Sayfalar

31 Ağustos 2009 Pazartesi

ADA MEZE


Ada Meze, tamamen annemin verdiği bir isim. Aslında bildiğiniz patlıcan, biber kızarması. Üzerindeki sosu nedeniyle şakşukayı çağrıştırıyor. Öyle ya da böyle bizim evin misafir ikramı kalemlerinin başında geliyor. Kim gelecek olsa, Sevda Abla "Ada Meze" var mı diye muhakkak soruyor :) Tabii sağlıklı yaşam nedeniyle kızartmaya hasret vatandaşın bu tepkiyi vermesi son derece olağan.
Ramazanda da sofralarımızda Ada Meze.
Kayıtlarda bulunması adına buyrun malzemeler:

Adetleri kişi sayısına göre ayarlayabilirsiniz.


  • Patlıcan

  • SivriBiber

  • Kırmızı(Kombo) Biber

  • Çarliston Biber

  • Kızartmak için sıvıyağ

Sosu için



  • 3-4 adet domates

  • 1 yemek kaşığı salça

  • 4-5 diş sarımsak

  • tuz

Tüm sebzeleri zar şeklinde ufak ufak doğrayıp ayrı ayrı hazırlıyoruz. Sırasıyla patlıcan ve biberleri kızartıp kağıt havlu serdiğimiz bir tabağa alıyoruz.


Domatesleri rendeliyoruz. Bir tencerede salça, ince ince doğranmış sarımsak ve tuz ilave edip bir müddet pişiriyoruz.


Kızarttığımız sebzeleri servis edeceğimiz tabağa alıp, üzerine sosunu döküyoruz. Arzuya göre süzme yoğurt ile süsleyip servis ediyoruz.


Afiyetle,

28 Ağustos 2009 Cuma

TEPSİ KÖFTESİ

Fırında pişen yemeğin tadı daima başka oluyor. Köfte esasen aynı köfte, üzerindeki de aynı patates olmasına rağmen bu yemeği çok severek tüketiyoruz. Halen güncel bir iftar sofrası menüsü yayınlayamamış ben, Tepsi Köftesi ile bir sonraki yazıma kadar sizleri baş başa bırakıyorum.

Bu ara çok uzun sürmeyecek onu da belirtmek istiyorum:) Dün akşam iftar sonrası bir mesai ile bu akşamki konuklarım için hazırlandım. Yani bir sonraki tarifim güncel bir ramazan sofrasından geliyor...

Gelelim köfteye :)
Malzemeler: (2 kişilik - ancak 4 kişi rahatça tüketti) :)


  • 250 gr yağsız dana kıyma

  • 1 adet orta boy soğan

  • 1 çorba kaşığı tereyağ

  • tuz-kimyon-kırmızı biber-karabiber

  • 2 adet orta boy patates

  • domates,biber

Soğanı rendeleyip suyunu iyice sıkıyoruz. Kıyma, soğan ve baharatları iyice yoğuruyoruz. Tereyağını da ilave edip bir harca iyice yediriyoruz. Pişireceğimiz tepsi ya da borcamın (ortalama 20-22 cm çapında olmalı, daha büyüğü köftenin çok ince olmasına neden olacaktır) dibini yağlayıp kıyma harcımızı koyuyoruz. Elimizle bastırarak tepsinin dibine iyice yerleştiriyoruz. Patatesleri soyup yuvarlak doğruyoruz ve köfte harcının üzerine diziyoruz.Domatesleri de yuvarlak doğrayıp, patateslerin üzerine yerleştiriyoruz. Biberleri de koyup önceden ısıtılmış 170 derece fırında pişmeye veriyoruz. Ara ara kontrol ederek, gerekirse tepsimizi çeviriyoruz. Patatesler pişince yemeğimizi fırından alıyoruz.


Bir spatula yardımı ile köftemizi servis edeceğimiz tabağa çıkartıyoruz.


Afiyetle,

Servis Önerisi:

Mantarlı & Mısırlı Pilav

25 Ağustos 2009 Salı

KAŞARLI MANTAR SOTE

mantar sote



Sanırım uykusuzluk vuruyor beni en çok. Yememişim, içmemişim .. bunlara alışıyor insan da cidden uyu, kalk, saati tekrar kur, yediğin için uyuyama, tam uyudun yine kalk, serviste uyu, uyan, işe başla .. çok fenayım çokkk..Sabah 6'da kalkmasam ne güzel olurdu :)
Ramazan ayının benim için en zorlayıcı yanı bu işte. Uyku konusu. Sabah çok erken uyandığım için ve gece de uykum bölündüğü için tabiri caizse perişan bir görüntü sergiliyorum :)
Ama tüm bu uyku sorununun ötesinde hakikaten büyülü bir şey.Yani vücuduna saat takılı gibi acıkacağı saati bilen ben, nasıl oluyor da akşam iftar saati geldiğinde dahi acıkmamış oluyorum, kendime şaşmıyor değilim.
Bu sene iftar sofralarımız son derece mütevazi.Mevsimsel olarak sanırım canım hiç ahım şahım bir şey çekmiyor.Annemin tabiri ile "bana bir tek çay yeter" moddayım.Eşim de aynı durumda.Zaten insan ikinci lokmasında tıkanmıyor mu? O yüzden henüz buraya taşıyabileceğim özel, daha önce yayınlanmamış bir yemeğim olmadı. Ben de eskilerden dem vurmaya devam ediyorum. Kaşarlı mantar soteyi aslında garnitür olarak etin yanına yapmıştım ancak yanına güzel bir pilavla ana yemek olarak da ikram edilebilir. Mühim olan mantar sevmek sanırım. Bu kilit soru. Çünkü 10 kişi dizsek mantar sevmeyen 7 kişi çıkartabiliriz :) Protein olarak son derece zengin olan mantarın kötü bir namı var sanırım. Ben çok severim ve bayıla bayıla da yerim. Ama dünya yemekseçme şampiyonu değerli eşim tabii ki kimseyi şaşırtmaz ve birçok kişinin yemediği mantarı o da yemez :) Bu menü bir misafir durumundan kalma.. Yani sırf ona pişmemiş bir yemek olduğu için "özgür kız mutfakta kendini rahat ifade edebilmiş" durumu söz konusu.

Malzemeler:
  • 1/2 kg mantar (ince doğranacak)
  • 2 adet domates (kabukları soyulmuş, küp küp doğranmış)
  • 3-4 adet biber (ufak ufak doğranmış)
  • 1 adet ufak boy soğan (küp doğranmış)
  • 1-2 diş sarımsak (ufak ufak kesilmiş)
  • 1 yemek kaşığı domates salçası
  • 1-2 yemek kaşığı sıvıyağ
  • tuz-karabiber-kekik
  • üzeri için kaşar peynir (dil peyniri de olabilir)
  • sıcak su

Mantarları güzelce temizleyip, kararmaması için limonlu suda bir müddet bekletiyoruz. Mantarlar da dahil olmak üzere doğranması gereken tüm malzemeleri hazırlayıp bir tencereye sıvıyağımızı koyuyoruz.

Önce soğan ve sarımsakları kısık ateşte soteliyoruz. Sonrasında biberleri ekleyip , yumuşayana kadar pişiriyoruz. Biberler kıvama gelince mantarları ekliyoruz. Suyunu salıp tekrar çekene kadar kavuruyoruz. Domates ve salçayı ilave edip , yaklaşık 1 -1,5 çay bardağı kadar sıcak su ekliyoruz.Baharatını da ekleyip, tencerenin kapağını kapatıp, kısık ateşte yaklaşık 5 dk kadar tüm tatların birleşmesi için pişmeye bırakıyoruz. Pişen sotemizi ısıya dayanıklı bir başka kaba (servis etmek istediğiniz) alıp üzerlerine dilim ya da rende, nasıl arzu ederseniz, kaşar peyniri serpiyoruz. Sıcak fırına verip kaşarların erimesini ve hafifçe üzerlerinin kızarmasını sağlıyoruz.

Not: Soteyi misafirleriniz gelmeden pişirebilir, fırına verme işlemi sofraya geçme aşamasında yapabilirsiniz. Bu sayede sıcak servis etmiş olursunuz.

Servis önerisi: Hafif bir tereyağı ile güzelce pişirilmiş, dana bonfilenin üzerine konarak yanına pilav ile servis edilebilir.

Afiyetle,

21 Ağustos 2009 Cuma

PAZARLAMADA KİTLELERE ULAŞMAK

Oooo... Başlığa bakılırsa derin bir mevzu geliyor demeyin. Tez ödevi niteliğindeki bu başlığın sebebi son dönemde yaşadığım örneklerin artması.

Önce Uno yaşattı aslında çoğumuza bu tecrübeyi. Bir gün eve döndüğümde apartman görevlimiz ben yokken kendisine bırakılan kutuyu teslim edince, o heyecanı ilk kez yaşamıştım. İçinden çıkan adıma yazılmış mektup ve harikulade tasarlanmış bir pazarlama stratejisi ile tanıtılan ürünler, markanın kafamdaki algısını daha da güçlendirmişti. Uno , bunu ürün gruplarının tamamını tanıtana kadar devam etti , eee tabii ben de anlatmaya. Kitle tespiti noktasında son derece başarılı bulduğum bu aktiviteler dizisini Uno, harika bir organizasyonla sürdürdü.

Sonra Tefal, yeni piyasaya sürdüğü ürünü Actifry tanıtmak amacıyla bizleri biraraya getirdi.Yine hedef kitle belliydi.. Sesini blog mecrasından duyuranlar.

Bir sonraki seferde Tamek, içecek grubunu bizlerle buluşturdu. Tamekids ile bu kutu vasıtasıyla daha yakından tanışmış olduk.

Tam mevsiminde, Algida'nın yaptığı bir diğer pazarlama faaliyeti ise ürünün ve markanın gücünü yerinde görme fırsatı tanıdı bizlere. Carte d'or lezzetlerini fabrika bantından tatmanın keyfini günlerce dilimize doladık.

Hem bir blog yazarı hem de pazarlama konusunda kariyerine devam eden bendeniz bu faaliyetlerin her birini bir örneklem, bir trend analizi şeklinde de değerlendirdim aslında. Tümü kendi alanında çok güçlü bu markaların faaliyetlerinin temelinde yatan şeyin özünün, marka bilinirliliği güçlendirmek ve kitlelere aracı kullanmadan ürünü birinci elden, direk temasla tanıtmak olması , günümüz pazarlama alışkanlıklarının ne derece boyut değiştirdiğini bizzat gösteriyor.

İşte bunların son örnekleri...

Geçen hafta yine Tamek'ten aldığım bir kutu oldu. Bu sefer içerisinde konserve, salça vb bir grup ürün yer alıyordu. Kutuların anlamını daha da arttıran isme gelen mektup ile birlikte. Açılan yeni websitesi ve yapılacak yemek yarışmasının tanıtımını içeren kutu yine bahis konusu olacak şekilde son derece etkin hazırlanmıştı.


Bir blog yazarı olduğum için değil, bu sefer şirkete direk tüm personele yönelik yapılan bir pazarlama faaliyetinden bahsedecek olursak, Amerika'nın meşhur Doughnut markası Krispy Kreme , Türkiye pazarına müthiş bir tanıtım ile girdi diye düşünüyorum.

Eğer bu faaliyet için ayırdığı bütçeyi iki ya da üç gün prime time zamanında televizyonda iki sefer reklam döndürerek kullansaydı, aynı etkiyi bırakır mıydı? Ben sanmıyorum.
Çünkü bütün haftasonu Bağdat Caddesi'nde kutu kutu ürün dağıtarak, sonrasında bizim şirket gibi personel sayısı yüksek firmaları hedef alıp onlara da dağıtım yaparak bir iki reklamla yapamayacağı tanıtımı yapmıştır diye düşünüyorum. Haaa bu arada Krispy Kreme'e ben bayıldım , hamuru müthiş.. Yumuşacık ve insanın yedikçe yiyesi geliyor:) Bu iyi bir şey mi tabii tartışabiliriz :)

Pazarlamacı damarım tuttu bu sabah, fazla tuşladım kusura bakmayın artık:) Ama hakedene bir iki kelam etmemek olmaz.

Tüm bu sözlerin ardından herkese iyi ramazanlar diliyorum. Sofralarınız bereketli, ağzınızın tadı yerinde olsun.

Afiyetle,



19 Ağustos 2009 Çarşamba

YENİ BİR BAŞLANGIÇ DAHA ...

Biliyorum iyice ihmal ediyorum artık.. Ama son bir kaç aydır, yoğun bir koşuşturmaca içerisindeydim. Çikomu :) evlendirdim. Yarı kaynana sayılırım :)
Bir çok blogda ramazan hazırlıklarını gördüm imrendim doğrusu.
Benim de mutfağa dönme vaktim artık geldi. Hadi bakalım atalım üzerimizdeki yaz rehavetini. Coşku ile karşılayalım mübarek ramazan ayını.
Afiyetle,

14 Ağustos 2009 Cuma

TAHİN HELVALI KEK

Hakikaten bazen eşimin dediği kadar varım. Ne zaman kek yapsam içine muhakkak bir şeyler karıştırma, sade yapmama eğilimim olmasına kızan eşim haklı. Bunu son yaptığımda da kendisine ispatlamış oldum sanırım. Ama vallahi elimden gelmiyor. Hadi dümdüz , içinde hiç bir ilave malzeme olmadan bir kek yapayım diyorum ama olmuyor. İçimdeki o ses hayat buluyor ve kulağıma fısıldıyor :)"Buzdolabına bir daha göz at, muhakkak katacak bir şey bulacaksın" :)

Cuma akşamı çok spot bir şekilde karar verip, yemeğe davet ettiğim arkadaşlarım için hızlısından bir menü oluştururken aklımda tatlı yapmak hiç yoktu. O yüzden iş dönüşü markete gittiğimde de herhangi bir malzeme almadım bunun için.

Ama eve gelince Sevgim'ciğimin doğumgününü beraber kutlamadığımız ve kendisine aldığım hediyeyi henüz vereceğim aklıma gelince , şu meşhur ses yine bir soru sordu bana :) Eeeee pastasız hediye olur mu hiççç?? Tabii olmaz :( Hazır da almak istemiyorum. Kimse gücenmesin ama hazır pasta hiç sevmem.Pasta yapmaya vaktim yok. Hem soğumaz , bir şeye de benzemez.. Keşke biraz malzemem olsaydı derken..... O ne bir paket kekun :) Tamam dedim, bir kek yaparım hem de hamiş arkadaşımın midesi de yoldaki bebişi de bayram eder :)

Hmmm neli kek yapsam? "İşte klasik soru" Sanki bir kek bir şeyli olmalı ? :)
Kakao ... Yok :( Bitmiş :(
Üzüm ... Engin yemez :(
Havuç ... Engin yemez :(
Limon ... Ben yemem :)

Ceviz ... hahh o var ... Eee ama azıcık kalmış :(

Dur bakayım o ne ? Kekun paketinin üzerinde bir tarif ... Tahin Helvalı Kek :)
Şimdi diyeceksiniz ki , kakao yok helvayı nerden bulacaksın.. Demeyin demeyin ... O var :)
İşte kekin içinde bir şeyler olma konusu böylece halloldu.. Hem de sonuç harika. Kimse içindekinin ilk tadışta ne olduğunu doğru tahmin edemedi. Tanıdık bir şey ama bu ne dediler hep :)


Gelelim kekin tarifine.. Keki tariftekine uygun şekilde yaptım ama bence şeker miktarı biraz azaltılabilir, bana fazla tatlı geldi. Bir de hani yukarıda yazdığım azıcık ceviz vardı ya o da bu kekin içine girdi ve bence sonuç daha da güzelleşti :)

Malzemeler:
  • 1 paket sade kekun
  • 4 adet yumurta
  • 180 gr eritilmiş margarin
  • 1 su bardağı süt
  • 1,5 su bardağı toz şeker *** bu azaltılabilir
  • 1 avuç ceviz (hiç dövmeden kattım)
  • 200 gr tahin helva (ben kakaolu kullandım)

Fırını 180 derecede ısıtıyoruz. Kalıbımızı iyice yağlayıp hazırlıyoruz. Yumurta ve şekeri krema kıvamına gelinceye kadar çırpıyoruz. Erittiğimiz margarini yumurta şeker karışımına ilave edip çırpmaya devam ediyoruz. Sütü de katıp kekunu ekliyoruz. Çırpma işlemine devam edip son aşamada helva ve cevizi ilave ediyoruz. Hazırladığımız kalıba karışımımızı döküp fırına veriyoruz. Yaklaşık 50 dk kadar pişiriyoruz. Fırından çıkartmadan evvel kürdanla pişip pişmediğini kontrol ediyoruz.

Bu hafif mayhoş tadı beğeneceğinizi düşünüyorum.

Afiyetle,

11 Ağustos 2009 Salı

KELEBEK PASTA

Dayısının kuzusu artık kocaman kız oldu. Tam 2 yaşında. İlk yaş pastasını burada olmadığım için ben yapamamıştım ama bu sefer onun deyimi ile MO.. pasta yapma şansım oldu.

Kelebek pastayı Naz kaç sefer üfledi saymadım ama sözlerini tam olarak söyleyemese de melodisinden kaçak vermedi. "İyi ki doğdun nazzz !!!" şarkısı dilinden eksik olmadı tabii onun dilinde. udududuuu naaaaa :)



Nice mutlu yıllara dayıcım :)

3 Ağustos 2009 Pazartesi

ZEYTİNYAĞLI ENGİNAR




Gelişim her daim memnuniyet verici bir unsur bence. Bir şeylerin daha iyiye, güzele doğru yol aldığını gözlemlemek ya da bunu algılıyor olabilmek. Hep çocuklarda hissettiğim bir şey bu benim aslında, onların büyümesine şahit olmak zaman denen izafi şeyi elle tutulur şekilde ispat etmiyor mu? Zamanı gözlemleyebilmek belki de sadece bu şekilde maddeleşirken bugün kendimde bir gelişime tanık oldum. Zeytinyağlı Enginar tarifi yazmış mıydım diye kendi bloğumu didiklerken bir baktım "O ne??" ayyy bir de o fotoğrafı beğendim de koydum mu ben yaa, diyiverdim. Sonra sakinleştim ve gelişimin tadını çıkarttım 2-3 sn. :) Kendine kızma Müge! Kendini sev, 2007'den bu yana algındaki, zevkindeki, gözündeki değişimi seyret ve kendini sev dedim :) Öyle de yaptım valla, ne yapayım :) İşte o bahsi geçen link .. Utanmadım bir de link verdim , hahahhaa :)



Ekim 2006'da blog yazmaya başladığım zamandan bugüne neredeyse 3 sene geçti ve sanırım Allah izin verir , yazmaya devam edersem 3 sene sonra bugüne dönüp "Aman Tanrım!!" nidaları atıyor olabilirim :) Gelişim de şart, eğitim de :)



Bu vesile ile pişirdiğim canım enginarlarımın yeni oyuncağımla çekilmiş fotolarını koymadan edemedim.O suda yüzen karanlık şeyleri unutun ve bir sonraki 3 sene için bunları hatırlayın sevgili dostlarım:) Duruma göre bakarız ve yine yapar, çeker, koyarız olmadı... Mecra bizim değil mi, ister atarız ister tutarız.. Ohhh yok keyfimize diyecek:)



Enginar, adını da tadını da sevdiğim bir sebze.. Ama en çok nesini seviyorum biliyor musunuz? Bence inanılmaz asil bir sebze. Yanlış anlamayın, altın fiyatı gibi inen çıkan pazarın en pahalı mahsülü oluşundan mütevelli değil, tabakta duruşunun zerafetini kastediyorum. Bence sofrada duruşu bile saraylı :) O yüzden tadını sevmemin yanında ikramını da şık bulduğum için mevsiminde sıkça pişiriyorum.



Tarifini vermişim daha önce.. Ama olsun, bir de burada dursun, ne zararı var? Hiççç :)



Malzemeler: (5 adet)

  • 5 adet enginar
  • 1 büyük boy kuru soğan
  • 1/2 çay bardağı zeytinyağ
  • tuz
  • 4 adet kesme şeker
  • 1 adet orta boy havuç
  • 1 adet orta boy patates
  • 1 kase bezelye
  • ince kıyılmış dereotu - ya da arzuya göre maydanoz (Ben maydanoz kullanıyorum eşim dereotu sevmediği için)
  • su


Soğanları küçük küpler halinde doğruyoruz. Havuç ve patatesleri de soyup küp küp doğrayarak hazırlıyoruz. Bezelye-havuç ve patatesleri bir kasede karıştırarak ilave etmek üzere bekletiyoruz.

Tenceremize zeytinyağını koyup, doğradığımız soğanları kısık ateşte kavuruyoruz. Soğanlar kavrulunca enginarları yerleştirip, kavrulan soğanları enginarların içine doğru alıyoruz. Hazırladığımız patates-havuç ve bezelyeleri enginarların üzerlerine paylaştırıyoruz.



Enginarların üzerine gelmeyecek şekilde su ilave edip, tuz ve şekerini katıp kapağını kapatıyoruz.Kısık ateşte pişiriyoruz. Yaklaşık 30 dk sonra bir bıçakla enginarların pişip pişmediğini kontrol ediyoruz.



Servis tabağına alıp, üzerlerine maydanoz veya dereotu ilave edip soğuk servis ediyoruz.


Bu aralar ActiFry'a takılmış durumdayım. Habire biber, havuç,kabak kızartıp duruyorum. Tabii ki sadece azıcık yağla :) Üzerine de bol sarımsaklı domatesli bir sos, tamamdır.. Var mı yaz gibisi? Yemesi de giyinmesi de kolay :)

Çenem düştü yine..

Afiyetle,