

  • 4 su bardağı un

  • 1 tatlı kaşığı tuz

  • 1 tatlı kaşığı mahlep

  • 1 paket kabartma tozu (Dr. Oetker susamlı-mahlepli kabartma tozu kullandım)

  • 2 çay kaşığı toz şeker

  • 1 çay bardağı sıvıyağ

  • 1 çay bardağı yoğurt

  • 1 yemek kaşığı sirke

  • üzerine sürmek için 1 yumurta sarısı

  • susam - çörek otu - haşhaş tohumu (hangisi tercih edilirse)

Margarini (ya da tereyağını) küp küp doğruyoruz. Un ile küp doğranmış margarini parmak uçlarımızla hafifçe yopurup, yavaş yavaş birbirine yediriyoruz. (Tuzlu hamuru fazla mıncıklanmaya gelmez derdi Sefa Ustamız) Daha sonra diğer malzemeleri de (şeker,tuz,mahlep,kabartma tozu,yoğurt,sıvıyağ,sirke) ekleyip yumuşak kıvamlı bir hamur elde ediyoruz. Bu hamuru buzdolabında yaklaşık 1 saat kadar bekletiyoruz. 1 saat sonunda arzu ettiğimiz şekli verip (ister benimki gibi saç örgüsü, ister kandil simidi gibi ya da başka) yağlı kağıt serili ya da yağlanmış fırın tepsisine diziyoruz. Üzerlerine yumurta sarısı sürüp istediğimiz şekilde susam-çörekotu ya da haşhaş tohumu serpip önceden 180 derecede ısıtılmış fırında yaklaşık 15 dk pembeleşinceye kadar pişiriyoruz.
Herkese güzel bir hafta diliyorum..

Afiyetle,

28 Mayıs 2008 Çarşamba

BİRİNCİ YAŞ PASTASI





Aylin ile minik Ece'nin pastasını çok severek yaptık. Yaparken çok eğlendik :) Zaman zaman stres de olduk ama renkleri ve üzerindeki yıldızlarla cıvıl cıvıl bir duruşu oldu...


Nice mutlu, sağlıklı yıllara küçük Ece !!

Afiyetle,

26 Mayıs 2008 Pazartesi

DAVET SOFRALARINDAN ÇEŞİTLEMELER

HÜNERLİ BAYANIN HALİ BİR BAŞKA OLUYOR

Adaş şekerim ile ne zamandır gerçekleştirmek istediğimiz bir organizasyonu geçen hafta en sonunda yapabildik. Sevgili Müge ve eşi Sinan bizi özenle hazırlanmış sofraları ve muhteşem bir manzara ile evlerinde ağırladılar. Eminim bu misafircilik oyunumuzdan kendisi bahsettiğinde büyük bir mütevazilik gösterip, konuyu "ne yaptım ki... fazla bir şey yapmadım...her zaman yediğimiz şeyler" ifadeleri ile anlatacak.Ama siz siz olun ona aldırmayın... Çünkü özendiğini kendisi ayrıntılarda belli etti..Nasıl mı ? Anlatayım..

Bir kere benim dünya yemek seçme şampiyonu canım kocamın en çok sevdiği şeyi Yemekbahane'den takip edip bildiği için Engin'i canevinden vurmayı başardı..

Sonraaaa ne zaman bir davet menüsünde sofraya kondursa "ben de istiyorum!" diye yorum yazdığım patlıcan salatasını yaptı...Bu kadar nokta vuruşu yapıp Sinan'ı da düşünmeden olur mu ... Olmaz tabii..Ona da patates kızarttı..Yani bizim hünerli bayan o gece bir melek edası ile herkesin midesini mutlu etti...


Menüde :

  • Köfte & Patates

  • Sosyete Mantısı (Engin'in en sevdiği şey) :)

  • Patlıcan Salatası

  • Zeytinyağlı Fasulye

  • Domates Soslu Biber Kızartması

  • Turşu çeşitleri

  • Tatlı olarak da Fırında Helva


    • Tekrar ellerine sağlık adaş şekerim ....




      ESKİ DOSTLAR YİNE BULUŞTU




      Artık bir rutin durumunda buluşmalarımız. Ve bu gerçekten beni çok sevindiriyor. O kadar çok konuşacak konumuz oluyor ve o kadar çok gülüyoruz ki anlatamam.. Aramızda konuşurken hep söylediğim bir şey var.. Bir sosyal antropoloji tezi yazsaydım bu kızlardan birini seçerdim mutlaka..Sanırım kuvvetle muhtemel de Ayşen'i :)

      Cumartesi sabahı Esen'in evinde aldık soluğu... Soluk aldık ve bu muhteşem sofranın karşısında aldığımız soluktan da olduk... Eğer ben bu işten biraz anlıyorsam (bana bak sennn!!!) Esen konuyu bitirmiş... Üzerinde detaylarla oynuyor ... Yani aşmış efendim aşmış :)





      Neye bakacağımı şaşırdım...Neyin fotoğrafını çekeceğimi bilemedim bile.. Herşey o kadar muntazam , o kadar özenliydi ki... Domatesin bile fotoğrafını çekmişim :) Ama o fotoğrafı çok beğeneceğinizi düşünüyorum ...



      Az laf çok foto esasına dayanarak buyrun dilbilimcilerin en güzel güleni Esen hanımın davet menüsüne geçelim..

    • Yeşil Mercimek Salatası (tarif alındı, denenecek, yazılacak)




    • Cevizli Kabak Salatası (benzer bir tarife buradan ulaşabilirsiniz)



      • Peynirli & Dereotlu Tepsi Böreği


        • Mantarlı & Fıstıklı Pirinç Salatası (Tek kelime ile muhteşemdi! En kısa zamanda deneyeceğim)


          • Mantarlı & Kıymalı Rulo Börek (Esen'in anneciğinin ellerinden)



            • Çikolatalı ve Tarçınlı Muffin çeşitleri




              • Bu tatlının adını ben şöyle demeye karar verdim "Assolist Tatlısı"

                • Çünkü herşey bittikten sonra bir assolist edası ile çıkıverdi saklandığı buzdolabından ...Esen'in annesinin spesiyalini mutlaka öğreneceğim :)







                  Çatlayana kadar yiyip enteresan aktivitelerde bulunduk.. Mesela ... ben bir fotoğraf sergisi açtım adı ... "Kadın ve Dudaklar" sonra "Emre'cimTünaydın " adlı sanat çalışmamız oldu :)

                  Amerikan filmlerindeki çember içinde psikolojik rahatlama seansı.. Konuk konuşmacılardan seminer programları ... Tüm bu geyik mevzuulara patlayana kadar güldük...

                  Yani anlayacağınız çatlayana kadar yiyip patlayana kadar güldüğümüz bir cumartesi geçirdik :)


                  BİR KAHVALTI DAVETİ DAHA




                  Kahvaltı sofrası hazırlamayı çok sevdiğimi artık biliyorsunuz. Bu pazar da gelen konuklarımı yine bir kahvaltı sofrasıyla karşılamayı tercih ettim.



                  Daha önceki kahvaltılardan örnekler:


                • Kahvaltı 1

                • Kahvaltı 2

                  • Kahvaltı hazırlarken en çok hoşuma giden şey peynir, zeytin bile koyuyor olsam da onları süslemek, tabaklarını farklı farklı kullanmak..


























                    Kahvaltı soframız:
                    • Kahvaltılık çeşitleri
                    • Sahanda Sucuk
                    • Haşlanmış Yumurta
                    • Patates Kızartması
                    • Karnıyarık Böreği (Tarifini vereceğim)
                    • Sütlü Beyaz Ekmek(Tarifini vereceğim)



                    Yazısı uzun , fotoğrafı bol bu postu okumaktan umarım sıkılmazsınız :)

                    Afiyetle kalın,

                    22 Mayıs 2008 Perşembe

                    ZEYTİNYAĞLI ENGİNAR DOLMASI

                    enginar dolması


                    Alaçatı pazarı gururla sunar....

                    Ege'de enginar yemek öyle normal bir şey.. İstanbul'daki gibi altın değerinde de değil.Burada bir tencereye 4-5 adet kondurmak için neredeyse 10-15 ytl arasında para vermeniz lazım.Ama Alaçatı pazarına gittiğimde 10 tanesinin 5 ytl olduğunu görünce anlatmıştım nasıl coştuğumu :)

                    Daha önce hepimizin genellikle yaptığı gibi soyulmuş ve temizlenmiş enginarı nasıl pişirdiğimi yazmıştım. Bu sefer ağırlıklı olarak Ege'de bilinen şeklini yazacağım sizlere. Küçükken Manisa'ya gittiğimizde halam pek sık yapardı. Yapraklarını sıyıra sıyıra yemeyi daha o zaman severdim. Yemesi biraz zahmetli ama tadına doyamayacağınıza hiç süphem yok..Hele de benim gibi enginarı çok seviyorsanız durmayın deneyin derim !

                    Alaçatıdan aldığım için enginarlar ufak ve körpeydi.İstanbul'da pek böylesine rastlamıyorum ama eğer seçme şansınız olursa körpelerinden ve ufak boylularından seçmenizi öneririm. Hem bir kişi daha rahat tüketebiliyor hem de görüntü açısından daha hoş duruyor. İçerisini doldurduğumuz için zaten o ufak enginarlar bile resimde göründüğü gibi kocaman oluveriyorlar.

                    Malzemeler: (3 adet enginar dolması için)

                    • 3 adet yapraklı enginar
                    • 3 adet orta boy kuru soğan
                    • 2 su bardağı pirinç
                    • ince kıyılmış bolca dereotu
                    • tuz, karabiber, dolma baharı (1,5 çay kaşığı), kırmızı pul biber (çok fazla değil, kaşığın ucu ile), 2 tatlı kaşığı kuru nane
                    • 2,5 çay bardağı zeytinyağ
                    • 5-6 adet kesme şeker
                    • 2 su bardağı su (iç harcı pişirmek için)
                    • pişirmek için ayrıca su konacak
                    Enginarların iki sıra dış yapraklarını kopartıyoruz. İç yapraklarını elimizle aralayıp orta kısmında sakallı alana ulaşıp o tüylü kısmı bir kaşık yardımı ile temizliyoruz. İç harcımızı hazırlayana kadar yıkayıp limonlu suda bekletiyoruz.

                    Kuru soğanları ufak ufak yemeklik doğrayıp zeytinyağı ile kısık ateşte iyice kavuruyoruz. Soğanlar pişince pirincimizi ekliyoruz. Bir müddet kavurduktan sonra tüm baharatları ve şekeri ekliyoruz. Dereotunu ve suyu da ilave edip kısık ateşte pirinç suyunu çekene kadar pişiriyoruz.

                    İç harcımız hazır olunca enginarların ağırlıklı olarak ortasına ve yapraklarının arasına olmak üzere doldurup bir tencereye oturtuyoruz. (Ben her bir enginarı ayrı bir tencerede pişiriyorum, böylece yaprakları daha güzel açılıyor)

                    Enginarların 1-2 parmak beline kadar su koyup tencerenin kapağını kapatıp orta kuvvette ateşte yaklaşık 1 saat kadar pişiriyoruz.

                    Soğuyunca servis ediyoruz.

                    Unutmayın ! Yapraklarını doya doya sıyıracaksınız ... Özellikle yapraklarının diplerini :)

                    Videolu tarifi izleyebilirsiniz...



                    Alaçatı pazarı gururla sunmaya devam edecek... Sırada Deniz Börülcesi var :)

                    Afiyetle kalın,


                    20 Mayıs 2008 Salı

                    150 KİŞİLİK DÜĞÜN PASTASI VE MAKETİ




                    "Artık pasta yapmıyor musun ?" diye soranlar oluyor .. Tabii ki yapıyorum.. Sadece artık yalnız değilim... On seneyi aşkın zamandır arkadaşım olan Aylin ile biraraya gelip konuyu uzun uzun konuştuktan sonra beraber yürütmeye karar verdik. Yaklaşık 2 aydır ortak olarak yapıyoruz artık pastalarımızı..Bu konudaki gelişmelerden sizleri haberdar edeceğim en kısa zamanda :)




                    Geçen sene temmuz ayında da düğün pastası yapmıştım hatırlarsanız. Düğün pastası yapmak gerçekten farklı bir keyif. Model beğenme, renkleri seçme, malzemeleri organize etme...Her safhası ayrı bir heyecan. Aylin ile son yaptığımız maket pastanın sonrasında aklımızda yapmak istediğimiz düğün pastası az çok belirmişti.

                    Gelin hanım ile model beğenmek üzere buluştuğumuzda ne yalan söyleyeyim kendi beğendiğimiz bu modelin üzerinde çok durduk... :) Renkleri ve duruşu ile romantik ve sevimli bir görüntüsü olduğu için gelinimiz de beğenince çok mutlu olduk gerçekten de..

                    Pastası fıstıklı ve parça çikolatalı olarak yapıldı. Maketine uyumlu renklerde 5 adet 30 kişilik pasta olarak hazırlandı.

                    Cumatesi gecesi yapılan düğünde boy gösterdi pastamız. Umarız hep mutlu olurlar ve hayatları hep tatlı geçer!!!

                    Afiyetle,

                    12 Mayıs 2008 Pazartesi

                    ELLERİMDE İĞDE KOKUSU İLE DÖNDÜM ...

                    Öncelikle güzel dilekleriniz için çok teşekkür ederek başlamak istiyorum. Beni o kadar mutlu ettiniz ki ifade edecek söz bulmakta zorlanıyorum gerçekten. Her güzel şeyin olduğu gibi 4. yıldönümü tatilimizin de sonu geldi ve dün akşam evimize döndük. Bir tatil daha bitti diye yine bir hüzün sardı beni ister istemez :( Ama o kadar keyifli bir kısa tatil geçirdik ki içimdeki mutluluk dönüş hüznünü hemen yok etti..Ve seneye nereye gideriz diye sormaya başladım Engin'e :)

                    Çeşme ve Alaçatı'ya daha önce günübirlik gitmiştik ama bu geçirdiğimiz dört gün oralara aşık etmeye yetti de arttı diyebilirim...Ege'nin kızı olarak ben zaten aşıkken , "aşkım depreşti" sanırım daha doğru bir ifade olabilir...

                    Dört gün boyunca bir çok şey yaptık, bir çok yer gördük.. Hatta gezmeye oraya varır varmaz başladık..

                    Saat 08:00'de Alaçatı'ya vardığımızda hemen kahvaltı edecek bir yer araştırdık..

                    İşte bizim yol öykümüz :



                    08.05.2008 - Perşembe 08:40

                    Yer : HANEDAN Kahvaltı & Restaurant -Uzunkuyu Mevkii (Urla, 0232 762 60 68)
                    İzmir tulumu-kaymak-bal-köy tereyağı-bahçeden çıtır çıtır biberler-domates-mis gibi kokan halis zeytinyağı-Ege'nin zeytinleri, fırından yeni çıkan sıcacık lavaş ekmeği ve bence sofranın kraliçesi ...

                    Taze lor ve karadut reçeli ....

                    Eğer yolunuz oralara düşerse Hanedan'a uğramanızı tavsiye ediyorum..




                    Kahvaltı safhasından sonra buraya kadar gelmişken Urla'yı da görelim dedik.. Urla'da sahilde hayatımda gördüğüm en güzel evleri gördüm sanırım..



                    Burnumda hala Urla'da sahilde oturduğumuz küçük çay bahçesinin tam ortasında tüm ihtişamı ile duran, dallarını denizden esen rüzgarla salladıkça her yere o muhteşem kokusunu yayan iğde ağacının kokusu duruyor bunları yazarken... Bir dalını kopartıp çantamda duran defterimin arasına koydum ki benimle beraber İstanbul'a gelsin ... Şimdi defterim de çantam da kokuyor misler gibi ...

                    Urla'dan dönüşte Alaçatı'ya girerken rüzgarın yönüne doğru yönünü değiştiren yılda 50 megawatt enerji üreten rüzgar gülleri karşıladı bizi ..




                    Alaçatı, sözün bittiği bir yer. Ruhu ile tarzı ile bir bambaşka gerçekten de. Hiçbir yere benzemiyor...Mimarisi, yalınlığının içerisinde sakladığı şıklığı ve nezihliği, bir tepenin ardından gizlice çıkan o büyüleyici denizi, her yerde rengarenk sardunyaları, kendine has rüzgarı ile farkını ortaya koymuş.

                    Alaçatı'ya yolunuz düşerse muhakkak :






                    Sakızlı türk kahvesi içmelisiniz.. Heryerde bulabileceğiniz kahveyi biz tavsiyeler üzerine Köşe Kahve'de içtik...







                    Alaçatı'nın ara sokaklarında dolaşıp bol bol fotoğraf çekmelisiniz ...





                    Her dükkan , her otel, her kafe ayrı bir fotoğraf karesi gerçekten... Herkes farklı olmak için uğraşmış ve bunu başarmış...

                    Yandaki fotoğraf o bölgeye has kumaşlardan yapılmış elbiselerin ve hediyelik eşyaların satıldığı bir mağazaya ait..

                    Görüntünün dışında mekanlara isim koyma yönünde de farklı olmak için çok düşünüldüğü kesin...


                    Aşağıdaki tabelaya bayıldım.. Oyuncak-kukla tarzı şeyler satan "ÇOK KOMİK" ismi ile beni çok güldürdü gerçekten !







                    Alaçatı herkesin bildiği üzere bir sörf cenneti..


                    Sahile indiğinizde bir sürü sörf okulu var. Yapmamış olsak da onları seyretmekten çok keyif aldık..


                    Ben , Alaçatı'ya gitmeden orası hakkında bol bol okudum, tavsiyeleri değerlendirdim. Tavsiyeler arasında bir şey vardı ki.."İşte tam bana göre" demiştim zaten...


                    Cumartesi günü Alaçatı'nın pazarı ve eğer yolunuz düşerse sakın bu aktiviteyi atlamayın.. Gerçekten çok şey kaybedersiniz. Pazar esnasında fotoğraf çekmemiş olmam benim için büyük bir kayıp olsa da yeşilin içinde kendimi kaybettiğimi belirmem gerek.


                    Hele o enginarlar... İstanbul'da altın değerinde olan enginarlar.. Taptaze körpecik enginarların 10 tanesinin 5 ytl olmasına ağzım açık kaldı diyebilirim..


                    Tabii ki araba ile gelmiş olmanın avantajını kullanıp hemen ben de alıverdim.

                    Alaçatı'da sakız sardunyalarına doya doya bakın.. Pembe ve kırmızının her tonunu bulursunuz... Bakabilecekseniz bir teneke sardunya alıp evinize de götürebilirsiniz ...




                    Alaçatı, farklılığını halen sürmekte olan bir proje ile de kanıtlıyor... Denizlerin doldurulup kara yapıldığı şu dönemde toprak oyulup deniz içeriye doğru sokuluyor Alaçatı'da..



                    Projenin adı "Port Alaçatı" ... Henüz sadece birinci etabı tamamlanmış ama görüntü o kadar güzel ki bitmiş halini düşünemiyorum bile...




                    Eeee... buralara kadar gelip ne yemezsek olmaz ?

                    Tabii ki Kumru ... Kumru'yu Ilıca'da yemeye gittik.. yerinde...

                    Dalyan'da da balık yenir dediler , onları da dinledik..

                    Kazım'ın Yeri'nde güzel bir balık sofrası kurduk kendimize .. Ben tabii ki kalamarın tadını bol bol çıkarttım.

                    Bu dört gün boyunca sürekli yedik ve içtik galiba..Arada detayını vermediğim , Manisa'da Manisa Kebabı var mesela... Manisa kebabı için sizlere Örenay'ı önerebilirim...Burası Türkiye'nin en iyi ikinci yol restaurantı seçilmiş ve bu namı gerçekten de hak etmiş... Orhan Veli'nin çeşitli şiirlerinin yazdığı amerikan servisleri ile Örenay, İzmir Manisa yolu üzerinde bulunuyor...





                    Anlat anlat bitmez .. Yani benim için şu anda öyle.. sizleri sıkmadan özetlemek istedim.

                    Bir şeyi sona bıraktım..


                    Tabii ki güler yüzlü sahipleri , Belkıs Hanım'ın harika kahvaltıları , Hakan Bey'in misafirperverliği ile bu dört günün bizim için daha da güzel geçmesini sağlayan Lale Lodge kaldı anlatmadığım..



                    Eğer Alaçatı'yı bir Alaçatılı gibi yaşamak istiyorsanız kesinlikle taş evlerden oluşan butik otellerde kalmalısınız.. Yaz - kış açık olan Lale Lodge'da 9 oda var ve hiç biri birbirine benzemiyor...

                    Alt kattaki salon tüm misafirlerin ortak kullanım alanı ve doğal olarak bir sohbet ortamı oluşuyor kendiliğinden...

                    Çayınız elinizde salonda otururken kendinizi evinizde hissediyorsunuz..

                    Kendinize ait anahtarınızla gece geç döndüğünüzde kapınızı kendiniz açıyorsunuz ... Herşey ev gibi... Ama gerçek dünyaya dönmek için arkanızda bıraktığınız bir ev..

                    Hakan Bey bizi uğurlarken tekrar görüşmek üzere dediğinde "geleceğiz merak etmeyin" dedik ...



                    Her şey bitiyor.. Mühim olan unutmamak .. Benim aklımda bu dört gün tüm doluluğu ile kalacak..

                    Afiyetle,

                    6 Mayıs 2008 Salı

                    FRANBUVAZLI FINDIKLI MUFFIN

                    Bizim için çok özel ve anlamlı bir hafta başladı. 8 Mayıs evlilik yıldönümümüz olduğu için genellikle bu hafta bir başka mutluluk sarar bizi.. Engin'in de tüm katılımıyla kutlamayı sevdiği nadir özel günlerden sanırım :)


                    İlk seneden beri evlilik yıldönümümüzü daha da özel kılmak adına bir karar verdik ve çiçek, hediye, yemek faslının yerine yeni bir yer görmek, sanki balayına çıkar gibi bir yerlere gitmek fikrini sabitledik ve bunu başarı ile 4 senedir uyguluyoruz.


                    Yaz tatiline pek vakit ayırmayı tercih etmeyen (??!?) canım eşim sağolsun böylelikle bana en değerli hediyeyi veriyor , vaktini :)


                    Birinci yıldönümümüzde Selanik'e gitmiştik...Mana'nın yanına.. İkinci senemizde Sapanca'ya , geçen sene de Abant'a.. gittik.


                    Bu sene Adaş şekerim'den tavsiye ile Alaçatı'ya gidiyoruz... Çok heyecanlıyım çok!! Gelince bol resimli, uzun bir yazı yazacağım sanırım.



                    İşte bu nedenle daha fazla tepsi böreğine bakmanızı istemedim :) ve geçenlerde Women's Weekly dergisi Muffins serisinden denediğim bir tarifi yazacağım... Haftaya pazartesiye kadar bu sayfa ile başbaşa kalacaksınız ama kusura bakmayın lütfen !!









                    Malzemeler: (10 adet muffin için)




                    • 2 cup (320 gr) kekun

                    • 1/2 cup (75 gr) normal un

                    • 1/2 çay kaşığı karbonat

                    • 3/4 cup (165 gr) toz şeker

                    • 2 yumurta (oda ısısında)

                    • 1 cup (250 ml) süt

                    • 1/4 cup (60 ml) sıvı yağ

                    • 1 kase franbuvaz (120 gr kadar)

                    • 20-25 gr file fındık

                    Öncelikle fırınımızı 180 derecede ısıtıyoruz.


                    Muffin kalıbına muffin kağıtlarını yerleştirip hazırlıyoruz.


                    Ben dergide yazdığından biraz farklı yaptım...(orjinal yapılışı sayfa 13)


                    Şeker ve yumurtayı iyice çırptım. Buna süt ve yağı ekledim. Un çeşitlerini ve karbonatı derin bir kaba eledim ve diğer sıvı malzemelerle bir kaşık yardımı ile karıştırdım.Hazırladığım karışımı muffin kalıbına bölüştürdüm. Franbuvazları bir tatlı kaşığı un ile hafifçe karıştırdım (bu çökmelerini engelledi) ve muffinlerin üzerine paylaştırdım.Son olarak file fındık ile süsledim ve fırına verdim. Yaklaşık 25 dk sonra pişip pişmediklerini kontrol ettim ve fırından aldım.


                    Tabii bu haftayı özel kılan başka bir unsur daha var ki onu da dile getirmezsek olmaz ...
                    Tüm annelerin ve anne olan tüm okuyucularımın ANNELER GÜNÜNÜ kutluyorum ! Tabii benim meleğimin de ... Yanaklarından kocaman öpüyorum ! Hepsine kucak dolusu çiçekler gönderiyorum !



                    Herkese güzel bir hafta diliyorum !

                    Umarım benim haftam çok güzel geçer :)

                    Bu bir blogsekreter mesajıdır :

                    Yemekbahane eşrafı tatildedir ... Bu sayfada kaldığınız için teşekkür ediyoruz :)

                    Afiyetle,

                    LinkWithin

                    Related Posts with Thumbnails