30 Ekim 2008 Perşembe

50 KİŞİLİK NİŞAN PASTASI

Yeniden beraberiz.. Blogspotlara erişim yasağı kaldırıldı.
İlk duyduğumda sanki beni yasaklamışlar gibi hissettim. Sık sık dile getirdiğimiz gibi, bloglarımızın hayatımızdaki yeri ve önemini böyle üzücü ve can sıkıcı bir şeyle yetit etmek istemezdim ama en azından şu anda tekrar özgür olduğumuz için mutluyum.

Bu mutluluğu bir pasta ile kutlayalım istedim.

Geçen cumartesi yaptığım bir siparişi sizlerle paylaşmak istiyorum. Yaparken çok keyif aldığım, bitince de severek seyrettiğim bir pasta oldu bu.

50 kişilik çift katlı, sade pandispanya, sütlü - bitter çikolatalı ganaj ve muzlu olarak hazırladığım pasta evde kutlanan bir nişan törenini süsledi.

Hayatlarında yeni bir adım atan çifte buradan tekrar tebriklerimi iletiyorum.

Yemekbahane'de kalın..
Not : Bekleyenler var biliyorum :) - Pırasalı Börek bir sonraki tarifte geliyor :)
Afiyetle,

27 Ekim 2008 Pazartesi

HEPİMİZ ŞOKTAYIZ ! BLOGSPOT KAPATILDI !

Cumartesi herkese kulaktan kulağa yayılan kötü bir haber geldi bana. Blogger, blogspot Türkiye'de mahkeme kararı gereği aynı Youtube gibi yasaklı siteler arasına girmiş ve .blogspot.com uzantılı herhangi bir kişisel bloga girdiğiniz zaman karşınıza kırmızı puntolarla kocaman yazılmış bir uyarı çıkıyor...

BU SİTEYE GİRİŞ YASAKTIR!
Okumanın, düşünmenin, yazmanın, kendini ifade etmenin, paylaşmanın, öğrenmenin, öğretmenin yasağını koymuşlar..Niye ? Kimbilir niye ? Belki bir iki kişi kötü şeyler yazdığı, çizdiği içindir..Bilinmez..Ama ne olduysa cezası hepimizin borcu olmuş.Yani şu anda, pasta yapmaktan, börek tarifi vermekten, kitap önermekten, gezdiğimiz yerleri anlatmaktan mahkeme kararı gereği üzerimize bir siyah bant çekildi.
Şu anda nasıl mı yazıyorum ? Bir sürü farklı proxyden giriş aslında var. Yani yolunuzu yerli proxylerden çıkarıp yabancılara çevirdiğinizde hiçbirşey olmamış gibi devam edebiliyorsunuz.
Ama bu bir çözüm mü? Hayır, bence değil.. Çözüm, özgür platformlarımızın özgürce her yerden erişime açılması..
Bu yasağı şahsım adına kınıyorum !

24 Ekim 2008 Cuma

SUSAM SOKAĞI - ELMO PASTASI

Pasta yapmayı çok seviyorum gerçekten de. Pasta yapmayı sevişimin altında bir çok neden var. Çoğunu aslında biliyorsunuz, sık sık bahsediyorum.

Kendime vakit ayırmak, ev-iş düzeneğinin arasında kendim için zaman dilimi yaratmak, mutfakta vakit geçirmek, renklere can vermek, bir şeyleri yaratıyor olmak, zihnimi boşaltmak, birilerini mutlu etmek... ve daha bunun gibi sayılabilecek nice şey.


Ama bir şey daha ilave etmek lazım bunlara.O da pasta yapmanın kültürümü arttırdığı. Nasıl mı? Ben susam sokağı ile büyümüş bir nesildenim aslında.Kurabiye canavarı, minik kuş hepsi televizyonun tek bilemedin 2-3 kanallı dönemlerinde ekranın karşısına mıhlandığımız sevimli karakterlerindendi. Ama "Elmo" neymiş onu bu pasta sayesinde öğrendim.Neymiş, pasta yapmak bana yeni bilgiler de katıyormuş, bu bir gerçek.

Merve Hanım, bir yaşına basacak oğlu için üzerinde "Elmo" karakterinin bulunduğu bir pasta istediğinde tabii ki adresim hemen Google oldu.. Valla google yokken napıyormuşuz hep düşünüyorum :)

Elmo'nun bir resmini bastım ve kafamda bu pasta nasıl olsun diye düşünürken, bu model canlandı gözümde.

Bu pasta ile ayrıca Sevgili Ayşe'nin yine başarı ile evsahipliği yaptığı Şeker Hamuru Ye #38 etkinliğine katılıyorum.

Pastanın yapımı için buradaki tarifi kullanabilirsiniz.

İki adet pandispanya - 23 cm & 16 cm
23 cm için 6 yumurtalı tarif uygulanır.
16 cm için yumurta sayısı 5'e düşürülerek pişirilir.
Arasına 750 gr çikolata + 600 ml krema 'lı ganaj
Bu pasta damla çikolatalı yapıldı.

Afiyetle,

21 Ekim 2008 Salı

ŞAM TATLISI

Hünerli bir bayanın ellerinden gördüm ilk bu tatlının tarifini. Koca yaz geçti ben kaç sefer yaptım, kaç sefer fotoğrafını çektim bilmiyorum bile. Özellikle yazlıkta şerbetli tatlı düşkünü delikanlımız Mutlu için ilk denememi yaptığımda bu tatlı tutar, tarif defterinde alması gereken yeri ve önemi alır diye kanaat getirdim.

Tarifini burada da okuyabileceğiniz tatlımızın yapılışını kayıtlarda kalması adına bir de ben yazayım. Ben şerbet oranı ile yaptıkça oynadım. Bu sayfaya yazacağım benim yaptığım şerbet ölçüsü olacak.

Malzemeler:

Kek için:
  • 1 su bardağı toz şeker
  • 1,5 su bardağı irmik
  • 1 su bardağı yoğurt
  • 1/2 su bardağı un
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 paket vanilya

Süslemek için : Badem

Şerbet:
  • 2 su bardağı şeker
  • 1,5 su bardağı su
  • 1 tatlı kaşığı limon suyu
Kek malzemelerini bir kapta koyu bir kıvam alana kadar karıştırın. Pişireceğiniz borcamı iyice margarinle yağlayın. Hazırladığınız karışımı borcamınıza dökün. Kaşığın tersi ile üzerini düzeltin ve bademleri hamurun üzerine bir kaç sıra olacak şekilde dizin.Önceden 180 derecede ısıttığınız fırında yaklaşık 30-40 dk kadar üzeri kızarana kadar pişirin.

Kek pişerken şerbet için su ve şekeri, şeker iyice eriyene kadar karıştırarak pişirin.Kaynamaya başlayınca limon suyunu ilave edin ve bir taşım kaynatıp ocağın altını söndürün, ılınmaya bırakın.

Kek pişince şerbeti yavaşça (birden hepsini dökmeyin) üzerine yedirin. Şerbeti kaldırmaya devam ettiği sürece şerbetten ilave edin. Şerbetleme işlemi bitince üzerini kapatıp, minimum 3-4 saat bekletin. Vanilyalı dondurma ile servis yapabilirsiniz.

Afiyetle,

17 Ekim 2008 Cuma

BADEMLİ KURABİYE


Şeker hamurlu, fotoğraflı kurabiyelerin yapımında sıkça kullandığım tarifi bu sefer sadece hamuru elimde yuvarlayarak üzerine bir adet badem koydum ve öyle pişirdim.
Misafirlerinize de ikram edebileceğiniz şık bir kurabiye oluyor, deneyebilirsiniz.
Sable Kurabiyesi :
  • 500 gr un
  • 300 gr margarin (oda ısısında)
  • 150 gr pudra şekeri
  • 1 yumurta akı
  • 50 gr toz badem
  • 1/2 çay kaşığı vanilya
  • üzeri için badem


Tüm malzemeler yoğurulur ve hamur 30 dk kadar buzdolabında bekletilir. Elde yuvarlanır ve yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine dizilir. Üzerlerine badem konur ve önceden 170 derecede ısıtılmış fırında üzeri hafif kızarana kadar pişirilir.

Afiyetle,

14 Ekim 2008 Salı

AİLEMİZ PASTASI



Baba diye hitap ettiğim Selanik'teki dünya tatlısı insanın bir lafı vardır. Bu lafı ne zaman düşünsem yüzümde bir tebessüm beliriverir. Kiminle paylaşsam bu özlü sözü :) onlar da çok beğeniyor ve hoşlarına gidiyor.

Babascığım :) der ki:

Baba bir ailenin, bir evin başıdır, anne de boynu. Boyun çevirmezse o baş hiç bir yere dönemez :)

Siz gelin bu deyişin altındaki zenginliği kendiniz tartın:)

Bu pasta bir boyun için yapıldı. Hem de ne boyun. Çevirdiği yöne hep bir şeyler katmış güçlü bir boyun.

Afiyetle,

10 Ekim 2008 Cuma

YEMEKBAHANE 2 YAŞINDA VE KIYMALI PİDE

Bayramdı, yoğunluktu derken atlamışım..Bugün tarihe bir baktım meğer az daha kalsam iyice geç kalacakmışım :(

2006 Ekim'inde başlamıştım Yemekbahane'den ses vermeye. Üzerinden tam 2 yıl geçmiş. 2 koca yılda kazandıklarım, kazandırdıklarım, yitirdiklerim, yaşadıklarım, yaşayamadıklarım, sevinçlerim, sevinemediklerim, gördüklerim, göremediklerim ve daha nicesi bu sayfada birbir birikmiş. Başka bakmaya başlamışım çevreme, aileme, dostlarıma.Yani bu sayfa yapmak istediğim şeyi yapmış.Kendime bakmamı sağlamış.Kendime vakit ayırmanın keyfini yaşatmış bana.

Yaşatmaya da devam edecek, tam da buradan kaldığı yerden...

Afiyetle, ağzımızın tadıyla :)

KIYMALI PİDE



Ailecek malesef hamur işlerine çok düşkünüz. Bu da mevcut resmi gayet güzel özetliyor sanırım. Bizim mutfakta yine bir hamur yoğurma mevzusu söz konusu oldu. Aslında bu ramazan ayında vuku bulan bir durumdu, şimdi yazmak nasipmiş. İftar sofrası menüsünde yer alan pidenin yukarıda görmüş olduğunuz fotoğrafı ise bir hayli eski. Son yapılanı çekmeden yemişiz :) Daha önce çektiğimizin de tarifini vermemişiz :) Kısmet bugüneymiş ..

Malzemeler:

Hamuru için: (resimdeki gibi 6-7 adet pide çıkıyor)


  • 1 su bardağı süt

  • 35 gr yaş maya

  • 3 /4 çay bardağı sıvıyağ

  • 1 çorba kaşığı toz şeker

  • 1 tatlı kaşığı tuz

  • 1/2 çay bardağı ılık su

  • 4 su bardağı un

İç Malzeme:



  • 250 gr kıyma

  • 1 adet orta boy soğan (yemeklik doğranmış)

  • 3-4 adet sivribiber

  • 2-3 adet domates

  • 2-3 yemek kaşığı ince kıyılmış maydanoz

  • tuz, karabiber, kırmızı biber

  • 2-3 yemek kaşığı sıvıyağ

Üzerine :



  • 1 adet yumurta

  • 2 yemek kaşığı yoğurt

  • süslemek için sivri biber

Hamurunu yoğurmak için 1 bardak sütü kaynatmadan hafifçe ocakta ısıtıyoruz. Elimizi yakmayacak kıvama gelince mayayı sütle karıştırıp iyice eritiyoruz. Unu çukur bir kaba eleyip ortasını havuz gibi açıyoruz. Ortasına erittiğimiz mayayı, sıvıyağı, ılık suyu, şeker ve tuzu ekleyip fazla mıncıklamadan hamuru yoğurmaya başlıyoruz. (Daha fazla un kaldıracağını düşünürseniz yoğurma esnasında ilave edebilirsiniz. Aynı şekilde eğer un çok gelirse ılık su miktarı arttırılabilir.)


Hamurumuz yumuşak kıvamlı bir hal alınca nemli bir bezle üzerini örtüp yaklaşık 30 dk kadar mayalanmaya bırakıyoruz.


Hamur mayalanırken biz iç malzemesini hazırlıyoruz.


Bir tavaya ya da tencereye sıvıyağı alıp, yemeklik doğranmış soğanları orta hararetteki ateşte sotelemeye başlıyoruz. Soğanlar renk değiştirdikten sonra kıymayı ilave edip kavuruyoruz. Biberleri ve domatesleri doğruyoruz ve önce biberleri soğan-kıyma karışımına ilave ediyoruz. Biberler de kavrulunca domatesleri ekliyoruz. Bu aşamada baharatını ayarlıyoruz. Son olarak maydanozu koyup ocağın altını kapatıyoruz.


Fırınımızı 180 derecede ısıtıyoruz ve fırın tepsimizi yağlıyoruz. (Yağlı kağıdınız varsa o da kullanılabilir)


Mayalanan hamurumuzdan eşit miktarda parçalar kopartıp elimizle pide şekli verip ortasına kıymalı harçtan koyuyoruz. Tüm hamur bitene kadar aynı işlemi tekrarlıyoruz. Pidelerimizi 15 dk kadar da tepsi mayası alması için bekletiyoruz.


Yoğurt ve yumurtayı bir kasede karıştırıp, 15 dk tepside bekleyen pidelerimizin üzerine eşit miktarda bu karışımdan sürüyoruz. Sivri biber ya da domatesle pidelerimizi süsleyip ısıttığımız fırında yaklaşık olarak 25-30 dk kadar pişiriyoruz.


Üzerleri kızaran pidelerimizi fırından çıkartıp sıcakken servis ediyoruz.


Afiyetle,


6 Ekim 2008 Pazartesi

EGE'NİN MÜTEVAZİ GÜZELİ "TİRE"



"Tire"

Belki de ismini şimdi duyuyorsunuz, belki daha önce gittiniz, gördünüz. İzmir ya da Aydın'da yaşıyorsunuz sanırım bu daha muhtemel bir durum. İzmir'in adını bildiğimiz birçok ilçesinin yanında çoğumuzun ismini ilk kez duyduğumuz bu sevimli belde İzmir'den sadece 75 km uzakta.
Tire'ye dair internette bir çok yazı okudum.Her birini okurken "Evet evet diye başımı sallar buldum kendimi"

Malum artık, söylemeye gerek yok. Ege'nin kızıyım biliyorsunuz.Toprak çeker beni.Zeytinliklerin kokusunu duydum mu, güneşin ışığını gördü mü yüzüm, başka bir mutlu oluveririm.

Ege'de Egeli gibi yaşamaksa eğer , Tire ziyaretim böyle ifadelenebilir. Bayramda Egeli gibi yaşadık :)

Eşimin asker arkadaşı demek istemiyorum, eşim ve benim asker arkadaşımız "O".. Biz hep beraber yaptık askerliğimizi, en azından son 10 ayını :) Ben eşimle tanıştığımda askerdi. Tire'li tertibimiz Agah ile Mardin'de askerliklerini tamamladılar ama arkadaşlıkları Mardin'in asker koğuşlarında kalmadı, sürdü gidiyor. Şimdi herkes evli barklı.. Hatta Agah ve eşi Dilek'in zeka küpü oğulları Bülent ile aileleri bizimkine oranla daha da büyük, hatta kısmetse yakın zamanda biraz daha büyüyecek.(Kendime not :Sen daha otur bakalım) :) Lafı toparlamak gerekirse bu bayramı onları ziyaret ederek geçirdik.Pek de iyi ettik vallahi!


Bu Tire'ye ilk gidişim değil. Ama bir blog sahibi olarak ilk gidişim olduğu için midir nedir, Tire'ye başka baktım bu sefer. Güzel güzel anlatmalıyım ki , bilmeyenler de okusun, belki de yolu düşen gidiversin. Şimdi Engin olsa, şiveni yaptın yine diyiverirdi :) Gidivermek, yazadurmak .. böyle duya duya ben de pek sevdim .. Agah arada ben seviyorum diye kaptırıp kendini oraya has birkaç kelime patlattığında hemen kaleme kağıda sarıldım, yazıverdim gari :)

İşte yazdıklarımdan birkaç farklı deyiş,

Mısır - Efendim Mısır , Tire'de hindi demekmiş.. Bunu duyunca pek hoşuma gitti.
Bildiğimiz mısıra da darı deniyor.
Tren - otoray
Tivis - ayçekirdeği
Gevrek - Simit
Çakıldak - börülce

Mesela.. Su katıver bakem gari ? :) Su koy bakalım demek :) Su katılıyor, konmuyor :)
Dilbilimciyiz ya :) pek hoşuma gidiyor, böyle şeyleri öğrenmek ve ne yalan söyleyeyim, aynı şekilde onlarla konuşmak.

Tire, konumu gereği heryere çok yakın... Kuşadası, Selçuk, Didim, Söke, Aydın, Bodrum... Ortalama 50-200 km mesafeyle günübirlik turlar yapıp vaktinizi çevre yerleri de ziyaret ederek geçirmeniz çok mümkün.


Her yerde zeytinlikler var. Bu da zeytinin ve zeytinyağının hasını yiyebileceğiniz anlamına geliyor tabii doğal olarak.

Tire'nin Salı ve Cuma günleri pazarı varmış. Pazar düşkünü bendeniz hiç durur muyum? Cuma pazarına çıktım. Dilek'in söylediğine göre esası Salı günü olanmış ama bayramın ilk günü olduğu kurulmadı malesef. Neyse .. Sebzenin, meyvenin en tazesini ve en doğalını görünce insan İstanbul'da yediklerini birkez daha gözden geçiriyor ister istemez.


İstanbul'da kalemle çizilmiş gibi düzgün , kusursuz domateslerin yanında tüm doğallığıyla öylesine tezgahta alıcısını bekleyen domatesleri görünce cidden doğanın dengesiyle nasıl oynandığını düşünüp bir kez daha üzüldüm. Pazarcı teyze ve amcaların samimiyeti, elimde fotoğraf makinamla beni görünce "gazeteci" sanmaları da unutulmaz tabii.


Tire'ye yolunuz düşerse, muhakkak KaplanDağı'na çıkmalısınız. Hem muhteşem manzarasıyla, hem tertemiz havasıyla görülmeye değer gerçekten. Yol boyunca göreceğiniz yamaçlara kondurulmuş mütevazi evler ise "Burada yaşayan yaşlanmaz" dedirtiyor insana.




Kaplan Dağı'na gelince Ege'nin ve Tire'nin muhteşem mutfağının en yalın haliyle tadına bakabileceğiniz bir restoran karşılıyor sizleri. Kaplan Çam Restaurant. Her gittiğimde tadı damağımda kalan birbirinden özel ve güzel yemekleri ile bu bayram da midemize güzel bir hatıra bıraktık Enginle.

Tire'de ne yenir ?

Gelelim bloğumuzun amacına. Yemekbahane ama yemeden de olmaz anafikri ile sizlere azıcık görsel destekle Tire mutfağını tanıtayım.

Kabak Çiçeği Dolması

Gelin gibi salınmıyor mu ? O narinlik , o renkler .. Bana sanki tabakta bir gelin varmış gibi hissettiriyor her gördüğümde..



Pazarda gördüğümde almamak için kendimi çok zor tuttum. Eve gelip denemek istedim haliyle ama.. Pazarcı teyzem, o yola gitmez, hemen kapar kendini deyiverdi :)


Meğer kadınlar evde içini hazırlarmış, bir koşu pazara gidip çiçeği o zaman alırmış..O kadar narinmiş bizim gelin hanım. Benim benzettiğim kadar varmış anlayacağınız.


Ezme - Patlıcandan yapılan bir meze. Sırrını çözemedim ama patlıcanın tadını almakta bile çok zorlanıyorsunuz, o kadar iyice ezilmiş. Üzerine gezdirilen zeytinyağı da cabası tabii.

Börülce - Çeşidi bol börülcenin bu resimdeki de bir başka çeşidi. Yemeye doyulmuyor inanın..


Kaplan'da önce güzel güzel bu zeytinyağlılardan yiyorsunuz.. Daha resmini koymadığım Turpotu, kızartma, semizotu salatası, kırmızı biber közlemesi var..


Kabak Çiçeğine gelin dedik ya , işte bu da masanın kraliçesi..


Keşkek

Buğday ve kuzu etinin köz ateşinde uzun süren mesaileri sonrasında bileğe kuvvet harmanlanarak yapılan evlerde düğün, dernek kurulduğunda pişen geleneksel mutfağın en nadide eserlerinden. Tire'ye gelir de keşkek yemeden dönerseniz bence bir kez daha arkanıza bakın, çünkü bu ziyaretiniz tamamlanmamış sayılacaktır.

Dedim ya elimde kamera ile gazeteci edasıyla salındım ortalıkta diye.. Kaplan Restaurant'ın mutfağı fotoğraf makinama açıldı, sıra sıra dizilmiş birbirinden güzel mezelerin hazırlanışına tanıklık etme şansım da oldu.
Pişmiş halini çekemediğim Tire'nin tüm Türkiye'ye artık namı yayılmış köftesinin yapılışını da bizzat görmüş oldum. Tire Köftesi için...


Tire'de daha yenebilecek saymayı unuttuğum belki de henüz hiç yemediğim bir sürü şey var. Ama bunların arasında bir tanesi var ki , onu hiç atlamadan hep tüketiyoruz :)

Tire Tostu (Tire Sandviçi)



Tire meydanında bulunan sıra sıra büfelerin önünde bulunan ızgaralarda tüm malzemelerin tek tek ızgarada pişirilerek yapıldığı Tire Tostunu farklı kılan şey bence kullanılan Ege Türk Sucuklarının lezzeti.


Tire'de Zeki Bey'in büfesinde muhteşem Tire Tostunu yemeye doyamayacaksınız, buna emin olun.


Tatlı yok mu diyenleri duyar gibiyim :)

Kalburabastı Ege yöresine has bir hamur tatlısıdır bilirsiniz. Ama Tire'ye gelirseniz tatmanız gereken başka bir tatlı da çeşitli tatlarla çeşitlendirilen Lor peyniri.
Karadutlu Lor ise bunlara bir önek. Ballı,cevizlisi ya da tahinlisi de makbul lezzetlerden.


Tire'ye bir daha ne zaman gideriz kimbilir. Ama eğer sizin yolunuz o yöreye düşerse Selçuk'a sadece 25 dk kadar uzaklıktaki bu kenti görmeden geçmeyin.

Sağlıcakla kalıverin gari !

29 Eylül 2008 Pazartesi

KIYMALI TEPSİ BÖREĞİ

Elde açılan böreğin hali bir başka oluyor..
Hele de açan kocanızsa :)



Yemekbahane'den SON DAKİKA görüntüsü...

Daha bu fotoğrafı çekeli 20 dakika bile olmadı, inanın... Sıcak sıcak yedik, sıcak sıcak tarifi veriyoruz:)

Tepsiyi tutan el, sevgili eşim Engin'in eli.. Zira bu börek %100 kendisinin ellerinden çıktı ve sahur soframızın başının tacı oluverdi..

Mübarek Ramazan ayının son sahuruna layık bir şeyler yapma arayışındayken Engin, ben börek açacağım diyince bunu pek yadırgamadım inanın. Çünkü bu onun ilk hevesi değil, zaman zaman börek açası geliyor adamcağızın, hoşgörmek lazım :)

Nasıl bir börek nasıl bir börek..

İnce ve çıtır çıtır bir börek..Tabii ki kıymalı..İşte tam hayali de buydu, kıymalı bir tepsi börek :)

Açtık Sofra dergisinin Eylül sayısını, arka fihristinden Hamur İşleri bölümünden bir börek hamuru seçiverdik kendimize.Beğendiğimiz bir hamuru hacimsel olarak ufaltarak bir hamur tarifi çıkarttık ortaya.İşte bizim böreğimizin tarifi :

Hamuru için:

  • 2 su bardağı un
  • 1 yemek kaşığı sulanmış yoğurt
  • 1 yumurta
  • 1 çay kaşığı tuz
  • 1/2 çay bardağı sıvıyağ
  • 1/2 çay bardağı su

Ara malzeme:

  • 200 gr kıyma
  • 1 adet orta boy soğan
  • 1 adet kabukları soyulmuş domates
  • 2-3 adet sivri biber
  • 1 avuç ince kıyılmış maydanoz
  • tuz, karabiber, kırmızı biber
  • 2 yemek kaşığı sıvıyağ

Üzerine sürmek için yumurta sarısı, aralara sürmek için sıvıyağ, varsa çörek otu (susam da olur)

2 su bardağı unu eliyoruz. Ortasını havuz gibi açıp yumurtayı kırıyoruz. Yoğurt, sıvıyağ, tuz ve suyu ilave edip yoğurmaya başlıyoruz. Yumuşak bir hamur elde edene kadar yoğuruyoruz. (Bu aşamada biraz daha un ilave etmeniz gerekirse ekleyebilirsiniz)

Hamurumuz toparlandığında üzerini bir bez ile kapatıp 20 dk kadar dinlendiriyoruz.

Bu arada iç harcını hazırlıyoruz.

Soğanları ince ince kıyıyoruz. Sıvıyağı bir tavaya alıp soğanları yağda hafifçe soteliyoruz. Soğanlar pembeleşince kıymayı ilave edip kavuruyoruz. Daha sonra ince doğranmış sivri biberleri ekliyoruz. Domates, maydanoz ve baharatını da ekleyip bir süre daha soteliyoruz. Ocağı söndürüyoruz.

Dinlendirdiğimiz hamurumuzu dört eşit bezeye ayırıyoruz.

26 cm çapındaki tepsimizi iyice yağlıyoruz (sıvıyağla)

Tezgaha un serpip bezeleri tepsi büyüklüğünde açıyoruz. Birinci yufkamızı açınca yağladığımız tepsiye alıyoruz, kenarları tepsinin dışında bırakıyoruz. Üzerine bir yumurta fırçası yardımıyla sıvıyağ sürüyoruz. İkinci yufkamızı üzerine yerleştiriyoruz ve hazırladığımız harcı ikinci yufkamızın üzerine eşit miktarda döküp iyice yayıyoruz. Üçüncü yufkamızı da harç koyduğumuz katın üzerine koyuyoruz ve yağlama işlemini tekrarlıyoruz. Son katı da koyup yanlarda kalan yufkaları da son aktın üzerine doğru topluyoruz.

Tüm katlarını tamamladığımız böreğimizin üzerine bolca yumurta sarısı sürüp, pizza dilimler gibi dilimliyoruz. Çörek otu ile süsleyip önceden 180 derecede ısıttığımız fırında yaklaşık 20-25 dk kadar pişiriyoruz.


Böylelikle son sahurumuzu da lezzeti bol bir börekle kapatmış olduk.

Buradan herkesin bayramını kutlamak istiyorum..

Herkese sevdikleri ile birlikte, tatlı şeker gibi bir bayram diliyorum !

Ağzınızın tadı eksik olmasın!

Afiyetle kalın,





24 Eylül 2008 Çarşamba

SIZMIŞ BİR FENERBAHÇE TARAFTARI PASTASI


Geçtiğimiz haftasonu yaptığım pastalardan biri.Elinde bira kutusu, üzerinde forması koltukta öylece oturduğu yerde uyuyakalmış bir adam betimlemesi :) Benim de şahsen tanıdığım biri olunca yaptığım pasta da hayal etmek daha kolaylaşıyor elbette. Süpriz pasta istendiğinde nasıl olacağı tamamen bana bırakıldı ve ben pastanın sahibi Uğur'u aynen böyle hayal ediverdim :) Neyse ki tam da Fenerbahçe gol attığında getirmişler pastasını maç seyrederken cumartesi akşamı , tam oturmuş yani konuya :)
Beni arayıp, "Aynı ben bu ! " dediğinde daha da mutlu oldum :)
Tekrar nice yıllara Uğur !
Fenerbahçe pastalarından başka örnekleri hatırlamak isteyenlere :

Özel !

Yemekbahane takipçileri ,

Bir önceki yazımda resmini koyup yayınladığım Boşnak Mantısı , arkadaşım tarafından yapılmadığı, dışarıdan bir bayana ücret karşılığı yaptırıldığı için malesef elimizde tarifi bulunmuyor. Tarifi bekleyenler için bunu belirtmeyi bir borç bildim :)

Afiyetle,

22 Eylül 2008 Pazartesi

İFTAR SOFRAMIZ VE PİYAZ


Cumartesi akşamı üniversiteden arkadaşlarım Ayşen ve Volkan'ın evlerinde iftara davetliydik. Sevgi ve içtenlikle hazırlanmış müthiş bir sofrada eski-yeni ne varsa konuştuğumuz, kahkahası bol, samimiyetin balının damladığı nadide bir iftar yemeği yedik diyebilirim.

Menü masadan da anlaşılacağı üzere hayli kalabalıktı. Boşnak mutfağından çeşitlemelerin de yer aldığı iftar sofrasının baş tacının fotoğrafını belgelemememek olmazdı tabii..

Tataaammm !

Boşnak mantısı .. Tanım : Bir yiyen bir de yemeyen pişman ..Sanırım yeterlidir :)

Menümüz:

  • Tutmaç Çorbası
  • Köfte-patates kızartma
  • Boşnak Mantısı
  • Zeytinyağlı Semizotu
  • Piyaz
  • Amerikan Salası
  • Patlıcan Salatası
  • Közlenmiş Biber
  • Adını şu anda hatırlamadığım (Biber-peynir-kaymak içerikli yöresel bir turşu)
  • Kırmızı biber ezmesi
  • İftariyelik

Sofra kurulurken ben de bir köşede menüde bulunan piyazı hazırladım.

Arşivimizde bulunsun diye buyrun tarifi :

PİYAZ

Malzemeler:
  • 2 su bardağı haşlanmış kuru fasulye (Konserve de kullanabilirsiniz)
  • 1 adet iri boy soğan
  • 2 adet domates
  • 3-4 yaprak göbek salata (ince kıyılmış)
  • Limon (arzu eden sirke de koyabilir) & zeytinyağ & tuz
  • Süslemek için zeytin (haşlanmış yumurta da olabilir)

Soğanları ay şeklinde , ince ince piyazlık doğruyoruz. Tuz ile ovarak acısını çıkartıp, yıkıyoruz. Domatesleri minik minik doğruyoruz. Haşladığımız kurufasulyeleri, soğan, domates ve ince kıyılmış göbek salatayı derin bir kaseye alıp, limon-tuz ve zeytinyağı ilave ediyoruz.Karıştırıp, servis yapacağımız tabağımıza alıyoruz. Zeytin ile süsleyip servis ediyoruz.

Artık Ramazan ayının son haftasına giriyoruz. Allah kısmet ederse haftaya bugün son orucumuzu tutacağız. Ne yalan söyleyeyim bayramı iple çekiyorum. Özellikle de ilk kahvaltıyı :)

Afiyetle,

18 Eylül 2008 Perşembe

OKLAVA TATLISI



Daha şerbetini çekmekteyken, sıcak sıcak fotoğrafladığım bu bir tepsi tatlı, bendenizin ilk resmi "Türk Hamur Tatlısı" denemesidir. Denemenin sonucu nasıl oldu diye soranlara cevabım şu:

"Gidecek yol var.Ancak durum kesinlikle ümitsiz bir halde değil.Özellikle gözlem ortamları sağlanarak - ki bu, bu konuda usta olan yengemizin yanında bir oryantasyon organize etmek anlamına geliyor - kişisel gelişime katkıda bulunulabilir.Tatlımız tadı itibari ile kusursuz ancak görüntüdeki kalın duruş yazının başında belirtilen ilk tecrübenin vermiş olduğu bir duruştan ibarettir."

Tatlının tadına bakıldıktan sonra çıkartılan dersler:

  • Bezeler daha ufak tutulacak - Ceviz büyüklüğünde diyebiliriz.
  • Hamur yırtılma eğilimi gösterene kadar açılacak
  • Mümkünse oklavadan da ince bir materyal ile büzme işlemi yapılsa görsel anlamda daha iyi sonuç verebilir (yengem bunun için bir pantalon askısı kırmış) :)
  • Tatlı soğuk, şerbet ılık olarak şerbetleme işlemine tabi tutulacak (yengemizin naçizane önerisi)

Efendim, el elden üstündür.. Buyrun tarifi..

Ama bendeniz yılmadım.Denemelerime aynen devam ediyor , bu mecradan sizleri bilgilendiriyor olacağım.

Malzemeler: (35 cm çapında yuvarlak bir tepsi için)

Hamur:

  • 1 yumurta
  • 1/2 su bardağı sıvıyağ
  • 1/2 su bardağı süt
  • 1/4 çay bardağı su
  • 1 tatlı kaşığı sirke
  • 1/2 çay kaşığı tuz
  • 1/2 paket kabartma tozu
  • aldığı kadar un (burada net bardak ölçüsü veremedim, değişken olabilir)

Şerbet:

  • 3 su bardağı bardağı su
  • 2,5 su bardağı toz şeker
  • 2-3 damla limon

İç malzeme:

  • 500 gr ince çekilmiş ceviziçi

Diğer:

  • Tepsiyi yağlamak için sıvıyağ
  • Hamurları açmak için bolca mısır nişastası
  • Tatlının üzerine dökmek için 250 gr tereyağ (ben teremyağ kullandım)

Tüm hamur malzemelerini ele yapışmayan yumuşak bir hamur elde edinceye kadar yoğuralım ve üzerine nemli bir bez örterek yaklaşık 30-40 dk kadar dinlendirelim.

Tepsimizi sıvıyağ ile iyice yağlayalım.

Dinlendirdiğimiz hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar alıp bol nişasta ile tatlı tabağı boyunda iyice incelene kadar açalım. Açtığımız hamurun üzerine bolca ceviz serpelim. Oklava (ya da bulabileceğiniz daha ince bir edavatla) ile saralım ve oklavanın üzerinde elimizle sağdan ve soldan büzerek hamuru ortada toplayalım. Hamuru oklavadan sıyıralım. Parça çok büyükse ortadan ikiye kesip, değilse aynen çıkarttığımız şekilde tepsiye dizelim. Tüm tepsi tamamlanana kadar bu işlemi devam ettirelim.

Tereyağını bir tavada eritelim. Tatlımızın üzerine erittiğimiz yağı bolca dökelim.

Önceden 180 derecede ısıttığımız fırında üzeri kızarana kadar tatlımızı pişirelim.Piştikten sonra soğumaya bırakalım. (Tatlımızı, hava almayan bir şekilde sararsak, şerbet dökmeden yaklaşık 10 gün kadar bekleyebilir)

Şeker, su ve limonu bir tencereye alarak şerbetimizi hazırlayalım. İyice kaynayana kadar pişirelim. Ilınmaya bırakalım.

Şerbet ılınıp , tatlı soğuyunca şerbetimizi tatlımızın üzerine dökelim ve çekmesini bekliyelim.

Herkese iyi iftarlar, bereketli Ramazan sofraları diliyorum.

Afiyetle,

15 Eylül 2008 Pazartesi

WEDDING SHOWER PASTASI VE KURABİYELERİ

Düğün öncesi gelin hanıma süpriz parti - WEDDING SHOWER

İşte Wedding Shower budur.Düğününe kısa bir zaman kalmış gelin hanımın arkadaşları ve yakınları toplanır, gelin hanıma hediyeler alınır ve kız kıza parti yapılır. Amerika'da yaygın olan bu geleneği görümcesi Natali için uygulayacak olan Sevgili Nil benden bugün için özel bir pasta ve kurabiyeler yapmamı istedi.

Pastanın üzerine bir gelin figürü hazırladım. Gelinliğini yaparken gerçekten çok eğlendim. Kendisine diktiğim :) gelinlikten de son derece memnun kaldım, ne yalan söyleyeyim. :)



Kurabiyelerde ise yine gelinlik konseptinden yola çıkarak kalp kurabiye kalıpları ile hazırladığım straplez gelinlik modelini uyguladım.

Gelin hanıma buradan mutluluklar diliyorum.

Afiyetle,

10 Eylül 2008 Çarşamba

DOĞUMGÜNÜ KIZIYIM :)

Canım annem ...

Hayatına beni soktuğun için.Beni hep koruduğun ve bu yaşıma sınır tanımayan sevgini vererek getirdiğin için.O'nun yokluğunu bana hiçbir zaman hissettirmediğin için.

İyi ki doğdum değil ... İyi ki doğurdun :)

Afiyetle,

8 Eylül 2008 Pazartesi

UN KURABİYESİ

BİR CAN ÇEKİŞME DURUMU



Resmen dün gözümün önünde uçuştu kurabiyeler.Tıpkı çizgi filmlerde olur ya öyle.Hani bir karakter kafasını çarpar, gözünde böyle yıldız yıldız şeyler uçuşur :) Haaaahhh aynen öyle oldum :)

Kalk Müge Kalk ! Bir kurabiye yoğur, yoksa bir yerlerin şişecek :)
Hayalimde, kocaman bir bardak demini almış mis gibi kokan çay..Bir kurabiye atıp ağzıma üzerine sıcacık çaydan bir yudum alıyorum.Kurabiye kendini kaybediyor, ben kendimi kaybediyorum:) Allahım sen kimseyi açlıkla terbiye etme..Bu Ramazan beni ne hale sokuyor böyle ;)

Annemin çok eski bir defteri vardır.(Laf aramızda yürütmüşüm evlenirken):) Onun içinde dedim kendi kendime aradığım.Çocukken pek yapardı.
Hahh burada...
UN KURABİYESİ
Malzemeler: (25 adet ceviz büyüklüğünde kurabiye çıkıyor)

  • 125 gr oda ısısında beklemiş margarin
  • 4 yemek kaşığı pudra şekeri
  • 1 paket vanilya
  • 2 - 2,5 su bardağı un (önce 2 bardak koyun, kaldırırsa ekleyin)
  • damla çikolata (arzuya göre, fındık, fıstık vs de konabilir)
  • üzeri için pudra şekeri

Fırınımızı 140 derecede ısıtıyoruz.

Margarin, pudra şekeri, vanilya ve unu bir kapta ele yapışmayan bir hamur elde edinceye kadar yoğuruyoruz. Eğer hamurumuz halen yapışırsa un ekleyebiliriz.

Fırın tepsisine yağlı kağıt serip hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar alıp yuvarlıyoruz ve tepsiye diziyoruz.

Fırının orta kademesinde yaklaşık 10-15 dk kadar (pembeleşmeden almalıyız) pişiriyoruz.

Sıcakken ortalarına damla çikolataları sabitliyoruz.

Hafif soğuduktan sonra bir tel süzgeç yardımı ile üzerlerine pudra şekeri serpiyoruz.

Dün akşam iftara davetliydik. Kurabiyeleri şık bir şekilde götürmek istedim. O nedenle evdeki kutularımdan birine yerleştirdim.

Güya hediye götürdüm ama çoğunu sanırım ben yedim :) Tabii çay ile onları buluşturmak çok daha keyifliydi.

Afiyetle ,

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails