29 Eylül 2009 Salı

PATATESLİ RULO BÖREK & FOTOĞRAFA İLK ADIMLAR



Fotoğraf kursum hala devam ediyor. Pazar günü dönem katılımcıları hepbirlikte İznik'teydik. Daha önce de gitmiş olmama rağmen, İznik'e kadrajın ardından başka bir bilinçle bakmak cidden daha keyifliydi. Fotoğraf çekmenin bana bakmayı öğreteceğini hiç düşünmemiştim. Görmenin ötesine geçip, bakmak hakikaten çok daha değişik bir his. Artık neye baksam bana bir kare fotoğraf hissi veriyor :) İlk heves midir bilmiyorum ama gerçekten çok keyif aldığım bir dönem oldu. Fotoğrafçılık kursu konusunda öneri isterseniz, özellikle İstanbul Anadolu yakasında oluşu ve samimi ortamı nedeniyle Fotoğraf Atölyesini sizlere tavsiye edebilirim.


Daha dün tarif yazdım biliyorum, bu hızımı neye borçlu olduğumu soracaksınız belki de. Haklısınız ancak kendimi birden günün ortasında burada buluverdim. İşe güce bir kaç dakika ara verip bir soluklanmak istedim sanırım. O yüzden ramazan denemelerinden birini daha bekletmeden yazacağım.


Kete sever misiniz? Orta Anadolu'da sıkça yapılır, bilenleriniz muhakkak vardır. Arasındaki unlu doku nedeniyle ben keteyi çok severim. Bu böreğin de yufkalarının arasındaki un bana keteyi anımsattı tat olarak benzer yanı olmasa dahi. Malzemeleri kolay, yapımı pratik ama tat olarak değişik bu tarifi beğeneceğinizi düşünüyorum. Tarif bir televizyon programından alıntı.

Malzemeler: (12 adet börek için)
  • 2 adet yufka
  • 4-5 adet orta boy haşlanmış patates
  • 1 çay bardağı sıvıyağ (arzuya göre mısırözü-ayçiçek ya da zeytinyağ kullanılabilir)
  • 1 su bardağı un
  • 1 avuç kadar ince kıyılmış maydanoz
  • 1 avuç kadar ince kıyılmış dereotu
  • 100 gr beyaz peynir
  • tuz
  • üzerine sürmek için yumurta sarısı

Bir kasede patatesleri ezip, maydanoz, dereotu ve peynir ile karıştırıyoruz. Arzuya göre tuz ilave edip iç malzememizin hazırlığını tamamlıyoruz.

İlk yufkayı tezgaha açıyoruz. Üzerine fırça yardımı ile sıvıyağ sürüyoruz. Bir elek yardımı ile yufkanın üzerine eşit miktarda gelecek şekilde un eliyoruz. (Fazla gelmemesine, topaklanmamasına dikkat edelim)

Yufkayı ortadan ikiye katlıyoruz. (yarım ay şekli alacak) Üzerine yine sıvıyağ sürüp tekrar un eliyoruz.

Yarım ay şeklinde duran yufkamızın geniş kısmına hazırladığımız iç malzemeyi boylu boyunca bir sıra halinde koyarak orta kalınlıkta bir rulo elde edecek şekilde sarıyoruz. Bu uzun ruloyu 3-4 parmak kalınlığında dilimliyoruz. (6 parçaya denk geliyor aşağı yukarı)

Aynı işlemi diğer yufkamıza da uyguluyoruz.

Dilimlediğimiz börekleri yağlanmış ya da yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine diziyoruz.

Yumurta sarısı ve bir miktar sıvıyağı bir kasede karıştırıp böreklerin üzerine sürüyoruz.

Önceden ısıtılmış fırında 180 derecede üzerleri kızarana kadar pişiriyoruz.

Afiyetle,

25 Eylül 2009 Cuma

NANELİ SÜZME MERCİMEK ÇORBASI

İşte döndüm.. Kısa bir tatil ve yaza veda edişin ardından yine buradayım. Ramazan ayının sonrasında kaldığımız yerden devam ediyoruz...



Ramazan sonrasında vereceğim tariflerin bir çoğu aslında ramazan sofralarından olacak. Yine birikimlerimizi kullanacağız yani :)

Neredeyse 3 seneyi bitireceğim Yemekbahane'de. Arşivi kontrol ettiğimde bir çok farklı şey yazmış ve yayınlamışım ama çorba konusunda zayıf olduğumu gözlemledim. Aslında hepimize olan bir şey bu, benim aklıma gelen gerekçe o.."Bu yayınlanır mı?" gözüyle bakınca , insan evinde normalde pişen şeyleri koyma konusunda tereddüte düşebiliyor zaman zaman. Sanırım çorba konusu da böyle bir gerekçede kaynayıp gitmiş bende.

Süzme mercimek çorbası, herkesin evinin en temel taşlarından biridir. Kimisi un kavurur, kimisi havuç koyar ama her evde muhakkak süzme mercimek çorbası kaynar diyebiliriz. Naneli süzme mercimek çorbası ise benim ramazanda üst üste mercimek çorbası içmekten sıkıldığım (Neden üst üste demeyin, evde Engin var, ondan) bir günde yaptığım bir çorba oldu.

Malzemeler:

  • 1,5 su bardağı kırmızı mercimek
  • 1 adet orta boy kuru soğan
  • 1 adet orta boy patates
  • 2 adet maggi tavuk bulyon
  • 2 yemek kaşığı tereyağ
  • 1 tatlı kaşığı kuru nane
  • tuz
  • su

Mercimeklerimizi ayıklayıp bol su ile yıkıyoruz. Düdüklü tencerece mercimeği ve soyularak iri doğranmış soğan ve patatesi koyup üzerini 1-2 parmak aşacak şekilde su ilave edip yaklaşık 10 dk kadar (düdüğü öttükten sonra) haşlıyoruz. Düdüklü tenceremizi sürenin sonunda açıp el blendırı ile ya da tel süzgeçten geçirerek çorbamızı krema kıvamına getiriyoruz. Bu aşamadan sonra koyuluk durumuna göre su ilave edilmesi gerekiyorsa sıcak su katıp kıvam ayarı yapıyoruz.

Not : Ben el blendırı ile yapsamda muhakkak tel süzgeçten geçirerek başka bir tencereye almayı tercih ediyorum.

Tereyağ, bulyonlar, tuz ve nanesini ilave ederek kısık ateşte yaklaşık 5-10 dk kadar kaynatıyoruz.

Servis önerisi : Arzu ederseniz servis ederken tereyağ ve kırmızı biberi ocakta kızdırıp üzerine gezdirebilirsiniz.

Afiyetle,

18 Eylül 2009 Cuma

BABY SHOWER PASTASI & SADE PANDİSPANYA

Ramazan ayı içerisinde yazacağım son yazıda yaptığım bir pastaya yer vermek istedim. İlkokula gittiğini günleri dün gibi hatırladığım Sevgili Duygu'nun baby shower partisi için hazırladığım bu pasta, klasik bebek pastalarına dair her ne kadar benzer unsurlar taşıyor olsa da yukarıdaki resimde gözüken o "karpuz dilimi" nedir diye belki içinizden soranlar olmuştur :)

Duygu ve eşi Brandon bebeklerinin adını Summer (Yaz) Damla koyacakları için , yaz mevsimini temsil eden espirili bir detay olarak karpuz dilimi iliştirmemi istediler pastanın bir köşesine. Ben de tam "Summer" ın altına konduruverdim ama inanın şeker pembesi, üzerinde emzikler , kelebekler olan bir pastaya yeşil-kırmızı tonlarda bir karpuz dilimi koyacağım aklımın ucuna dahi gelmezdi :)


26 ve 18 cm'lik iki çemberde hazırladığım pastanın pandispanyasını sade şekilde hazırladım. Duygu'nun talebi ile bu aslında hep ganaj uygulamama rağmen bu sefer krema kullandım.

Bu pasta için 2,5 ölçü pandispanya hazırlığı yaptım.

SADE PANDİSPANYA (20 cm kalıp için)
  • 6 yumurta
  • 170 gr toz şeker
  • 110 gr un
  • 1/2 çay bardağı portakal suyu
  • 50 gr mısır nişastası

Yumurta sarısı ve beyazlarını ayırıp, yumurta aklarını şekerin yarısı ile kar gibi oluncaya ve bıçakla kesilebilecek kıvama gelinceye kadar çırpıyoruz.

Şekerin geri kalanı ile yumurta sarılarını krema gibi oluncaya kadar çırpıp, portakal suyunu ilave edip kaşıkla karıştırıyoruz.

Nişasta ve unu elekten geçirip, tüm malzemeleri biraraya getirip yumurta aklarını söndürmeden tahta bir kaşık ile hafifçe karıştırıyoruz.

Altına yağlı kağıt koyduğumuz çemberimizi fırın tepsisine oturtup hazırladığımız pandispanya karışımını döküyoruz.

Önceden ısıtılmış 180 derece fırında pandispanyamızı yaklaşık 25-30 dk kadar pişiriyoruz.

Pandispanyayı rahat kullanabilmek adına bir gece önceden hazırlamak gerekir.

Krema olarak Çilekli Yaz Tatlısı'nda kullandığım kremayı yaptım. Son olarak eklediğim margarini 50 gr'a düşürdüm ve 1 yumurta ilave edip öyle çırpma işlemi yaptım. Bunu da pastayı hazırlamadan 2-3 saat evvel hazırlamamız soğuması ve kıvam alması için gerekiyor.

2 paket krem şantiyi üzerindeki pastalar için kullanılması gereken tarifine göre çırptım ve buzdolabında 30 dk kadar beklettim. Krem şanti hazır olunca yaklaşık 8-10 kaşık kadar hazırladığım kremaya ilave ettim, kaşıkla karıştırdım.

Pandispanyalarımı 3 kata böldükten sonra ilk kata krema ve böğürtlen koydum, ikinci kata da aynı uygulamayı yapıp son katı kapatıp kalan sade krem şanti ile iyice sıvadım. Bu şekilde hazırladığım pastayı buzdolabında 1 saat kadar bekletip sonrasında şeker hamuru kaplama ve süsleme aşamasına geçtim.

Yukarıdaki tarif şeker hamuru ile kaplamadan da misafirler için uygulanabilecek bir pasta tarifi. Buzdolabında bekletme aşamasından sonra bir kat daha krem şanti ile sıvanıp meyve ya da farklı uygulamalarla süslenebilir.


Buradan hepinize güzel bir bayram diliyorum. Ramazan ayının bereketi, bolluğu evlerinizden hiç eksik olmasın.

Afiyetle kalın,


16 Eylül 2009 Çarşamba

MAYALI KATMER BÖREĞİ


Bu sene de Ramazan ayını neredeyse bitirdik. Sanırım cok az acıkarak oruç tuttuğum nadir bir Ramazan süreci geçirdim. Sürenin uzun olmasından sanırım vücut açlığa dayanıp, sonrasında yemek yemek ihtiyacını belirli bir zaman sonunda "stand-by" moduna alıyor :)
İşte bunun gibi bir gündü, bir pazar günü, canım hiç yemek çekmezken, karnım hiç ama hiç aç değilken , Engin börek açmamı istedi benden :) Şimdi bu nasıl bir talep ? Yerli mi yersiz mi , bilemedim.. Eee beyimize boynumuz kıldan ince. Yeni bir tarif denemek üzere kalktık mutfağa girdik.
Yapımı çok zor değil.. Biraz el oyalıyor ama lezzetli ve güzel bir börek oldu.
Malzemeler:
Hamuru için:
  • 1/2 kg un
  • 1/2 su bardağı yoğurt
  • 2/3 su bardağı sıvıyağ
  • 20 gr yaş maya
  • tuz

  • arasına sürmek için 100-125 gr kadar tereyağ ya da margarin-tereyağ karışımı (arzuya göre tercih edilebilir)
  • içine ufalanmış beyaz peynir ve ince kıyılmış maydanoz
  • Üzerine sürmek için yumurta

Öncelikle maya el yakmayacak sıcaklıkta olan bir miktar su ile eritilir. Derin bir kaba un, yoğurt, sıvıyağ, maya ve tuz konur ve yoğurulur. Yağlı ve yumuşak bir hamur elde edilir.

Hamur hiç bekletilmeden 6 eşit parçaya ayrılır.

Arasına sürülecek yağ bir tavada eritilerek hazırlanır.

Eşit parçalara ayırdığımız hamurları ince bir şekilde yaklaşık bir yemek tabağı büyüklüğünde açalım. Yağlı bir hamur olduğu için açımı da kolay oluyor.

Açtığımız hamurun her yerine erittiğimiz yağdan sürelim ve köşeleri içeri doğru alarak, bohça biçiminde katlayalım.

Elde ettiğimiz kare şeklini enne ve boyuna iki eşit parçaya bölerek 4 adet üçgen elde edelim. Üçgenlerin ortasına peynirli harcımızı koyup kapatalım ve yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine dizelim.

Tüm parçalar bitene kadar aynı işlemi tekrarlayalım.

Üzerlerine yumurta sarısı sürüp arzuya göre susam ve/veya çörekotu ile süsleyelim. 170 derece fırında üzerleri kızarana kadar pişirelim.

Afiyetle,

14 Eylül 2009 Pazartesi

İFTAR SOFRASI 2 - VESİLESİ DOĞUMGÜNÜ

Geçtiğimiz hafta doğumgünüm nedeniyle iftarda ailecek bizim evde toplandık. 20 yaş dişlerimin bana verdiği azap nedeniyle bu sofranın hazırlığını malesef ben yapamadım. Canım annecim güzel elleri ile harika bir menü oluşturdu.


İftar soframızda:

Pastayı da canım annem elleri ile hazırlamıştı. Artık o da kendi klasiklerini farklı yöntemlerle sergilemeye başladı.

Bu pastayı da çilekli yaz tatlısını farklı şekilde uygulayarak yapmış. Kedidilerini kelepçeli kalıbın içerisine dizip kremayı orada uygulamış, servis etmeden az önce de kelepçeyi açtı. Kreması daha sıkı olsun diye pişirdikten sonra çırpma işleminde 1 yumurta ilave etmiş. Her zaman söylediğim gibi annem göz kararı tarif uygular, tıpkı tüm anneler gibi :) O nedenle burada verdiğim kremanın daha sıkı olması için unu çoğaltıp, sütü azaltmış da olabilir. Herhangi bir mutfak kazası oluşmaması adına uyarmak istedim. Ben de denediğimde size tam tarifi bildiririm.

Yaş 20'yi aşalı bir hayyyliii :) olmasına rağmen doğumgünüme 1 gün kala yirmilik dişim kendisinin de benimle büyümekte olduğunu acı bir şekilde gösterdi bana. 5 gündür bu acıyı çekiyorum. Malesef apse olduğu için de müdahale edilemiyor henüz :( Dün gece yine sağlığımızın ne değerli olduğu geldi aklıma, Allah'ım kimseyi ufacık ağrı ile bile karşılaştırmasın.

Geçtiğimiz haftaya dair yazacak daha çok şeyim var ama bugünlük bu kadar yeter.

Afiyetle kalın,

7 Eylül 2009 Pazartesi

CEVİZLİ & NOHUTLU BÖREK VE DOMATESLİ SOS



Cevizli börek duymuştum. Hani peynire ilave edilir, belki kıymaya. Ama nohutlu börek ne duymuştum ne de yemiştim doğrusu. Konuklarımdan anne ve kız alerjik olunca ne'li börek yapabilirim diye başladım düşünmeye.

Arşivi karıştırdım, sebzeli böreklere bir göz attım.


Ya içinde yine süt ve süt ürünleri var.. Ya canım çekmedi ya da sevmeyenler var ...

Tüm olasılıksızlıklar neticesinde başladım orada burada gezinmeye, dergi karıştırmaya..

Sonunda bir internet sitesinde, blog olmadığı için adını malesef sonrasında hatırlayamadım, nohutla yapılmış bir börek örneği gördüm. Ama hem şekli hem de sunumu itibari ile benim az sonra vereceğimden biraz farklıydı. Ben sadece nohut ve ceviz uyumunu keşfetmiş oldum:)

Misafirlerimin damak tadına dair yine de risk yaratmamak adına konuklarım gelmeden bir gece evvel bir deneme yaptım. Aslında sitede belirtileni birebir deneyerek yaptığım bu demoda karar verdim bazı değişiklikler yapmaya diyebilirim.

Yanında sunulan sos ile son derece lezzetli bir ikram haline dönüştü. Lezzetini henüz 2 yaşını yeni dolduran Naz dahi sanırım 3 tane yiyerek tescillemiş oldu :)


Malzemeler:
  • 3 yufka (24 adet börek elde ediliyor)
  • 1-1,5 su bardağı haşlanmış nohut (Ben Tamek'in son gönderdiği hediye kutusundan çıkan nohutu kullandım.
  • 1 su bardağı ceviz (iri çekilmiş olacak)
  • tuz - karabiber
  • kızartmak için sıvıyağ

Domates Sosu için:


  • 1 adet orta boy domates(kabukları soyulmuş)
  • 1 tatlı kaşığı domates salçası
  • 1 yemek kaşığı ketçap
  • tuz-karabiber-kimyon-kırmızı biber-kekik
  • 1-2 yemek kaşığı zeytinyağ
  • 1 diş sarımsak

Yufkalarımızı yatay ve dikey olarak öncelikle ortadan bölerek 4 adet geniş üçgen elde ediyoruz. Sonra çapraz keserek her bir üçgeni iki parçaya ayırmış oluyoruz. Sonuçta her bir yufkamız eşit 8 parçaya ayrılmış olacak.

Haşlanan ya da konserve olarak kullandığımız nohutlarımızı rondodan geçirip iyice eziyoruz. Sonrasında ceviz ve tuz, karabiber ilave edip iyice karıştırıyoruz.

Üçgen kestiğimiz yufkaların geniş kısmına iç harcımızdan koyup minik sigara böreği şeklinde sarıyoruz.

Tüm yufkalarımız için aynı işlemi tekrarlıyoruz.

Tavaya sıvıyağ koyup kızmasını bekliyoruz. Kızan yağda sardığımız börekleri pişiriyoruz. Renkleri dönüp kızarınca kağıt peçete koyduğumuz bir tabağa çıkartıyoruz.

Sosunu hazırlamaya başlıyoruz.

Sos için belirtilen tüm malzemeleri rondoya koyup 3-4 sn makinayı çalıştırıyoruz. Eğer rondo kullanmayacaksanız, domatesi rendelemeniz ve sonrasında tüm malzemeleri kendiniz karıştırmanız yeterli olacaktır.

Bir sos tabağına hazırladığımız sosu koyup servis edeceğimiz büyük tabağın ortasına koyuyoruz. Böreklerimizi de sosun çevresine dizip servis ediyoruz.

Porsiyon servis edilecekse, sos böreklerin üzerine ya da yanına da konabilir.

Servis önerisi:

Naneli Limonata



Afiyetle,

3 Eylül 2009 Perşembe

FIRINDA DOMATES SOSLU KUZU



İftar davet menümün baş kahramanının tarifini vermek istiyorum bugün sizlere. Yumuşacık, tam kıvamında pişmiş, tabiri caizse "lokum" gibi bir et yemek isterseniz bu tarifi denemenizi şiddetle tavsiye ederim.
Tabii tarifde marifet var ancak bu işin sırrı doğru kasaptan doğru eti alabilmek aynı zamanda. Kasap alışverişinde işi bilir kişiye muhakkak danışırım. Kasap eğer bu et olmaz, öyle pişmez derse üzerine laf söylemem. Bu yemeğin sosu da muhakkak lezzetinde önemli pay sahibi ancak ben sezarın hakkını sezara vermek taraftarıyım.
O yüzden malzemelerin başındaki ilk şey:
  • Doğru kasaptan alınmış doğru et :)

Eti açalım biraz isterseniz.. Ne eti?

Ben bu sosu daha önce muhtelif kereler dana bonfile ile de uyguladım, kesinlikle tarif şaşmıyor.

Ama bu sefer yazımda da belirttiğim gibi alerjik bir durum söz konusu olduğu için kuzu eti ile yapmaya karar verdim. Kasaba gidip, yapmak istediğimi anlatınca bana kuzu koldan 7 parça et verdi. Kemikli kısımları da var tabii.

Etleri güzelce yıkadıktan sonra bu sefer de anne sözü çalındı kulağıma :) "Kuzu etini çelik tencerede margarin ya da tereyağ ile hafifçe dış yüzeyi kızaracak şekilde bir müddet kızart, sonra sosla. Suyu içinde kalır, yumuşacık olur" demişti..Normalde bu işlemi bonfile için uygulamıyorum. Bonfilede eti yıkadıktan sonra direk tepsiye dizip üzerine birazdan malzemelerini vereceğim sosu döküyorum.

2-3 yemek kaşığı margarin ya da tereyağını çelik tencerede ya da tavada eritip etlerin yüzlerinin rengi değişene kadar hafifçe kızartıyoruz.

Fırın tepsisine yada servis etmek istediğimiz bir borcama kızaran etlerimizi dizip , kızarttığımız yağı da etlerin üzerine gezdiriyoruz.

Sos Malzemeleri:

  • 1 adet büyük domates - kabukları soyulacak
  • 1 adet orta boy soğan
  • 4-5 diş sarımsak
  • 3-4 adet sivri ya da çarliston biber
  • 1 yemek kaşığı domates salçası
  • varsa 1 tatlı kaşığı biber salçası
  • tuz, karabiber, kırmızı biber, kekik
  • 1 yemek kaşığı margarin ya da tereyağ
  • su

Domates, soğan, sarımsak ve biberi mutfak robotunda iyice ufalana kadar çekiyoruz. Tüm bu malzemelere salça, baharat ve yapı da ilave edip bir kez daha mutfak robotunu çalıştırıyoruz. Yaklaşık 1/2 su bardağı su ile sosumuzu sulandırıyoruz. Koyuluk durumuna göre su ilave edebilirsiniz. Boza kıvamında olması yeterli.

Tepside dizili olan etlerin üzerlerine sosu döküp, alüminyum folyo ile tepsiyi sıkıca kapatıyoruz.

200 derece fırında yaklaşık 2,5 saat pişiriyoruz.

Not: 1,5 saat sonrasında kontrol etmeye başlayabilirsiniz. Etin ip ip ayrılıyor olması gerekiyor.

Servis Önerisi:

Mantarlı & Mısırlı Pilav


Dereotlu Bulgur Pilavı


Afiyetle,

1 Eylül 2009 Salı

İFTAR SOFRASI

Cuma akşamı iftara misafirlerim olduğundan bahsetmiştim. Çarşamba akşamı yapılan alışveriş ve perşembe günü hazırlanan yemekler ile cumaya vardık çok şükür. İşyerim evimden birrrrr haayyyyliii uzak :) olduğu için , kendimi riske atmadan soframı bile perşembe akşamından kurup hazırladım. Ne zamandır kullanmayı dört gözle beklediğim yeni aldığım suplalarımı (büyük dekoratif tabak) kullanmak sonunda nasip oldu. Anneciğimin bir zamanlar vitrin örtüsü olarak kullandığı benim kumaş peçeteye çevirdiğim nadidelerim de bir güzel ütülenmişti. Evdeki peçeteliklerden seçemeyince tabaklara uygun dore rafyaları kurdele şeklinde bağladım. Ve sofram cuma gecesine hazır duruma geldi. İyi ki de hazırlamışım, eve vardığımda sadece 30 dk kalmıştı iftar vaktine. Tabii beni bir hayal edin :) Engin'in dediği gibi vızır vızır :)

Tüm menüyü bir fire ve bir ilave ile hazırladım. O ne ? demeyin :) Mücver yapacaktım, yetişmedi. Ama güveçte arpacık soğan ile konuyu dengeledim sanırım :)
Gelen konuklarımın özel bir durumu söz konusuydu. Baş misafir dayısının kuzusu süt ve süt ürünlerine, dana etine alerjik olduğu için menüyü bu yönde şekillendirmek durumundaydım.Yani bu menüde süt-yoğurt-peynir-tereyağ-dana eti yok :)
İftar Menümüzde:
  • Süzme Mercimek Çorbası
  • Zeytinyağlı Taze Fasulye
  • Patlıcan Salatası
  • Közlenmiş Sarımsaklı Kırmızı Biber
  • Fırında Domates Soslu Kuzu
  • Pirinç Pilavı
  • Güveçte Arpacık Soğan
  • Cevizli & Nohutlu Börek - Domates Sos ile
  • İftariyelik
  • Tatlı olarak Baklava

O telaş ile herşeyin fotoğrafını malesef çekememişim. Buna bile güldüler:) Ezan okunmuş ben, "durun ! yemeyin!" diye etrafta kamera ile dolanıyorum :)
Birçok şeyin fotoğrafını o akşam çekemeyince kalanların fotoğrafını bir ertesi gün çekebildim. Tabii kalanların :)


Bu arada bilmem farkediliyor mu ama fotoğrafçılık kursuna başladım cumartesi günü. Et, çorba ve böreğin fotoğrafları kurs sonrasında çekildi:)

Bakalm bu önümüzdeki 5 hafta neler değiştirecek?
Ama cidden önemli bir konu şu ki, üşenmemek lazım.. Tabağa at, çek olmuyor :)
Bir sonraki yazımda seveceğinizi umduğum cevizli&nohutlu böreğin tarifini paylaşacağım.
Afiyetle,

31 Ağustos 2009 Pazartesi

ADA MEZE


Ada Meze, tamamen annemin verdiği bir isim. Aslında bildiğiniz patlıcan, biber kızarması. Üzerindeki sosu nedeniyle şakşukayı çağrıştırıyor. Öyle ya da böyle bizim evin misafir ikramı kalemlerinin başında geliyor. Kim gelecek olsa, Sevda Abla "Ada Meze" var mı diye muhakkak soruyor :) Tabii sağlıklı yaşam nedeniyle kızartmaya hasret vatandaşın bu tepkiyi vermesi son derece olağan.
Ramazanda da sofralarımızda Ada Meze.
Kayıtlarda bulunması adına buyrun malzemeler:

Adetleri kişi sayısına göre ayarlayabilirsiniz.


  • Patlıcan

  • SivriBiber

  • Kırmızı(Kombo) Biber

  • Çarliston Biber

  • Kızartmak için sıvıyağ

Sosu için



  • 3-4 adet domates

  • 1 yemek kaşığı salça

  • 4-5 diş sarımsak

  • tuz

Tüm sebzeleri zar şeklinde ufak ufak doğrayıp ayrı ayrı hazırlıyoruz. Sırasıyla patlıcan ve biberleri kızartıp kağıt havlu serdiğimiz bir tabağa alıyoruz.


Domatesleri rendeliyoruz. Bir tencerede salça, ince ince doğranmış sarımsak ve tuz ilave edip bir müddet pişiriyoruz.


Kızarttığımız sebzeleri servis edeceğimiz tabağa alıp, üzerine sosunu döküyoruz. Arzuya göre süzme yoğurt ile süsleyip servis ediyoruz.


Afiyetle,

28 Ağustos 2009 Cuma

TEPSİ KÖFTESİ

Fırında pişen yemeğin tadı daima başka oluyor. Köfte esasen aynı köfte, üzerindeki de aynı patates olmasına rağmen bu yemeği çok severek tüketiyoruz. Halen güncel bir iftar sofrası menüsü yayınlayamamış ben, Tepsi Köftesi ile bir sonraki yazıma kadar sizleri baş başa bırakıyorum.

Bu ara çok uzun sürmeyecek onu da belirtmek istiyorum:) Dün akşam iftar sonrası bir mesai ile bu akşamki konuklarım için hazırlandım. Yani bir sonraki tarifim güncel bir ramazan sofrasından geliyor...

Gelelim köfteye :)
Malzemeler: (2 kişilik - ancak 4 kişi rahatça tüketti) :)


  • 250 gr yağsız dana kıyma

  • 1 adet orta boy soğan

  • 1 çorba kaşığı tereyağ

  • tuz-kimyon-kırmızı biber-karabiber

  • 2 adet orta boy patates

  • domates,biber

Soğanı rendeleyip suyunu iyice sıkıyoruz. Kıyma, soğan ve baharatları iyice yoğuruyoruz. Tereyağını da ilave edip bir harca iyice yediriyoruz. Pişireceğimiz tepsi ya da borcamın (ortalama 20-22 cm çapında olmalı, daha büyüğü köftenin çok ince olmasına neden olacaktır) dibini yağlayıp kıyma harcımızı koyuyoruz. Elimizle bastırarak tepsinin dibine iyice yerleştiriyoruz. Patatesleri soyup yuvarlak doğruyoruz ve köfte harcının üzerine diziyoruz.Domatesleri de yuvarlak doğrayıp, patateslerin üzerine yerleştiriyoruz. Biberleri de koyup önceden ısıtılmış 170 derece fırında pişmeye veriyoruz. Ara ara kontrol ederek, gerekirse tepsimizi çeviriyoruz. Patatesler pişince yemeğimizi fırından alıyoruz.


Bir spatula yardımı ile köftemizi servis edeceğimiz tabağa çıkartıyoruz.


Afiyetle,

Servis Önerisi:

Mantarlı & Mısırlı Pilav

25 Ağustos 2009 Salı

KAŞARLI MANTAR SOTE

mantar sote



Sanırım uykusuzluk vuruyor beni en çok. Yememişim, içmemişim .. bunlara alışıyor insan da cidden uyu, kalk, saati tekrar kur, yediğin için uyuyama, tam uyudun yine kalk, serviste uyu, uyan, işe başla .. çok fenayım çokkk..Sabah 6'da kalkmasam ne güzel olurdu :)
Ramazan ayının benim için en zorlayıcı yanı bu işte. Uyku konusu. Sabah çok erken uyandığım için ve gece de uykum bölündüğü için tabiri caizse perişan bir görüntü sergiliyorum :)
Ama tüm bu uyku sorununun ötesinde hakikaten büyülü bir şey.Yani vücuduna saat takılı gibi acıkacağı saati bilen ben, nasıl oluyor da akşam iftar saati geldiğinde dahi acıkmamış oluyorum, kendime şaşmıyor değilim.
Bu sene iftar sofralarımız son derece mütevazi.Mevsimsel olarak sanırım canım hiç ahım şahım bir şey çekmiyor.Annemin tabiri ile "bana bir tek çay yeter" moddayım.Eşim de aynı durumda.Zaten insan ikinci lokmasında tıkanmıyor mu? O yüzden henüz buraya taşıyabileceğim özel, daha önce yayınlanmamış bir yemeğim olmadı. Ben de eskilerden dem vurmaya devam ediyorum. Kaşarlı mantar soteyi aslında garnitür olarak etin yanına yapmıştım ancak yanına güzel bir pilavla ana yemek olarak da ikram edilebilir. Mühim olan mantar sevmek sanırım. Bu kilit soru. Çünkü 10 kişi dizsek mantar sevmeyen 7 kişi çıkartabiliriz :) Protein olarak son derece zengin olan mantarın kötü bir namı var sanırım. Ben çok severim ve bayıla bayıla da yerim. Ama dünya yemekseçme şampiyonu değerli eşim tabii ki kimseyi şaşırtmaz ve birçok kişinin yemediği mantarı o da yemez :) Bu menü bir misafir durumundan kalma.. Yani sırf ona pişmemiş bir yemek olduğu için "özgür kız mutfakta kendini rahat ifade edebilmiş" durumu söz konusu.

Malzemeler:
  • 1/2 kg mantar (ince doğranacak)
  • 2 adet domates (kabukları soyulmuş, küp küp doğranmış)
  • 3-4 adet biber (ufak ufak doğranmış)
  • 1 adet ufak boy soğan (küp doğranmış)
  • 1-2 diş sarımsak (ufak ufak kesilmiş)
  • 1 yemek kaşığı domates salçası
  • 1-2 yemek kaşığı sıvıyağ
  • tuz-karabiber-kekik
  • üzeri için kaşar peynir (dil peyniri de olabilir)
  • sıcak su

Mantarları güzelce temizleyip, kararmaması için limonlu suda bir müddet bekletiyoruz. Mantarlar da dahil olmak üzere doğranması gereken tüm malzemeleri hazırlayıp bir tencereye sıvıyağımızı koyuyoruz.

Önce soğan ve sarımsakları kısık ateşte soteliyoruz. Sonrasında biberleri ekleyip , yumuşayana kadar pişiriyoruz. Biberler kıvama gelince mantarları ekliyoruz. Suyunu salıp tekrar çekene kadar kavuruyoruz. Domates ve salçayı ilave edip , yaklaşık 1 -1,5 çay bardağı kadar sıcak su ekliyoruz.Baharatını da ekleyip, tencerenin kapağını kapatıp, kısık ateşte yaklaşık 5 dk kadar tüm tatların birleşmesi için pişmeye bırakıyoruz. Pişen sotemizi ısıya dayanıklı bir başka kaba (servis etmek istediğiniz) alıp üzerlerine dilim ya da rende, nasıl arzu ederseniz, kaşar peyniri serpiyoruz. Sıcak fırına verip kaşarların erimesini ve hafifçe üzerlerinin kızarmasını sağlıyoruz.

Not: Soteyi misafirleriniz gelmeden pişirebilir, fırına verme işlemi sofraya geçme aşamasında yapabilirsiniz. Bu sayede sıcak servis etmiş olursunuz.

Servis önerisi: Hafif bir tereyağı ile güzelce pişirilmiş, dana bonfilenin üzerine konarak yanına pilav ile servis edilebilir.

Afiyetle,

21 Ağustos 2009 Cuma

PAZARLAMADA KİTLELERE ULAŞMAK

Oooo... Başlığa bakılırsa derin bir mevzu geliyor demeyin. Tez ödevi niteliğindeki bu başlığın sebebi son dönemde yaşadığım örneklerin artması.

Önce Uno yaşattı aslında çoğumuza bu tecrübeyi. Bir gün eve döndüğümde apartman görevlimiz ben yokken kendisine bırakılan kutuyu teslim edince, o heyecanı ilk kez yaşamıştım. İçinden çıkan adıma yazılmış mektup ve harikulade tasarlanmış bir pazarlama stratejisi ile tanıtılan ürünler, markanın kafamdaki algısını daha da güçlendirmişti. Uno , bunu ürün gruplarının tamamını tanıtana kadar devam etti , eee tabii ben de anlatmaya. Kitle tespiti noktasında son derece başarılı bulduğum bu aktiviteler dizisini Uno, harika bir organizasyonla sürdürdü.

Sonra Tefal, yeni piyasaya sürdüğü ürünü Actifry tanıtmak amacıyla bizleri biraraya getirdi.Yine hedef kitle belliydi.. Sesini blog mecrasından duyuranlar.

Bir sonraki seferde Tamek, içecek grubunu bizlerle buluşturdu. Tamekids ile bu kutu vasıtasıyla daha yakından tanışmış olduk.

Tam mevsiminde, Algida'nın yaptığı bir diğer pazarlama faaliyeti ise ürünün ve markanın gücünü yerinde görme fırsatı tanıdı bizlere. Carte d'or lezzetlerini fabrika bantından tatmanın keyfini günlerce dilimize doladık.

Hem bir blog yazarı hem de pazarlama konusunda kariyerine devam eden bendeniz bu faaliyetlerin her birini bir örneklem, bir trend analizi şeklinde de değerlendirdim aslında. Tümü kendi alanında çok güçlü bu markaların faaliyetlerinin temelinde yatan şeyin özünün, marka bilinirliliği güçlendirmek ve kitlelere aracı kullanmadan ürünü birinci elden, direk temasla tanıtmak olması , günümüz pazarlama alışkanlıklarının ne derece boyut değiştirdiğini bizzat gösteriyor.

İşte bunların son örnekleri...

Geçen hafta yine Tamek'ten aldığım bir kutu oldu. Bu sefer içerisinde konserve, salça vb bir grup ürün yer alıyordu. Kutuların anlamını daha da arttıran isme gelen mektup ile birlikte. Açılan yeni websitesi ve yapılacak yemek yarışmasının tanıtımını içeren kutu yine bahis konusu olacak şekilde son derece etkin hazırlanmıştı.


Bir blog yazarı olduğum için değil, bu sefer şirkete direk tüm personele yönelik yapılan bir pazarlama faaliyetinden bahsedecek olursak, Amerika'nın meşhur Doughnut markası Krispy Kreme , Türkiye pazarına müthiş bir tanıtım ile girdi diye düşünüyorum.

Eğer bu faaliyet için ayırdığı bütçeyi iki ya da üç gün prime time zamanında televizyonda iki sefer reklam döndürerek kullansaydı, aynı etkiyi bırakır mıydı? Ben sanmıyorum.
Çünkü bütün haftasonu Bağdat Caddesi'nde kutu kutu ürün dağıtarak, sonrasında bizim şirket gibi personel sayısı yüksek firmaları hedef alıp onlara da dağıtım yaparak bir iki reklamla yapamayacağı tanıtımı yapmıştır diye düşünüyorum. Haaa bu arada Krispy Kreme'e ben bayıldım , hamuru müthiş.. Yumuşacık ve insanın yedikçe yiyesi geliyor:) Bu iyi bir şey mi tabii tartışabiliriz :)

Pazarlamacı damarım tuttu bu sabah, fazla tuşladım kusura bakmayın artık:) Ama hakedene bir iki kelam etmemek olmaz.

Tüm bu sözlerin ardından herkese iyi ramazanlar diliyorum. Sofralarınız bereketli, ağzınızın tadı yerinde olsun.

Afiyetle,



19 Ağustos 2009 Çarşamba

YENİ BİR BAŞLANGIÇ DAHA ...

Biliyorum iyice ihmal ediyorum artık.. Ama son bir kaç aydır, yoğun bir koşuşturmaca içerisindeydim. Çikomu :) evlendirdim. Yarı kaynana sayılırım :)
Bir çok blogda ramazan hazırlıklarını gördüm imrendim doğrusu.
Benim de mutfağa dönme vaktim artık geldi. Hadi bakalım atalım üzerimizdeki yaz rehavetini. Coşku ile karşılayalım mübarek ramazan ayını.
Afiyetle,

14 Ağustos 2009 Cuma

TAHİN HELVALI KEK

Hakikaten bazen eşimin dediği kadar varım. Ne zaman kek yapsam içine muhakkak bir şeyler karıştırma, sade yapmama eğilimim olmasına kızan eşim haklı. Bunu son yaptığımda da kendisine ispatlamış oldum sanırım. Ama vallahi elimden gelmiyor. Hadi dümdüz , içinde hiç bir ilave malzeme olmadan bir kek yapayım diyorum ama olmuyor. İçimdeki o ses hayat buluyor ve kulağıma fısıldıyor :)"Buzdolabına bir daha göz at, muhakkak katacak bir şey bulacaksın" :)

Cuma akşamı çok spot bir şekilde karar verip, yemeğe davet ettiğim arkadaşlarım için hızlısından bir menü oluştururken aklımda tatlı yapmak hiç yoktu. O yüzden iş dönüşü markete gittiğimde de herhangi bir malzeme almadım bunun için.

Ama eve gelince Sevgim'ciğimin doğumgününü beraber kutlamadığımız ve kendisine aldığım hediyeyi henüz vereceğim aklıma gelince , şu meşhur ses yine bir soru sordu bana :) Eeeee pastasız hediye olur mu hiççç?? Tabii olmaz :( Hazır da almak istemiyorum. Kimse gücenmesin ama hazır pasta hiç sevmem.Pasta yapmaya vaktim yok. Hem soğumaz , bir şeye de benzemez.. Keşke biraz malzemem olsaydı derken..... O ne bir paket kekun :) Tamam dedim, bir kek yaparım hem de hamiş arkadaşımın midesi de yoldaki bebişi de bayram eder :)

Hmmm neli kek yapsam? "İşte klasik soru" Sanki bir kek bir şeyli olmalı ? :)
Kakao ... Yok :( Bitmiş :(
Üzüm ... Engin yemez :(
Havuç ... Engin yemez :(
Limon ... Ben yemem :)

Ceviz ... hahh o var ... Eee ama azıcık kalmış :(

Dur bakayım o ne ? Kekun paketinin üzerinde bir tarif ... Tahin Helvalı Kek :)
Şimdi diyeceksiniz ki , kakao yok helvayı nerden bulacaksın.. Demeyin demeyin ... O var :)
İşte kekin içinde bir şeyler olma konusu böylece halloldu.. Hem de sonuç harika. Kimse içindekinin ilk tadışta ne olduğunu doğru tahmin edemedi. Tanıdık bir şey ama bu ne dediler hep :)


Gelelim kekin tarifine.. Keki tariftekine uygun şekilde yaptım ama bence şeker miktarı biraz azaltılabilir, bana fazla tatlı geldi. Bir de hani yukarıda yazdığım azıcık ceviz vardı ya o da bu kekin içine girdi ve bence sonuç daha da güzelleşti :)

Malzemeler:
  • 1 paket sade kekun
  • 4 adet yumurta
  • 180 gr eritilmiş margarin
  • 1 su bardağı süt
  • 1,5 su bardağı toz şeker *** bu azaltılabilir
  • 1 avuç ceviz (hiç dövmeden kattım)
  • 200 gr tahin helva (ben kakaolu kullandım)

Fırını 180 derecede ısıtıyoruz. Kalıbımızı iyice yağlayıp hazırlıyoruz. Yumurta ve şekeri krema kıvamına gelinceye kadar çırpıyoruz. Erittiğimiz margarini yumurta şeker karışımına ilave edip çırpmaya devam ediyoruz. Sütü de katıp kekunu ekliyoruz. Çırpma işlemine devam edip son aşamada helva ve cevizi ilave ediyoruz. Hazırladığımız kalıba karışımımızı döküp fırına veriyoruz. Yaklaşık 50 dk kadar pişiriyoruz. Fırından çıkartmadan evvel kürdanla pişip pişmediğini kontrol ediyoruz.

Bu hafif mayhoş tadı beğeneceğinizi düşünüyorum.

Afiyetle,

11 Ağustos 2009 Salı

KELEBEK PASTA

Dayısının kuzusu artık kocaman kız oldu. Tam 2 yaşında. İlk yaş pastasını burada olmadığım için ben yapamamıştım ama bu sefer onun deyimi ile MO.. pasta yapma şansım oldu.

Kelebek pastayı Naz kaç sefer üfledi saymadım ama sözlerini tam olarak söyleyemese de melodisinden kaçak vermedi. "İyi ki doğdun nazzz !!!" şarkısı dilinden eksik olmadı tabii onun dilinde. udududuuu naaaaa :)



Nice mutlu yıllara dayıcım :)

3 Ağustos 2009 Pazartesi

ZEYTİNYAĞLI ENGİNAR




Gelişim her daim memnuniyet verici bir unsur bence. Bir şeylerin daha iyiye, güzele doğru yol aldığını gözlemlemek ya da bunu algılıyor olabilmek. Hep çocuklarda hissettiğim bir şey bu benim aslında, onların büyümesine şahit olmak zaman denen izafi şeyi elle tutulur şekilde ispat etmiyor mu? Zamanı gözlemleyebilmek belki de sadece bu şekilde maddeleşirken bugün kendimde bir gelişime tanık oldum. Zeytinyağlı Enginar tarifi yazmış mıydım diye kendi bloğumu didiklerken bir baktım "O ne??" ayyy bir de o fotoğrafı beğendim de koydum mu ben yaa, diyiverdim. Sonra sakinleştim ve gelişimin tadını çıkarttım 2-3 sn. :) Kendine kızma Müge! Kendini sev, 2007'den bu yana algındaki, zevkindeki, gözündeki değişimi seyret ve kendini sev dedim :) Öyle de yaptım valla, ne yapayım :) İşte o bahsi geçen link .. Utanmadım bir de link verdim , hahahhaa :)



Ekim 2006'da blog yazmaya başladığım zamandan bugüne neredeyse 3 sene geçti ve sanırım Allah izin verir , yazmaya devam edersem 3 sene sonra bugüne dönüp "Aman Tanrım!!" nidaları atıyor olabilirim :) Gelişim de şart, eğitim de :)



Bu vesile ile pişirdiğim canım enginarlarımın yeni oyuncağımla çekilmiş fotolarını koymadan edemedim.O suda yüzen karanlık şeyleri unutun ve bir sonraki 3 sene için bunları hatırlayın sevgili dostlarım:) Duruma göre bakarız ve yine yapar, çeker, koyarız olmadı... Mecra bizim değil mi, ister atarız ister tutarız.. Ohhh yok keyfimize diyecek:)



Enginar, adını da tadını da sevdiğim bir sebze.. Ama en çok nesini seviyorum biliyor musunuz? Bence inanılmaz asil bir sebze. Yanlış anlamayın, altın fiyatı gibi inen çıkan pazarın en pahalı mahsülü oluşundan mütevelli değil, tabakta duruşunun zerafetini kastediyorum. Bence sofrada duruşu bile saraylı :) O yüzden tadını sevmemin yanında ikramını da şık bulduğum için mevsiminde sıkça pişiriyorum.



Tarifini vermişim daha önce.. Ama olsun, bir de burada dursun, ne zararı var? Hiççç :)



Malzemeler: (5 adet)

  • 5 adet enginar
  • 1 büyük boy kuru soğan
  • 1/2 çay bardağı zeytinyağ
  • tuz
  • 4 adet kesme şeker
  • 1 adet orta boy havuç
  • 1 adet orta boy patates
  • 1 kase bezelye
  • ince kıyılmış dereotu - ya da arzuya göre maydanoz (Ben maydanoz kullanıyorum eşim dereotu sevmediği için)
  • su


Soğanları küçük küpler halinde doğruyoruz. Havuç ve patatesleri de soyup küp küp doğrayarak hazırlıyoruz. Bezelye-havuç ve patatesleri bir kasede karıştırarak ilave etmek üzere bekletiyoruz.

Tenceremize zeytinyağını koyup, doğradığımız soğanları kısık ateşte kavuruyoruz. Soğanlar kavrulunca enginarları yerleştirip, kavrulan soğanları enginarların içine doğru alıyoruz. Hazırladığımız patates-havuç ve bezelyeleri enginarların üzerlerine paylaştırıyoruz.



Enginarların üzerine gelmeyecek şekilde su ilave edip, tuz ve şekerini katıp kapağını kapatıyoruz.Kısık ateşte pişiriyoruz. Yaklaşık 30 dk sonra bir bıçakla enginarların pişip pişmediğini kontrol ediyoruz.



Servis tabağına alıp, üzerlerine maydanoz veya dereotu ilave edip soğuk servis ediyoruz.


Bu aralar ActiFry'a takılmış durumdayım. Habire biber, havuç,kabak kızartıp duruyorum. Tabii ki sadece azıcık yağla :) Üzerine de bol sarımsaklı domatesli bir sos, tamamdır.. Var mı yaz gibisi? Yemesi de giyinmesi de kolay :)

Çenem düştü yine..

Afiyetle,

30 Temmuz 2009 Perşembe

GEZDİM, GÖRDÜM, DENEDİM, MEMNUN KALDIM, İZLEDİM, BEĞENDİM

Bugünkü bahanem mutfaktan değil. Başlığa bakıp da şaşırdıysanız eğer bugün biraz gezi, biraz alışveriş önerisi biraz da film tavsiyesinde bulunacağım. Her telden çalacağız anlayacağınız.


İZNİK'te bir gün ...


İlk olarak geçen hafta yıllık iznim esnasında ziyaret ettiğim İznik'ten bahsedeceğim sizlere. İznik'e benim bu ilk gidişim değil. Henüz 1 yaşımdayken İznik'te yaşamışız, mışız diyorum çünkü hiç hatırlamıyorum. Uzun zamandır gidip de görmek istediğim için daha da bir anlamlı oldu gidişim. İznik'e gidişimin sebebi Sevgili Dido'cuğumu ziyaret etmekti. İyi ki de yapmışız, o her zamanki misafirperverliği ile bize harika bir gün yaşattı ve bu sayede anılarımız , daha doğrusu annemin anıları canlanmış oldu.

Dido, yaz aylarını geçirdiği evini her zamanki gibi kendine has zarif zevki ile döşemiş, her köşesine beni hayran bıraktı. Elimde birbirimize alışmaya çalıştığımız yeni oyuncağım fotoğraf makinam ile oranın buranın heryerin :) fotoğrafını çektim , durdum.

Bahçesinde harika bir sofra karşıladı bizleri. Öğle vaktinde ulaştığımız için son derece becerikli olduğu İtalyan mutfağından seçmelerle güzel bir yaz masası hazırlamıştı.

Mönüde, Köy Ekmeğinden Bruschetta, Izgara Örgü Peynirli, Semizotlu Yeşil Salata, Spagetti Bolognese ve Çikolata Soslu Bisküvili Pasta vardı.
Yemeğin ardından sitede keyifli bir gezi yaptık. Heryerini yeşilin bürüdüğü cennetten bir parça olan bu harika yerleşim yerinin ne tarafında fotoğraf çekeceğimi şaşırdım gerçekten. Büyüleyici İznik Gölü'nün kenarında içtiğimiz kahveler, bakılan fallar sonrasında İznik'in içinde bir geziye çıktık.


İznik'e gidip de çini atölyelerini gezmemek olmazdı. Tarihi bir medresede yer alan dükkanlara gidip çininin şekil aldığı envai çeşidi, muazzam eserleri görmüş olduk. Aşağıdaki tabloya hayran kaldım. Fiyatı birhayli pahalıydı ancak el emeği göz nuru olduğu için kesinlikle değer diye düşünüyorum.

Son olarak İznik'te yaşadığımız evi ve eski komşularımızı da ziyaret ettikten sonra ayrılma vakti geldi. Biz yola çıkarken gün İznik'te harika bir tablo gibi batıyordu.




Yolda dönerken buraya kalmaya gelmeli, düşüncesi sardı aklımı. Çünkü yapılacak , gezilecek bir sürü şey kaldı. İznik, tarihi dokusu, doğal güzelliği, sanatı, tüm yol boyunca uzanan meyve-sebze bahçeleri, nefis yayın balığı (yemedik ama aklımızda kaldı) ile kesinlikle görülmesi gereken bir yer. Yolunuz düşerse şimdiden iyi gezmeler diyorum :)


Son dönem alışkanlığım "Easy Shop"



Ne zamandır bahsedicem, bir türlü fırsat bulamadım. İnternet üzerinden alışveriş yapmayı hem büyük kolaylık hem de geleceği günü beklemenin keyifli olduğunu düşünen bendeniz son dönemde Easy Shop'a sarmış durumdayım. DHL'in Amerika'dan alışveriş yapmayı kolaylaştıran bu hizmeti sayesinde artık heyecanla paket bekleme tecrübelerim hızla artıyor. Hazır dolar da bu kadar düşmüşken kim tutar beni değil mi? :) Özellikle pasta malzemesi, yeni kalıp temini gibi ihtiyaçlarımı Easy Shop sayesinde Türkiye'ye gönderim yapmayan tüm sitelerden karşılayabiliyorum. Easy Shop'un da mantığı bu zaten. Amerika'dan Türkiye'ye gönderim yapmayan web adreslerinden de alışveriş yapmamızı sağlıyor. Easy Shop'a kayıt olunca Amerika'da bir posta adresim oldu ve satınaldığım ürünlerin dağıtımı için bu adresi veriyorum. Sonrasında gönderilerimi isteğim zaman DHL ile Türkiye'ye gönderiyorlar. Özellikle http://www.kitchenkrafts.com/ sitesinden ayrılamıyorum :) Kullanımı kolay ve hesaplı bu hizmeti sizlere de tavsiye ederim.

Film Keyfi ve iki film önerisi

İzindeyken seyrettiğim iki filmden de keyif aldığımı söyleyebilirim. İlki Güz Sancısı, çektiği dizi ve filmleri , özellikle dönem eserleri olduğu için keyifle seyrettiğim Tomris Giritlioğlu'na ait olan bu film 50'li yıllarda geçiyor. Sağ-sol çatışmaları, azınlık grubuna bakış açısı ve tüm bu senaryonun içinde bulunan imkansız aşk.. Güzel işlenmiş bir hikaye...

Diğer bir film ise kitabını okuyanların pek beğenmediği yönünde yorum yapılan usta oyuncu Tom Hanks'in başrolünü oynadığı Melekler ve Şeytanlar.. Da Vinci Şifresi filminden sonra yine din unsurları -sırlar-çözüm bekleyen ipuçları barındıran bir film. Kitabı okumadığım için heyecanla seyrettim. Bu da benim fikrim değil mi :)



Ooooo.. Baya bir yazmışım.. Umarım sıkılmamışsınızdır...
Bir sonraki bahanemde görüşmek üzere..
Afiyetle,

27 Temmuz 2009 Pazartesi

SAĞLIKLI YAŞAM PASTASI


Sebze ye, spor yap, fit kal ... Herkesin dilinde.. Söylemek çok kolay ama yapması bana göre çok zor olmuş ve olacak şeyler :) Sebze kısmı tamam, çoookk severek yerim ama spor girişimlerim hep yarıda kalıyor. Tıpkı kışın başlayıp bitiremediğim plates dersleri gibi.
Bu pastabu süreci iyi yöneten birisi için istendi benden. Ne mutlu kendisine.
Geçen hafta yoktum, izindeydim. Kuzenim bile, Müge Abla , boşladın bloğu hiç bir şey yazıp çizmiyorsun diyor. Haklı da.. Bu aralar iyice saldım kendimi sanırım. Bakalım bu hafta eş dost doğumgünü,bebek partisi falan derken baya bir işim düşecek mutfağa.Gelişmelerden haberdar edileceksiniz elbette.
Afiyetle,

17 Temmuz 2009 Cuma

BEN10 KURABİYELERİ VE SÜNGER BOB PASTASI


Yine bir vesile oldu ve bu vesile ile bir çizgi film kahramanı hakkında daha bilgi sahibi oldum,BEN10. Çocukların son gözdelerinden BEN10 kurabiyelerini eski dostum Aylin'in oğlu Dodo için yaptık.


Pasta olarak da Sünger Bob isteyen Dodo'nun bakalım gelecek sene tercihleri ne yönde gelişecek. Merakla bekliyoruz :)
Afiyetle,

14 Temmuz 2009 Salı

MÜCVER ve BİRKAÇ FİLM ÖNERİSİ

Bu ara mutfağımda hep yazın nimeti sebze ve meyveler başrolde. Sanırım sizlerin de öyledir. Son derece sıcak olan havalar nedeniyle canımız hafif yiyecekler çekiyor sadece ve en iyisi de sanırım bu. Kabak benim en sevdiğim sebzelerden biri. Bir de kabuklarının o içimi bir hoş eden yapışkanımsı dokusu olmasa daha da iyi olacak ama ne yapalım, gülü seven dikenine katlanır değil mi:)
Daha önce bir kaç tane kabaklı tarif yayınlamıştım.
Belki bu vesile ile onları da incelemek istersiniz diye düşündüm ve hatırlatmak istedim:
Mücveri annem küçükken sıkça yapardı. Hele de kabak dolması yapıldıysa oyulan kabakların içinden muhakkak mücver çıkartılırdı sofraya. Buzdolabında öylece masum masum duran 2 minik kabakçığı görünce aklıma evlendikten sonra hiç mücver yapmadığım geldi ve hemen kendimize kadar sadece 5 dilim çıkacak şekilde hazırladım. Bu malzemeyi çoğaltarak servis edeceğiniz porsiyon adedine arttırabilirsiniz.
Malzemeler:
  • 2 adet ufak boy kabak
  • 1 adet yumurta
  • ince kıyılmış dereotu
  • ince kıyılmış maydanoz
  • 1 avuç ufalanmış beyaz peynir (arzu etmeyen koymayabilir ancak kullanılacaksa tercihen yağsız peynir kullanmakta fayda var)
  • 1 adet ufak boy kuru soğan (ufak ufak doğranmış)
  • Evde varsa ufak doğranmış 1-2 sap taze soğan (gerçekten tadı harika bir aroma katıyor ancak yoksa kullanılmayabilir)
  • 1,5 yemek kaşığı un
  • tuz, karabiber, kırmızı biber
  • Kızartmak için sıvıyağ
Kabakların kabuklarını iyice yıkayıp derin bir kabın içerisine rendeliyoruz.İyice suyunu sıkıyoruz. Soğanımızı da ufak ufak doğrayıp kabaklara ilave ediyoruz. Dereotu, maydanoz, peynir, varsa taze soğan, un,yumurta ve baharatlarını ilave edip tüm malzemeyi iyice karıştırıyoruz.
Bir tavaya sıvıyağ koyup kızdırıyoruz. Kızan yağa bir kaşık vasıtasıyla hazırladığımız harçtan koyup kaşığın tersi ile harcı yuvarlak şekle gelecek biçimde yayıyoruz. Tüm harç bitene kadar aynı işlemi uyguluyoruz.
İster soğuk, istersek de sıcak şekilde servis ediyoruz.
Servis önerisi : Yoğurt ile servis edilebilir. Ya da önceden hazırlayıp, ikram etmeden önce üzerlerine biraz kaşar peynir rendesi konup fırına verilerek daha şık bir servis elde edilebilir.
Sinema Keyfi
Ne zamandır film önerisinde bulunmadığımı farkettim. Malum ekranlara da yaz geldi ve izleyecek bir şeyler bulmak bir hayli zorlaştı. Ben de bunu vesile ederek hemen hemen her gün bir film seyrediyorum.
İşte son seyrettiğim bir kaç film, tabii ki romantik komedi ağırlıklı :)

Prens ve Ben 3 - Serinin son filmi. Artık sadece vakit geçirmek için seyrediyorum denilebilir. İlk iki film biraz daha romantikti , seyrettiriyordu ama balayı seyahatlerini konu alan son film artık bu seriye son vermeleri gerektiğinin sinyalini veriyor bence :) Ama eminim 4 çekilecek, orada da Amerika'lı halktan bir kızla, Danimarka kralının bebeklerini seyredeceğiz :)


Kehanet, güzel başlamıştı ama sonu beni hayal kırıklığına uğrattı diyebilirim. Günümüzden 50 yıl önce bir ilkokulda öğrencilere 50 yıl sonra nelerin olacağı ve değişeceği sorularak, resmedilmesi isteniyor. Çocukların yaptıkları bir kapsüle konarak okulun bahçesine gömülüyor ve 50 yıl sonra açılıyor. Kapsülden çıkanlar ve zaman zaman ürperten sahnelerle gelişen film, çocuklarla seyredilmemeli.


Angelina Jolie... Bu kadar güzel oynanmaz ..Harika bir film. Seyretmenizi muhakkak tavsiye ederim. 1928'de başlayan filmde oğluyla yaşayan bir kadının başına gelenler anlatılıyor. Uzun ama seyri muhteşem.




İşte tam benlik bir film. Kafa dağıtmaya birebir. Bayanlar, bu filmin karelerinde kendimizi görmememiz işten bile değil çünkü varız :) Alışveriş sapığı bir kızın başına gelen komik durumlar.Çok eğlenceli çokkk :)



Bu da komik bir film ama yanınızda çocuklarınız olmasın dikkat ! Bir çiftin tam çocuk sahibi olacakken yanlış anlaşılmalar nedeniyle 9 ay boyunca birbirleri ile konuşmamalarını konu alıyor. Açık denebilecek sahneler var!

İşiniz , erkekleri terk eden kadınlara , terk ettikleri erkeğin ne kadar iyi biri olduğunu hatırlatmak mı ? Hem de bunu iğrenç bir profil çizerek mi yapıyorsunuz ? En yakın arkadaşının sevdiği kıza , arkadaşının değerini göstermek isteyen genç kurduğu tuzağa kendi düşerse ne olur? My Best Friend's Girl, bunu konu alıyor. Bu film de içerik itibari ile çocuklarla seyretmeye uygun değil ancak eğlenceli.

Afiyetle,

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails